Erdal Sağlam

Patronlar da anayasayı ve hukuku savunmalı

15 Ekim 2020 Perşembe

Enis Berberoğlu için Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara uymayan alt mahkeme, sistem tartışmasına neden oldu. Bir Anayasa Mahkemesi üyesinin attığı tweet’in üzerine atlayanlar tartışmayı sulandırma bahanesi buldu. Ancak bu olay sadece siyaseti değil, ekonomik gidişatı da belirleyebilecek boyuta sahip, büyük bir olay. Bu nedenle işçiler, esnaf, toplumun tüm kesimleri, en çok da patronlar anayasayı ve hukuku savunmak zorundalar.

Zorunlu olmasına rağmen Anayasa Mahkemesi kararına uymayan alt mahkeme, üst mahkemeye dayalı denge sistemini, tümüyle hukuksal düzeni tehlikeye atmış demektir. O zaman siyasileşmiş mahkemeleri, dolayısıyla iktidar sahiplerini frenleyecek hiçbir şey kalmamış, kişisel özgürlüklerin yanı sıra özel mülkiyet de tehlikeye girmiş demektir. Son olarak yurtdışında bulunan Can Dündar’ın Türkiye’deki malvarlıklarına el konulması, özel mülkiyetin ne kadar tehlikede olduğunu zaten gösterdi. Artık yanlış ve anayasaya aykırı alınan mahkeme kararlarını düzeltme imkânı da kalmıyor demektir. Bunun keyfi yönetimin iyice hâkim olması, tüm halkın, işçi ve işverenlerin haklarının, özgürlüklerinin tehlikeye girmesi anlamına geldiği de açık.

Neden, “En çok da patronlar, hukuku ve anayasayı savunmak zorunda” dediğimi anlatmak için bir anımı aktaracağım. Sanıyorum 1996 yılıydı; Halis Komili’nin başkanlığı döneminde, TÜSİAD’ın yeni genç kuşak yönetiminin olduğu özel bir sohbette aynı konu gündeme gelmişti. Kendilerinden bir önceki kuşağın hoyrat kapitalizm anlayışını tartışırken, konu hukuk sistemi, anayasa ve sosyal adalete geldi. Eleştirilerim üzerine artık yeni bir anlayışla TÜSİAD’ı yöneteceklerini söyleyen genç patronlardan biri şunu söylemişti: “Bizim kuşak hukuk sistemi ve gelir dağılımı konusunda hassasız. Çünkü biz toplumun başına bir iş gelirse en çok bizim zarar göreceğimizi anladık. İşçinin kaybedeceği şey doğal olarak azdır ama sistem toplumsal olaylar nedeniyle çökerse, varlığı en fazla olan bizim gibiler de altında kalır, en çok zararı biz görürüz. O nedenle artık toplumsal barışı sağlamak için adalet, özgürlükler, hukuk sistemi ve gelir dağılımı da bizim önceliklerimiz arasında” demişti.

O tarihlerden sonra, yeterince olmasa da TÜSİAD’ın adaleti ve hukuk sistemini gözeten, özetle; ekonomik liberalizmin siyasi liberalizm ve özgürlüklerle tamamlanması gerektiğini savunan raporlarına, açıklamalarına şahit olduk.

Son dönemde maalesef, baskıların etkisiyle, artık seslerini çıkarmıyorlar. Zamanında, birkaç istisna yöneticisi dışında, yeterince savunamadıkları güçler ayrılığı ve kurumsallaşma olmadığında başlarına gelenleri ise şimdi görüyorlar. Mevcut TÜSİAD yönetimi, geçenlerde, 5 ayrıcalıklı müteahhitten ileride hesap sorulacağını söyleyen muhalefete karşı açıklama yapıp ne Can Dündar’ın mülkiyet hakkını savundu ne de Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmaması konusunda sesini çıkarabildi. Hadi “sivil toplum örgütü olarak görmüyoruz” dedikleri TOBB sesini çıkarmadı, TÜSİAD bu kadar önemli bir hukuk faciasında niye sessiz kalıyor? 25 yıl önceki yönetimin anlayışından bile geride bir tavır değil mi bu? 

Ek rezerv açıklansa ne olacak?

Son yıllardaki ekonomik yanlışlıkları, piyasa ekonomisinden dönüş adımlarını, “biz de ucundan biraz alıyoruz” diyerek siyasi iktidarın bariz “kayırma sistemi” oluşturmasına ses çıkarmayan patronlar, üzerinde oturdukları sistem çökerken, varlıklarının tehlikeye girdiğini görmüyorlar mı?

Özel sohbetlerimizde yakınmalarını dinliyoruz, gelecekleri; siyasi otoritenin, artık tek kişinin dudakları arasında olduğu için, işlerinin etkileneceğinden korkmalarını anlıyoruz. Ancak artık tuzun koktuğunu göremiyorlar mı?

Herkes artık kabul etmeli ki anayasal sisteme uyulmaması halinde, hangi ekonomik tedbirler alınırsa alınsın, ekonominin düze çıkması, istikrara kavuşması mümkün olamayacaktır.

Dolar kuru 8 TL’nin eşiğine gelmiş, tüm ekonomik dengeler bozulmuşken bile hâlâ “Acaba yine de düzebilir mi?” diye düşünen, bunu uman aklı başında bir kişide, anayasanın bu kadar açıkça çiğnenmesinden sonra, hâlâ ekonomi düzelir umudu kalabilir mi?

En üst yetkiliden halka “fakirler sabretsin” mesajı verilen bir iklimde, hukuk da olmazsa, patronlar geleceklerini nasıl görüyorlar acaba? 

Sadece büyük patronlar değil, en küçük esnafından KOBİ’sine, işçisine kadar böyle bir temel hukuk faciası yaşandıktan sonra, kaç kişinin umudu kalabilir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, cumartesi günü doğalgaz rezerviyle ilgili yeni müjde vereceğini söylemiş. 320 milyar metreküp rezerve, diyelim 100 milyar metreküp ek rezerv açıklansa, ne değişebilir ki? 

Ekonomide yaşanan krizin, Anayasa Mahkemesi kararına uyulmamasından sonra, artık yeni bir boyuta geçtiğini söylemek mümkün.


Yazarın Son Yazıları