Erdal Sağlam

‘Yanlış yaptık’ itirafı, güven için belki işe yarar

01 Ekim 2020 Perşembe

Son iki günde ekonomide yaşananlar bize gösterdi ki yaşadığımız felaketin nedeni, ekonomi yönetiminin son yıllarda verdiği yanlış kararlardır. Bunu tüm alanlarda kararları veren tek yetkili nedeniyle, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine bağlamak mümkün.

Son iki günde yapılan açıklamalar, açıklanan hedeflerin bir gün geçmeden kadük olması, bir yılda 110 milyar dolarlık rezerv eritilmesine rağmen kurda yaşanan patlamayı önlemek için vazgeçilen piyasa kurallarına geri dönüş çabalarının hepsi, birer yanlışın itirafı gibi. Bu arada “faiz nedendir, enflasyon sonuç” diye diretip şimdi artan enflasyona karşı faizlerin artmasına izin verilmesi, en temel hatanın ispatı gibi. “Kıskanıyorlar, kur saldırısı yapıyorlar” deyip yeni kararlarıyla yabancı sermayeye “Ne olur artık gelin” demek de her şeyi iç politika malzemesi yapan popülist politikacıların ülkeyi ne hale getirebildiğinin somut kanıtı.

Normalleşme adı altında eski politikalara dönüş yapıldığı bir gerçek. Ancak o kadar büyük bir güvensizlik oluşturuldu ki atılan doğru adımlar bile istenen sonuçları veremiyor. Piyasada ancak kısıtlı olumlu tepkiler veriliyor, çünkü tekrar eskiye dönülüp yanlış kararlara devam edilmeyeceği konusunda ekonomi yönetimine güvenilmiyor.

Buna karşılık ekonomi yönetiminin hem geri dönüş kararları alıp hem de “Biz yanlış yapmadık” edasıyla yoluna devam ettiği havasını gözlemliyoruz. YEP açıklaması sonrası Dünya gazetesinden Hakan Güldağ’ın, Bakan Albayrak’ın özel sohbetinde “Ben artık kura bakmıyorum” dediğini aktarması, YEP’ten daha fazla ilgi gördü. Bu tavır tepeden bir bakışın, hata yapılmadığı ve gereken neyse onun yapılmasına devam edildiğine inanıldığının göstergesi. Yani pandemiyi fırsat bilip girişilen piyasa dışı hareketlerin, “saldırı altındayız” söyleminin, bankaları zorla kredi vermeye zorlamanın, enflasyon yüzde 10’un üstündeyken mevduat faizini yüzde 6’da tutma zorlamasının, kamu bankalarına açıkça zararına kredi verme talimatı verilmesinin, ekonomiye sert “dur-kalk”lar yaptırmanın yanlış kararlar olduğu düşünülmüyor herhalde. Bu tavrın piyasalarda “ileride aynı hataları demek ki yapabilirler” algısı yarattığını da göremiyorlar mı?

Kovalanıp şimdi “hadi artık gelin” diye davetiye çıkarılan yabancı yatırımcılarla girilen ilişki biçiminin yanlış olduğu görülmüyorsa, eski yanlışların tekrar etme ihtimali varsa, yabancılar niye gelsin? Belki birkaç fon bir-iki aylığına kâr maksimizasyonu için gelebilir ama yönetime güven duymadan, orta vadeli kaynağı getirir mi, asıl istenen doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapar mı? Hem de hukukun siyasetin aracı haline geldiği, kimin ne zaman içeriye alınacağı bilinmezken, gelip parasını riske atar mı?

Siyasi iktidar gerçekten ekonomiyi dengeye oturtmak istiyorsa, oyunu artık kuralına göre oynamak niyeti varsa, bence her şeyden önce samimi itiraflarda bulunmalı. Hem siyasi hem de ekonomik olarak güven vermek istiyorsa, “Biz şu şu noktalarda yanlış yaptık” diye itiraflarda bulunması gerekir. Bu itiraflar, yeniden güven vermek istiyorlarsa, belki işlerini kolaylaştırır diye düşünüyorum. Hem içeride hem de dışarıda “Adamlar demek ki hatalarının farkına vardı, şimdi düzeltiyorlar” algısı yaratacak kadar samimi itiraflar gerekiyor.

Ama FETÖ olayındaki gibi “aldatıldık” türünde değil, aynı yöntemleri işine geldiği zaman tekrar uygulamayacağını açıkça gösteren açıklamalar gerekiyor. Aksi takdirde güven için çok daha uzun zaman ve çaba gerekecek. Buna rağmen güven verebilecekleri de şüpheli.

Cari açık hedefi bir günde kadük oldu

Dün dış ticaret rakamlarına bakınca güven verebilmelerinin ne kadar güç olduğunu, bir kez daha gördüm. Önceki gün YEP’te bu yıl cari açığın milli gelire oranı için yüzde 3.5 oranı verilmişti. 702 milyar dolarlık milli gelir rakamına göre hesaplanmış açık demek ki 25 milyar dolar düzeyinde hesaplandı. Dün açıklanan dış ticaret rakamlarına göre ilk 8 aylık dış ticaret açığı ne kadar biliyor musunuz; 33 milyar dolar. Yani bu hesapla açıklamadan bir gün sonra hedef kadük oldu; yıl sonunda belli ki en iyi ihtimalle yüzde 5’e çıkacak, daha yüksek de çıkabilir. Son üç ay kalmışken bu hesap nasıl yapılır da açıklanır, akıl alır gibi değil. İyimser hesapla yaptığınız 702 milyar dolarlık milli gelire ulaşılması da zor, ulaşılmadığında bu oran daha da büyümeyecek mi?

Dün açıklanan döviz ve altın alım satımlarındaki banka sigorta muameleleri vergisinin düşürülmesi de, TL hesaplarındaki stopaj kesintilerinin indirimi de, bence çok açıkça yapılan yanlışların itirafı. Elinde dövizi bulunanın TL’ye dönmesini istiyorsunuz ama adam bozdurup yeniden alırken yüksek maliyeti görüp dövizini bozdurmuyordu. Bunu daha yeni gördüler ve değiştiriyorlar. Ama hâlâ güven vermekten uzaklar, çünkü mevduat stopajını, belli ki bütçe geliri azalır diye, 3 aylığına düşürdüklerini açıkladılar. Arttığında mevduat faizlerinin yeniden yükselmesi gerekeceğini, bunun hiç istemedikleri kredi faiz oranlarına yansıyacağını hâlâ göremiyorlar.

Özetle; son iki günde attıkları adımlarla iç ve dış piyasalara güven vermek istiyorlar ama bunu sağlamaları çok zor gözüküyor. Bu nedenle belki samimi olarak “yanlış yaptık” itiraflarında bulunurlarsa, işlerini biraz olsun kolaylaştırabilirler diyorum.


Yazarın Son Yazıları