Tanrının kelamı ve insanın niyeti

04 Aralık 2020 Cuma

İnanç meselesine bilimsel yaklaşımlarla baktığı için...

Bu konuda araştırmalar yapıp tezler ortaya attığı için...

Meseleyi sosyolojik, felsefi, antropolojik veya tarihi süreçlerin süzgecinden geçirerek yorumladığı için linç edilen bir akademisyenin maruz kaldığı tehditlerin, baskının ve dışlanmanın olağanlaşması;

Onun tabuları es geçen ve bilime dayanan cesaretinin, cahilliğe dayalı cüret karşısında korunamaz bir halde olması şu zamanda üzerinde durulması gereken en önemli meseledir.

İnanç özgürlüğü yalanı

Önce;

İnanç özgürlüğünü başörtüsü özgürlüğüne eşitlediler.

Kadınların örtünmeye zorlanmasını kadının özgürlüğüne tehdit olarak algılayanları da din düşmanı bellediler.

Bu ülkede bu zihniyetin niyetini yeterince net bir şekilde anlayabilecek kadar korkunç tecrübeler edinildi.

Ama aynı zamanda halkın idrakindeki kilit de neredeyse hiç açılamayacak hale getirildi.

İktidar şu anda;

İnanç özgürlüğünü tek bir inancın tek bir mezhebine tanıyor.

O inancın o mezhebindeki temel meselelerin aksini savunanları, meseleye farklı noktalardan yaklaşanları, dogmatik değil rasyonel bir dünyada yaşamayı seçenleri din düşmanı olarak kodluyor.

Bu iktidar anlayışının hükmünde...

Kontrol edilmek istenmeyen, aksine körüklenen bir şiddetin hedefinde yeniden inşa edilmeye çalışılan bu ülkede...

Olan biteni sindiğiniz yerden seyretmeyin.

İnanç özgürlüğüyle ilgili yapılan hileli tarifleri görmezden gelmeyin.

Bu korku ikliminde dogmanın bilime üstün gelmesini sineye çekmeyin.

İlahi cinayetler

Unutmayın;

Burası şu anda 100 yıl önce yüzünü bilime ve medeniyete dönerek küllerinden yeniden oğmuş bir Anadolu toprağı değil artık.

Kaderine terk edilmiş bir Ortadoğu toprağı.

İnanca bilimsel açıdan yaklaşan ilahiyatçıların, Turan Dursun’un, Bahriye Üçok’un rahatça öldürüldüğü...

Gerçek katillerinin hiçbir zaman bulunup cezalandırılmadığı...

Onları öldürten zihniyetin açtığı yoldan iktidara yürüyenler niyeti tarafından ele geçirilmiş...

Sırtını medeniyete, yüzüne cahiliyeye dönmüş ve aydınlık bir geleceği hedeflemiş devrimlerin ışığında yine de zifir gibi kararmayı becermiş bir coğrafya.

Bu coğrafya da kadınlarını, çocuklarını, aklını, fikrini, bilimini, medeniyetini cahillerin eline terk etmiş bir gafletin neticesini yaşıyoruz.

Beynin gelişiminin inançla ilişkisini kuramsal olarak anlayabilecek ve inanç tarihine bu açıdan ışık tutabilecek seviyeye gelmiş bir insanlığın...

Çoktan mitolojik değer kazanmış olması gereken inanç meselesini hâlâ tabu olarak koruma telaşındaki siyasetlere imkân tanınmasının anlamı üzerine inatla düşünmüyor, tartışmıyoruz.

Dünyadaki cehennem

Bu sayede öbür dünya için hayal edilen cehennemi bu dünyada rahatça yaratıyorlar.

Ve akla mantığa dayalı tüm sorgulamalara ölçüsüzce savaş açabiliyorlar.

Bugün bu ülkede;

Kuran’la ilgili bilimsel bir yorumu yüzünden bir ilahiyat profesörünün aldığı ölüm tehditlerinin ne anlama geldiğini herkes çok iyi biliyor.

Onun akademik çalışmalarından vazgeçip istifa etmek zorunda kalmasını herkes normal karşılıyor.

Ve asıl tehlike de bu normallikte başlıyor.

Yaradılış efsanelerini anaokullarından itibaren çocukların beynine zikretmeyi marifet bilen...

Evrime küfreden eğitimcileri eğitim kurumlarını başına diken...

Ve dindar ve kindar nesiller yetiştirmeye ant içtiğini kendi ağzıyla itiraf eden, üstüne üstlük paranın dini olmaz diyerek kendisini de rahatça deşifre eden iktidarların hedef aldığı özgürlüklerin başında düşünce özgürlüğü gelir.

Bilim gelir.

Felsefe gelir.

Ve bu iklimde, herkes korkar ve susarsa, düşüncenin, bilimin ve felsefesinin kaderi hedef olduğu o tahtada delik deşik edilmektir.

Tanrının kelamı bir yana insanın niyeti aslında en baştan beri bellidir. 


Yazarın Son Yazıları

Welcome home Yankee 8 Ocak 2021