Erdal Sağlam

Sendikasız ‘süreli çalışma’ kötüye kullanılır

20 Ekim 2020 Salı

Uzun süredir beklenen süreli çalışma öngören istihdam paketi TBMM’ye geldi. Bununla birlikte varlık barışı ve kurumlar vergisi indirimi de gelirken, bu düzenlemelerin bulunduğu torba yasaya, vergi ve SGK prim affı da eklenecek. İstihdam paketinde yer alan süreli çalışma sistemi, sendikalaşma yaygınlaştırılamadığı takdirde, işçi aleyhine kötüye kullanıma müsait görünüyor.

Torba yasada yer alan maddeler, pandemi nedeniyle gelen ve yıl başında bitmesi öngörülen teşvik ve ödeme ötelemelerinin 2012 Temmuz ayına kadar tekrar uzatılmasını öngörüyor. Eğer yeni bir öteleme gelmezse, geçen mart ayında başlayan iş hayatındaki olağanüstü durumun, 5 çeyrek süreceğini söyleyebiliriz.

İstihdam paketinde yer alan süreli çalışma en tartışmalı maddeyi oluşturuyor. Torba yasadaki maddeye göre, “belirli süreli iş sözleşmesi” modeli 25 yaş altı ve 50 yaş üstü çalışanlar için teşvik edilecek. Belirli süreli iş sözleşmesinin toplam süresi iki yılı geçemeyecek. Belirli süreli iş sözleşmesi, sürenin sonunda herhangi bir fesih bildirimine gerek olmaksızın kendiliğinden sona ereceği için bu tür sözleşmelerde kıdem tazminatı hakkı olmayacak.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, uzun süredir kıdem tazminatının fona alınması, bu kapsamda esnek çalışma ve SGK’ye ek tamamlayıcı sigorta sistemini getirmeye çalışıyordu. Sendikaların kararlı tutumu kıdem tazminatını doğrudan etkileyen maddelerin gelmesini önledi. Uzmanlara göre, getirilen süreli çalışma sisteminde 50 yaşını geçmiş kişinin, biriken kıdem tazminatını alıp sonrasında kısmi çalışma sözleşmesine geçmesi gerekir ama patronlar neye zorlayacak, belli değil. Aslında sistemin “güvenceli esneklik” biçiminde yani kötüye kullanımının önlenmesi gerekiyor. Ancak sendikalaşma zorunlu olmadan ya da çok yaygınlaşmadan kötüye kullanımın yaygın olarak kullanılacağından korkuluyor. Örnek gösterilen esnek çalışmanın ve süreli çalışmanın olduğu ülkelerde sendikalılık çok yüksek olduğu için, güvenceli biçimde, yani işçiyi koruyacak biçimde bu sistem uygulanabiliyor. Halbuki Türkiye’de özellikle küçük işletmelerde, patronların daha az prim ödemesi ve kıdem tazminatının işlememesi nedeniyle bu yola yaygın biçimde başvurmaları bekleniyor. Normal işçiyi 50 yaşını geçince bu sisteme geçirmek isteyeceklerdir ama işten çıkarma yapıp kıdem tazminatını ödemeleri gerekirken bundan kaçacaklar mı, bilinemez. Uzmanlar, konulan 2 yıl şartını, patronların bir şekilde, örneğin başka şirketler üzerinden uzatma yolunu seçebileceklerini belirtiyor. Halbuki sendikalı işyerlerinde bu tür kötüye kullanımlar o kadar kolay olamıyor.

İşsizlik Fonu eritiliyor

Bu arada getirilen düzenleme ile yıl başına kadar uzatılan kısa çalışma ödeneği süresinin, Cumhurbaşkanı kararıyla 2021 Temmuzu’na kadar uzatılması öngörüldü. Bu ötelemenin ardından, yasaya gerek duymadan işten çıkarma yasağı süresinin de uzatılması bekleniyor. Yani bu sistemlerin uygulanması nedeniyle oluşan karmaşık yapı devam edecek.

Hem getirilen “süreli çalışma” sisteminin hem de kısa çalışma ödeneği ve işten çıkarma yasaklarının sürmesinin bir nedeninin, hükümetin işsizlik oranlarını düşük gösterme çabası olduğu kesin. 

Bunun yanında getirilen istihdam düzenlemelerinin neredeyse tümünün İşsizlik Fonu’ndan karşılanması öngörülüyor. Bütçeye yük olmadan, “işçinin fonu” olarak bilenen İşsizlik Fonu’nun giderek eritildiği ortada. İşçiden çok işverenin fonu haline gelen fonun aktüeryal dengesinin giderek bozulduğu, ileride devletin katkı yapmasının zorunlu hale geleceği kaçınılmaz gözüküyor. Bu yapılmazsa, korkarım miktarı ve süresi uzatılması gereken İşsizlik Fonu ödemelerinin bu haliyle yapılması bile tehlikeye girebilir. Belki daha az süre ve daha düşük ödeme yapılması gündeme gelebilir.

Özetle, sorunların ve yüklerin ötelenmesi süreci devam ediyor. Öteleme yapılırken önümüzdeki dönemi planlamaya dönük yapısal tedbir, radikal reform düşünülse belki ötelemelere sıcak bakılabilir ama öyle bir umut görülmüyor. Kısaca ötelemelerle ağırlaşacak yük, kötü yönetim nedeniyle halka yüklenecek.

Bekir Ağabey’in ardından…

Gazeteci büyüğümüz Bekir Coşkun’u kaybettik. 3 yıldır hastalığı nedeniyle yüreğimiz ağzımızdaydı, sonunda korktuğumuz başımıza geldi. Sadece ailesinin veya bizim gibi meslektaşları için değil, Türkiye için çok büyük kayıp oldu.

Aynı gazetede yazmaktan gurur duyduğunuz meslek büyükleriniz vardır; benim için Mümtaz Soysal ve Bekir Coşkun başta gelir. Onu tanımak, sohbetlerine katılmak, olaylara bakış açısını öğrenmek, insanlara yumuşak ve güler yüzlülüğü ile verdiği güveni gözlemlemek, her kesimden insana nasıl dokunabildiğini izlemek, çevresine yaydığı güzelliği yaşamak, benim için çok büyük ayrıcalıktı.

Bekir Ağabey yumuşak ama ilkeli, ciddi görünümüne karşılık müthiş esprili, yaşamdaki tüm canlılara karşı sevgi ve saygı duyan, onları korumak için elinden geleni yapan, insanların etnik veya dini kimliğine hiç bakmayan, en çok da “vicdanlı” tanımının içini tümüyle dolduran, çok güzel bir insandı. Böyle bir insanın gazeteci olması ise mesleğimiz için büyük şanstı.

Kısa cümlelerle bu kadar iyi anlatımı becerebilmek, bu tarzın büyük kitleler tarafından benimsenmesi, kendinden sonraki birçok yazarın ona öykünmesine neden olmuştu. Bekir Ağabey için “Kalan son fıkra yazarı” diyenler çoktu. Kimse Bekir Ağabey’in tarzını, onun kadar başaramadı, çünkü Bekir Ağabey iyi bir insan ve gazeteciliğinin yanında iyi bir sanatçıydı…

Gazetecilik ve ülke için büyük kayıp. Gazetecilerin Bekir Ağabeyi artık yok..


Yazarın Son Yazıları