Miyase İlknur

Kim ağa, kim maraba?

08 Ağustos 2020 Cumartesi

Hepinizin bildiği hikâyedir ağa ile marabanın öyküsü. Hani sonu marabanın “Madem sen yine atlı, ben de yaya kalacaksam biz bu haltı niye yedik” sözü ile biten.

Son dönemlerde ekonomide, iç ve dış politikada yaşadığımız “deja vu”ları düşündükçe gel de marabaya hak verme...

Ekonomiyi ele alalım mesela. Rahip Brunson krizi ile 7 lirayı aşan döviz kurunu baskılamak için 105 milyar doları heba ettik. Türkiye’nin 12 aylık vadede 165 milyar dolarlık ödeme yükümlülüğü varken hem de. Üç kamu bankasının piyasayı fonlaması nedeniyle döviz açığı 10 milyar doları aştı. Reel faizler enflasyonun altında iken, kredi musluklarını açarak ve banknot matbaasını full time çalıştırarak ne enflasyonu ve ne de kuru dizginlemenin mümkün olacağı söylendi ama dinleyen kim? Nitekim dolar hafta ortasında 7.300, Avro da 8.634 sınırına dayandı. Yine swap sınırlandırması ve örtülü faiz artışı enstrümanlarına yöneldik. Madem yine başa dönecektik o kadar rezervi niye erittik? Dön baba dönelim.

***

Hafta içinde MHP Genel Başkanı Bahçeli’den sürpriz bir çıkış geldi. Akşener’e “Evine dön” dedi. Daha iki yıl önce “MHP ile aranıza öyle bir buz diktiniz ki küresel ısınmanın feriştahı gelse eritemez” dediği halde. Akşener, evinde iken koltuğu bırakmamak için kurultay kararını yok sayan, AKP yargısının yardımıyla yerinde oturan Bahçeli değil miydi? Yoksa onun “evine dön” mesajı Aczmendi şeyhi Müslüm Gündüz’ün Çiller’in başbakanlığı döneminde söylediği “Bu kadının sahibi yok mu? Ona söylesinler de gitsin evinde kocasına balcan (Elazığ dilinde patlıcan), isot doğrasın, yemek yapsın” türünden bir mesaj mıydı?

***

Suriye’de cihatçılara tampon bölge oluşturma uğruna onlarca Türk askerinin şehit verilmesini bile umursamayan ve komşu ülkenin toprak bütünlüğünü aklına getirmeyen AKP hükümeti, ABD’nin Suriye petrollerini işletme görevini PYDYPG’ye vermesi üzerine “Bu, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saldırıdır” açıklaması yaptı. Yani “Yaptığınız çok ayıp ama..” demiş oldu. ABD ile PKK de çok utanmıştır eminim. Hem terör örgütünün Afrin’de konuşlanmasını Türkiye için bir tehdit olarak görüp operasyon yap, ardından da terör örgütünün hamisi Trump’a mart ayında “Bölgede yeniden işbirliği yapabiliriz. Buna Suriye sahası da dahil” diyerek barış çubuğu uzat. Üstelik Rusya ve İran’la Astana Anlaşması’nın mürekkebi kurumadan. PKK üzerinden Suriye’de vekâlet savaşı yürüten ABD ile nasıl işbirliği yapılacaktı? Ver “cep”i al “Cep”i diyerek mi? Yani Suriye’nin kuzeydoğusunda PYD-YPG’ye özerk bir cep bölge, Türkiye’nin sessiz kalması halinde ÖSO’ya da Suriye’nin batısında bir “CepÇik.” O zaman Afrin operasyonunda niye onca şehit verdik?

***

Annan Planı’nı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dayatmanın maliyetini önceden hesap etmeyen, Akdeniz’de ülkeler münhasır ekonomik bölgelerini belirlemek için ikili anlaşmalar yaptığında seyreden, Yunanistan Ege’de kendisine ait olmayan 18 adayı işgal edip silahlandırdığında dış politikada tüm mesaisini Suriye’ye harcayan Türkiye, ayıldığında “atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmişti”. Şimdi bu aymazlığı geç de olsa fark etti. Ama zamanında çok kolay halledeceği sorunları şimdi savaş pahasına halletmeye çalışıyor. Oruç Reis gemisinin Meis Adası açıklarında sismik araştırma yapacağı 21 Temmuz’da açıklanmasına rağmen, “ha bugün ha yarın” derken sürekli ötelendi. Sonunda geminin açılacağı ilan edildi edilmesine ama açılmasıyla geri dönmesi bir oldu. Ne oldu? Merkel, telefonda “Çocuklar durun, kapışmayın, hadi herkes evine” demiş. E, o zaman şeyhülislam rüyası gören Diyanet İşleri Başkanımız Ayasofya’da minbere çıkarken ne diye kılıç gösterdi ki? Demek ki biz yanlış anlamışız. Meğer kılıç dış düşmana değil bize gösterilmiş.

Oruç Reis gemisinin akıbeti de Hora gemisine benzedi. MC döneminde Ege’deki Türk haklarına sahip çıkmak için Hora gemisinin sismik araştırma yapacağı ilan edildi. Aylarca İstinye Limanı’nda “bugün yarın” denilerek bekletildi. Sonunda açıldı ama hava muhalefeti bahanesiyle limana geri döndü. Meğer ABD Başkanı Jimmy Carter telefon etmiş Demirel’e ve geminin dönmesi için ricacı olmuş. “Tarihten ders alınsaydı hiç tekerrür eder miydi?” diye boşa denmemiş.

Ağa ile marabanın öyküsü her alanda yaşanıyor. Bu durumda ağa kim, maraba kim? Marabanın, ülke insanı olarak biz olduğumuz kesin...


Yazarın Son Yazıları

Çokomelli hafta 14 Kasım 2020
Akil ve sakil 31 Ekim 2020
Entarisi ala benziyor 10 Ekim 2020
DPT’siz yıllar 3 Ekim 2020
Balayı yaramış 26 Eylül 2020
Bak şu Müyesser’e!.. 12 Eylül 2020
Ne vereyim abime? 5 Eylül 2020