Olaylar Ve Görüşler

Sağlık ve ibadet

24 Mart 2020 Salı

GANİ AŞIK 

EMEKLİ MÜFTÜ VE CHP KAYSERİ MİLLETVEKİLİ 

Koronavirüsün Çin’de ortaya çıkıp komşu İran’a kadar ulaştığı bir zaman diliminde, 21 bin kişinin umre yapmasına izin vermek inanılmaz bir sorumsuzluk ve gecikerek dönüşlerinde uygulanan karantina skandalları da ibretliktir.

İbadet (tapınma) ihtiyacı, insanlığın tarihi kadar eskidir. İbadetlerin içerik ve biçimleri toplumların beslendiği manevi (dini) veya kültürel kaynaklara göre farklı mahiyetler kazansa da aslolan ve değişmeyen öğe, üstün bir güce sığınarak kendisini güvende hissetmek ve iç huzura kavuşmaktır. Dünyevi beklentilerin tümünden vazgeçerek İslam tasavvufunda önemli bir merhale olan fenafillah (Allah’ta varolmak) mertebesine ulaşan kimse için ibadet, manevi hazzın doruk noktası olup yaratılanın, Yaratan’ın üstün varlığında manen ve mecazen buharlaşmasıdır. İdeoloji zehiri ve riyakârlık yüzünden safiyeti ve kudsiyeti ağır bir hasara uğrayan İslam anlayışında ve ibadetlerde, sözü edilen manevi doyuma ulaşma imkân ve iklimi kalmamıştır. “Ben yaşıyorum” diyen yalan söyler, yaşayan da zaten söylemez. İbadetlerin temeli ihlas (içtenlik), şartı da sağlıktır.

Cuma namazı ve umre

Cuma namazı aynı zamanda istiklal ve bağımsızlık namazıdır. Cumhuru ulema, cemaatin hür olmasının, cuma namazının 6 şartından biri olmasından hareketle cumanın bağımsızlık namazı olduğunu hükme bağlamıştır. Esaret altındaki Müslüman ülkelerde cuma namazı kılınmaz, kılınması gereksizdir. Nitekim Kahramanmaraşlı Sütçü İmam, cuma namazı kılmak için camiye giden halkın milli öfkesini, “işgal altındayız, önce düşmanı kovalım “sloganı ile kamçılayarak Kahramanmaraş’taki tarihsel başkaldırıyı başlatmıştır. Sanılanın aksine Fransızlara karşı ayaklanmanın fitilini ateşleyen kahraman, İmam isminde süt satarak geçinen sade bir vatandaştır, yani cami imamı değildir. Anadolu’da nice imam ve müftüler de halkı, Kuvayi Milliye paralelinde örgütleyerek Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’in yanında saf tutmuşlardır. Türk halkının Cumhuriyet ve devrimlerle buluşmasından sonra kimi meczuplar, 100 bin cami, 120 bin din görevlisi, 12 milyarlık bütçesi olan, iktidarın özel birimi gibi çalıştığı için de büyük tepkiler alan devasa büyüklükteki Diyanet İşleri Başkanlığı’na rağmen “Türkiye’nin ‘darı harp’ (işgal altında) olduğunu “iddia ederek (zırvalayarak) cuma namazı kılmıyorlar. Kurtuluş Savaşımız kazanılamamış olsaydı, vatan coğrafyasının kaçta kaçı bize verilecekti ya da bir avuç toprak verilmeyecek, Batılı bazı tarihçilerin ifadesiyle “Haydi bakalım, geldiğiniz yere, Orta Asya’ya” diyeceklerdi. Gafillerin bundan haberleri yok. Cuma namazının yetişkin bir mümine farz olmasının 6 şartından biri de sağlıklı olmak (genel manada), diğeri ise ayaklarının sağlam olmasıdır. Bu koşullar, cuma namazı ile ilgili bütün kaynaklarda zikredilmiş olsa da, 1997 tarihli Diyanet İslam İlmihali, sayfa 173’ü kaynak göstermekle yetinmek isterim. Açıkça anlaşılacağı gibi sağlıklı olmak, cuma namazı kılabilmenin şartlarından birisidir. Peki, camiye “sağlıklı” gidip ölümcül bir virüs kapma ve bu virüsü başkalarına da bulaştırma ihtimali oldukça yüksek (örneğin Covid-19), yani konu ve gündem “sağlık” ise cuma namazının kılınmaması, bir akıl dini olan İslama neden aykırı olsun? Salgın tehlikesine karşın camilerin, isteyenlerin tek başına (cemaatsiz) namaz kılabilmesi için açık tutulması da yaşadığımız büyük bela ve alınan önlemlerle çelişen ciddi bir yanlıştır. Çünkü halk, birer ikişer camiye gidince haliyle bir topluluk oluşuyor ve yakın temas durumu yaşanıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği sıkıntı ve acılardan kaynaklanan, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün değil de Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın talimatları doğrultusunda, daha çok sınır bölgelerinde kimi camilerdeki uygulamaları - o da vatan savunması uğruna - mevcut iktidar çok istismar ettiği için, kendisinin de benzer eleştiriye uğrayacağı endişesiyle, camileri - halkın sağlığı pahasına - açık tutuyor; bunun adı aymazlık ve popülizmdir. İktidar rahat olsun; Atatürkçüler ve ulusalcılar, dine saygı duyarlar, asla istismarını yapmazlar. Umre’nin Hanefi fıkhına göre hayat boyunca (ömründe) bir defa yapılması sünnettir. Çocuk yaşımda rahlei tedrislerinde bulunduğum (feyiz aldığım) Kayseri’nin seçkin din bilginleri ile cemaatle namaz kıldığımızda, bazen sünnet terk edilirdi ve hocamız, “Çocuklar, sünnetin terki de sünnet” derdi. Koronavirüsün Çin’de ortaya çıkıp, komşu İran’a kadar ulaştığı bir zaman diliminde, 21 bin kişinin umre yapmasına izin vermek inanılmaz bir sorumsuzluk ve gecikerek dönüşlerinde uygulanan karantina skandalları da ibretliktir.

Son söz

Namazında /niyazında olanlar bilmeliler ki, ibadet için yaşamak, yaşamak için de sağlıklı olmak tartışılmaz bir zorunluluktur. Bir akıl ve medeniyet dini olan İslamda dar düşüncenin, saplantıların ve kör taassubun yeri yoktur. Cehaletin, sefaletin ve doğmaların girdabındaki İslam dünyasının kurtuluşu da dar kalıpları kırıp akla ve bilime yönelmekle mümkün olacaktır.


Yazarın Son Yazıları