Olaylar Ve Görüşler

Koronavirüs: Ölüsü dirisinden daha tehlikeli

24 Mart 2020 Salı

Av. Dr. Seyithan Güneş

Emekli Hâkim

Doğal bir felaket olan korona virüs nedeniyle oluşan sağlık sorununun hukuk dünyasında ne denli etki yaratacağını şimdiden görmek mümkündür. Felaket olarak gösterilenin, bir “global alicengiz oyunu” veya başka bir deyimle bir “küresel senaryo” olma şüphesi de yok değil. Yaratılan algının ulusal veya küresel reaksiyonunu görünce virüs, bir “hukuk enkazını” da arkasında bırakacağa benziyor. Etkinin, dünya düzenini değiştirecek boyutta olması bekleniyor. Tarihi olayları değerlendirirken MÖ veya MS diyoruz ya, işte bundan sonra da “Koronadan Önce veya “Koronadan Sonra” diyeceğiz gibi geliyor. Sonuç “yeni dünya düzeninin” başlamasına da sebebiyet verecektir. Bu felaketin çok boyutlu olacağı konusunda da çok geniş bir ulusal ve küresel inanç oluştuğu da görülmektedir. Fakat felaketin kalıntısı, ekonomik, politik ve hukuki enkaz şeklinde tezahür edecektir. Ekonomik ve politik yönlerinin yorumlanmasının ve tasvir edilmesini, uzmanlarına bırakılması gerekir. Fakat hukuki yönünü ayrıntıya girmeyecek şekilde kısaca belirtmeye çalışacağım.

Devletler hukuku açısından:Virüsün yayılmasını önlenmesi için bir kısım devletlere ait “malların ithalatına sınırlama” ve o ülkelere “seyahat özgürlüğünü kısıtlama” tersine ihracat edememe veya yurtdışına çıkamama şeklinde tezahür edebilecektir. İşte eşya ve insan dolaşımı ile ilgili devletler arası birtakım yeni antlaşmalar yapılacağı gibi eskilerin ise feshi veya tanınmaması şeklinde problemler çıkacaktır.

Hukuki boyut

Anayasa hukuku açısından: T. C. Anayasası’nın 119. maddesine göre, salgın hastalıklar sebebiyle olağanüstü halin ilan edilmesi, b) işten çıkarılmalar nedeniyle işsizlere iş, fakirlere yardım için sosyal devletin bir gereği olarak iş ve aş sağlama yükümlülüğü en üst seviyede devreye girecek ve bu da yönetimleri zorlayacaktır. (Örneğin 2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’de devrin hükümeti vatandaş ve askerin aç bırakılmaması amacıyla Camilere buğday doldurulduğu halde buna Camiler kapatıldı denilmişti.

Ceza hukuku açısından: Hastalığı kasten veya tedbirsizlikten dolayı bulaştıranlar hakkında soruşturma ve yargılanmalar olasılıklar dahilinde olacaktır. b) Karantina koşullarına uymayanların TCK 195, gerekli tedbirleri almayan, bildirimleri yapamayan yetkililerin de “Umumi Hıfzısıhha Kanunu 57 ve 61. ve TCK 257. maddeye göre cezalandırılmaları gündeme gelebilecektir.

İdare hukuku açısından: Yaşanan durum, doğal felaket olmasına rağmen, kişilerin zarar görmesi halinde devletçe, gerekli tedbirlerin alınmasında idarenin “hizmet kusuruna düşmesi” durumunda, devletçe zararların giderilmesi yükümlülüğü gündeme gelecektir. Bu nedenle zararların giderilmesi amacıyla da idari yargıda “tam yargı davaları” keza hükümetçe tedbir gerekçesiyle aldığı birçok idari karar ve işlemlerin hakkında ise idari yargı yoluna başvurularak “iptal davaları” açılacaktır.

Borçlar hukuku ve ticaret hukuku açısından: Borçlar hukukunda sözleşmenin en önemli unsurlarından birinin “edim”dir. Yani biri diğerine karşı yükümlülüğüdür. İşte bu salgından dolayı taraflar biri veya ikisi edimini/yükümlülüğünü yerine getiremeyecektir. Bu durumda aktin feshi veya tazminat davaları ile mahkemeleri kitlitlenme noktasına getirecektir.

İcra ve iflas hukuku açısından: Bu kriz nedeniyle oluşan ekonomi boyutunun sonucu olarak, borçlar zamanında ödenemeyecektir. Bunun için icra daireleri, icra hukuk ve icra ceza mahkemelerinin; yine şirketlerin borçlarını ödeyememe nedeniyle ticaret mahkemelerinde “iflas davaları” veya “konkordato davaları” had safhada olacaktır. Evet, bütün dünyayı kasıp kavuran bu virüsün, doğrudan yarattığı sağlık ve yaşamı risk altına alma durumu, ne yazık ki üretim ve ekonomi düzeninde yaratacağı doğrudan tahribatın dolaylı olarak devletlerin hukuk düzenlerini enkaza çevirmesi söz konusu olacaktır. Dolayısıyla bu virüsün yok olmasının, yani ölüsünün dirisinden katbekat daha tehlikeli olacağı herkesçe görülmelidir.

Çare devletçilik

Bu durum nedeniyle Cumhuriyetin ilkeleri arasında sayılan “Devletçilik” politikasının önemi daha da ortaya çıkacağı gibi aynı zamanda diğer ülkelerin de ortak kurtuluş iksiri sayılacaktır. Belki de köye dönüşler, devletlerin hukuksal politikası haline gelecektir. Bundan sonra hangi devlet çıkan riski tamamen göğüsler, yaşlılarına, hastalarına bakar, işsizlerini, fakirlerini besleyebilir ve adaleti hızlı - kaliteli sağlayabilirse gerçek devlet o olacaktır. Bu arada kapitalist-emperyalist devletlerin yapısının da daha farklı bir boyuta evirilmesi beklenen bir durum olacaktır. Burada yok olmaya doğru yüz tutan “Sosyal Devlet” ve yok sayılan “Devletçilik Politikası”nın tekrar gündeme gelmesi ve yaşatılması da kaçınılmaz olacaktır. Yazıyı bağlamadan önce en tartışmalı bir duruma da dokunmadan geçemeyeceğim. Ceza ve tutukevlerinin haddinden fazla dolu olduğu herkesçe bilinmektedir. Ve şu anda hukuk devletine yakışmayacak yoğunlukta insan onuruna aykırı bir doluluk ve izdiham yaşandığı da bilinmektedir. Bu da “Genel Af” veya infaz yasasında yapılacak bir değişiklikle ile çözüme kavuşacaktır.


Yazarın Son Yazıları