Erdal Sağlam

İş dünyası Batı’ya dönüş için iktidarı cesaretlendiriyor

15 Aralık 2020 Salı

Türkiye ekonomisinin sadece parasal politikalarla düze çıkarılamayacağını, radikal siyasi ve ekonomik reformlara ihtiyaç olduğunu artık herkes kabul ediyor. Mevcut iktidar anlayışıyla bu reformların yapılma ihtimali konusunda ise tedirginlik hâkim.

İktidarın birdenbire “reform” demeye başlamasında ekonomideki tıkanmanın yanı sıra Batı’dan beklenen yaptırımların büyük katkısı olduğu açık. Türkiye, ABD ve AB’den gelebilecek, ekonomisini iyice zora sokacak yaptırımları bertaraf etmenin yollarını arıyor. İş dünyası da bu çabanın içinde ve bu nedenle yeni ekonomi yönetimine tam destek veriyor. Aslında yapmak istediklerinin “Türkiye’nin yeniden güçlü biçimde Batı’ya dönmesi için Cumhurbaşkanı’nı cesaretlendirmek” olduğunu söyleyebiliriz. Geleceklerini Batı’yla yeniden bütünleşmede görüyorlar, Cumhurbaşkanı’na da “Ancak bu şekilde iktidarda kalabileceğini çünkü ekonominin yürümesi için başka çaresi bulunmadığını” hatırlatıyorlar. Sadece TÜSİAD ya da TOBB değil, iş dünyasının büyük çoğunluğunun, bu arada iktidara yakınlığı ile bilinen MÜSİAD’ın da aynı tercihin yapılmasını istediği belirtiliyor.

Sermaye kesiminin yanında sendikaların, çalışanlara verilecek haklar nedeniyle, siyasi görüşe bakmadan, Batı ile ittifakın onarılmasını istemeleri de normal.

Peki, geçen hafta duymaya başladığımız, ucuz atlatıldığı söylenen yaptırımlar gündemden kalktı mı, neler olabilir?

AB Liderler Zirvesi’nden Almanya’nın ağırlığını koyması sonucunda, yaptırımların ertelenmesi kararının çıktığı söylenebilir. Ankara göstermelik yaptırımlarla geçiştirileceğini bekliyordu ve büyük ölçüde bu gerçekleşti. Peki, Ankara işin bittiğini mi düşünüyor derseniz; Cumhurbaşkanı’nın, söylemlerine rağmen, ağır yaptırımlar tehlikesini savuşturduğuna inandığını sanmıyorum.

ABD’de Biden’ın göreve başlamasıyla Avrupa ile temasların sıklaştırılıp bölge ve Türkiye için ortak, kapsamlı bir plan hazırlanacağı söyleniyor.

AB’nin yaptırımı görüştüğü hafta içerisinde ABD’den Türkiye yaptırımlarının da içinde bulunduğu Savunma Yasası’nın geçmesi büyük önem taşıyordu. Şimdi Trump’ın bu yasayı onaylamayacağını söylemesi, belki ABD’de olduğundan çok, Türkiye’de gündem oluyor. Trump’ın yasayı onaylayıp 12 yaptırımdan en zayıf 5’ini seçmesinin Türkiye için daha yararlı olacağı, aksi takdirde Biden’ın daha sert yaptırım kararı verebileceği konuşuluyor. Bence, Türkiye açısından Trump ya da Biden’ın kişisel kararlarının çok ötesinde bir durumla karşı karşıyayız. Bu konu artık tümüyle küresel bir planın parçası olacak ve NATO kapsamında değerlendirilecek bir konu haline geldiği söylenebilir.

Ekonominin geleceği

Özetle: AB ve ABD artık Türkiye’nin, geçmişte “bir oraya bir buraya savrulan” tavrının bundan sonra geçerli olamayacağını, net bir tavır takınması gerektiğini dayatmaya başlayacak. “Güvenlik şemsiyesi”nin ötesine geçilip “Batı değerlerinde ortaklık” daha çok öne çıkmaya başlayacak, Batı’nın küresel liderliğini tazeleyip öne çıkarması, bu kapsamda da Türkiye ve benzer ülkeleri seçime zorlaması söz konusu olacak gibi gözüküyor.

Türkiye’nin bu zorlanmaya nasıl yanıt vereceği de Türkiye’nin siyasetini ve ekonomisini derinden etkileyecek diyebiliriz. Batı’nın Türkiye’yle aynı çatı altında bulunmak istediği, pazarlık masasına oturduğunda Türkiye’nin güçlü ve zayıf yönleri bulunduğu açık. Türkiye’nin geldiği noktada, bir sürü yanlışın, mevcut iktidar anlayışının çok önemli rol oynadığı ortada. Ancak Batı’nın, Kıbrıs başta olmak üzere Türkiye’ye yaptığı büyük haksızlıklar da söz konusu.

Yakın çevresindekilerin Cumhurbaşkanı’nın bu yol ayrımına geldiğini anladığını, Batı ile ilişkileri koptuğu takdirde ülkenin çok büyük sıkıntılara gireceğini gördüğünü, bu nedenle yeniden Batı ile uzlaşma yolunu seçtiğini söylediklerini duyuyoruz. Cumhurbaşkanı’nın hâlâ AB’ye karşı üst perdeden konuşmaya devam etmesini ise iç politikada ve önümüzdeki kısa sürede yapılacak müzakereler için vakit kazanma adımları olarak görüyorlar.

Özellikle iş dünyasının bu yöndeki umutlarını koruduğunu, daha doğrusu korumaya çalıştığını söyleyebiliriz. Konuştuğumuz büyük işadamlarından bazıları, bu tercihin AKP’nin son şansı olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın bunu gördüğünü söylüyor. Kimisi ise kişisel olarak gerekenlerin yapılabileceği konusundaki güvensizliklerini dile getirip “Ama çare yok, bu denenecek” diyor. Bazıları ise Cumhurbaşkanı’nın bu inisiyatifi alması halinde, normal bir Türkiye’ye geçişte hâlâ rolü bulunabileceğini, gücü azalsa bile yönetimdeki yerini koruyabileceğini, böylece gereken yumuşak geçişin de gerçekleştirilebileceğini ifade ediyor.

Yaptırımlar 2021 yılına damga vuracak, Türkiye’nin atacağı reform adımlarını belirleyecek. Mevcut iktidarın bu pazarlığı nasıl yürüteceği, Batı’dan gelebilecek “idari sistem” dahil radikal reform taleplerine nasıl yanıt vereceği hayati öneme sahip. Sadece siyasi tabloda değişiklikler yaratması açısından değil, tüm halkın, hatta çocuklarımızın ekonomik geleceği açısından da iktidarın çok ciddi bir yol ayrımında olduğunu söyleyebiliriz.


Yazarın Son Yazıları