Miyase İlknur

Fikirleri iktidarda, kendileri zindanda

24 Ekim 2020 Cumartesi

Bu sözü, 12 Eylül’de tutuklu yargılanan ülkücüler siyasi literatüre sokmuşlardı. Öyle ya, kendileri Mamak’ta, Maltepe Askeri cezaevlerinde yatarken, yıllarca savundukları ve uğruna silahlı mücadeleye girdikleri “Türk-İslam Sentezi” 12 Eylül faşist cuntası tarafından yaşama geçirilmişti. Yok etmek istedikleri solun üzerinden buldozer geçmişti. Bu garip durumu ülkücüler, “Fikrimiz iktidarda, kendimiz zindanda” diyerek hicvetmişti.

Aslında benzer bir durum günümüz için de geçerli. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine yakın vakıfların devlet arazisi üzerine bina ettiği üniversitenin açılış konuşmasında “Fikriyatımız iktidarda” değil deyince alay konusu oldu. Ama aslında doğru söylüyor. Kendisinin fikriyatı zaten hiç iktidarda olmadı ki...

Ergenekon, Balyoz süreçleri öncesinde “İktidarız ama muktedir değiliz” yakınmalarını dile getiren AKP yönetimi, bu sözle askeri vesayet altında bulunduklarını ima ediyor ve birkaç yıl sonra başlayacak Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarına destek bulmak için kamuoyunu hazırlıyordu. 2008’de FETÖ, ABD ve AKP işbirliğiyle operasyonlar başladı. 

Bu operasyonlarla Türk ordusunun komuta kademesi ele geçirildi, alttan gelecek Atatürkçü subayların önü kesildi. FETÖ mensupları orduya hâkim oldu. Erdoğan böylece kendisine engel olacak “askeri vesayet”ten kurtulurken FETÖ’nün hizmet ettiği ABD ise hem 1 Mart tezkeresinin intikamını almış hem de bölgedeki planlarında kendisine hizmet edecek bir TSK’yi şekillendirmiş oldu. Ama FETÖ’ye bu yetmedi. Dümenin tümüyle kendisinde olmasını isteyen FETÖ, istediğini alamayınca Erdoğan’la bilek güreşine girişti. 15 Temmuz darbe girişimiyle sonuçlanan bu bilek bükme güreşinde FETÖ yenildi. Mensuplarından bir kısmı yurtdışına tüyerken kalanlar Silivri’yi boyladı. Oysa o Silivri, birkaç yıl önce kendilerinin bir zafer anıtı gibiydi. 

FETÖ’cüler yenildiler ama hiç üzülmesinler, zira fikriyatları iktidarda.

Nasıl mı?

FETÖ’nün yıllar yılı oluşturmak istediği “altın nesil” denilen robotlaştırılmış şakirt yetiştirme çabası aynen sürüyor. 

Kendilerinin başlattığı kumpas davalar geleneği yine geçerli.

Gizli tanık ifadeleriyle suçlama, usulsüz dinleme, avukat olmadan ev ve ofis aramaları, bilgasayarlara imaj alınmadan el konulması, AYM ve AİHM kararlarının “yok” hükmünde sayılması, bir davadan beraat eden sanığın tam da tahliye edileceği gün ikinci bir dava açılarak tutuklanması, iddianamelerin yandaş medyaya önceden sızdırılması, sanıklar hakkında tahliye ya da beraat kararı veren mahkeme heyetinin jet hızıyla değiştirilmesi, davaların istedikleri şekilde karar verecek hâkimlere pas edilmesi gibi konular kendilerinin bıraktığı yerden devam ediyor. 

Yazık, kendileri zindanda ama en azından muhaliflerini ortadan kaldırma ve etkisizleştirme pratikleri iktidar eliyle sürdürülüyor.

Bekir Abi...

Türk basınında köşe yazıp da onu kıskanmayan yazar olmuş mudur?

Siyaset yazarken de aşk yazarken de börtü böcek yazarken de aynı kıvamı tutturmak sadece Bekir Coşkun’a özgü bir yetenekti.

Cumhuriyet’te İlhan Abi’nin köşesi ona teklif edildiğinde çekinmiş, “İlhan Bey’in yeri olmaz, üçüncü sayfada yazayım” diye tutturmuştu. Aslında haklıydı da... İlhan Abi’nin okurları o köşeyi öylesine sahiplenmişti ki izin yapıp yazmadığı pazartesi günleri gazetenin tirajı düşer, reklam verenler ille de İlhan Selçuk’un köşesinde olması için diretirlerdi.

Ama gazete yönetimi isabetli bir karar vermişti. Cumhuriyet okurları bir tek Bekir Coşkun’a tepki göstermeyebilirdi. Öyle de oldu.

Bekir Coşkun’un köşesinin adı “Onuncu Köy”dü. “İlhan Abi” kitabını yazarken yaptığım araştırma sonucunda köşe yazarlığına ilk başladığı Vatan gazetesindeki köşesinin adının da “Onuncu Köy” olduğunu görünce donakalmıştım.

Bekir Abi, son yazısında bir Urfa hoyratını kendi durumuna uyarlayarak şöyle yazmıştı:

Yazı bilmem yazı bilmem

Yazarım yazı bilmem

Bu yaz böyle geçti gelecek yazı bilmem”.

Biz de kendisine bir başka Urfa hoyratı ile “uğurlar ola” diyoruz:

Yaz böyle yaz böyle

Bahar böyle yaz böyle

Felek kırılsın kalemin

Kim dedi ki yaz böyle...


Yazarın Son Yazıları

Çokomelli hafta 14 Kasım 2020
Akil ve sakil 31 Ekim 2020
Entarisi ala benziyor 10 Ekim 2020
DPT’siz yıllar 3 Ekim 2020
Balayı yaramış 26 Eylül 2020
Bak şu Müyesser’e!.. 12 Eylül 2020
Ne vereyim abime? 5 Eylül 2020