Erdal Sağlam

İktidarın nefesi ekonomide düze çıkmaya yetecek mi?

24 Kasım 2020 Salı

Ekonomiyi kurtarmak için hukuk reformundan söz eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu reformları istemeyen MHP ile ittifakından vazgeçemiyor. Cumhurbaşkanı, Bülent Arınç’ın Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın haksız yere hapiste tutulduğuna ilişkin açıklamalarına sert tepki vererek siyasi olarak mevcut statükoyu koruyacağını da ilan etmiş oldu.

İşte bu aşamada, ekonomi için olsa bile, hukuk ve demokrasi alanında reformlar yapılacağı konusunda umutlanan kesimlerin heveslerini kursaklarında bıraktığı söylenilebilir. Özellikle AB ve ABD ile ilişkilerin yeniden canlanmasını isteyen iş dünyası, bunun için Cumhurbaşkanı’nın reformlara razı olduğu görüntüsü vermesine çok sevinmişti. Zorla da olsa Batı ile entegrasyona geri dönülmesinin ekonominin yeniden toparlanmasına katkı vereceğini düşünüyorlardı.

Yine bu kapsamda geçen hafta Cumhurbaşkanı, Arınç’la ilgili son açıklamasını yapana kadar, AKP’nin istenilen hukuk ve demokrasi reformlarına engel olacak MHP ile ittifakı sona erdirip yerine İYİ Parti ya da HDP ile ittifaka girebileceği bile konuşulmaya başlamıştı.

Merkez Bankası’nın yüklü faiz artırımı, ardından AB ve ABD ile ilgili güçlü ilişki mesajları piyasalarda da sevinçle karşılanmış, TL’nin değer kazancı kısa sürede yüzde 12’leri bulmuştu. Ancak dün itibarıyla kurların yeniden yükselişe geçtiği görülüyor ve bu hareket için “siyasi olarak statükonun değişmeyeceği”nin satın alındığı söylenebilir. Bir başka deyişle, ekonomideki adımları siyasi kararların izleyeceği konusunda yaratılan havanın pek de gerçekçi olamayacağı görülmeye başlandı.

AB’nin 10 Aralık’ta Türkiye’yi konuşacağı Liderler Zirvesi dış politikanın yanında iç siyasetin ve ekonominin geleceğinde önemli bir rol oynayacak gibi gözüküyor. Almanya Şansölyesi Merkel, zirvede Türkiye’nin kesin olarak konuşulacağını, durumun iyi olmadığını ama gelişmelere bakacaklarını söyledi. Cumhurbaşkanı’nın “Türkiye’nin geleceğini AB ile birlikte kuracağı” yönünde verdiği kuvvetli mesajların zirveden çıkabilecek yaptırımları engellemek için olduğu açık. Bu arada AB ülkelerinin ülkücü dernek faaliyetlerini yasaklamaya başlaması ise Türkiye’ye verilen kuvvetli mesajlar olarak algılanıp AB ile yeniden yakınlaşmanın içerideki ittifakı değiştireceği senaryolarını kuvvetlendirmişti. Ancak Erdoğan’ın, şimdilik de olsa ittifakı koruyacağını ima etmesinin AB tarafından yakından izleneceği anlaşılıyor.

Özetle, ekonomideki krizin derinleştiğini, AB ve ABD’den gelebilecek yaptırımların durumu iyice zora sokacağını gören Cumhurbaşkanı Erdoğan, damadının bakanlıktan ayrılması dahil, ekonomide ve siyasette, içine sinmese bile, zorunlu bir sert dönüş yapmaya karar vermiş gözüküyordu. Ancak Cumhurbaşkanı’nın dönüş için gereken radikal siyasi adımları atmaya yanaşmadığı ya da yanaşamadığı belli oluyor. Şimdi AB Zirvesi’nden ve ABD’den gelecek kararlar, ekonomiyi çok daha yakından ilgilendiriyor.

Faiz artırımı yetmez

Merkez Bankası’nın yüklü faiz artırımı nedeniyle piyasalarda “Cumhurbaşkanı yeniden ekonomide ve siyasette gereken adımları atmaya başlayacak” denilmeye başlanmış, bu da iyimser havayı körüklemişti. Dünkü kur artışına rağmen piyasalardaki olumlu havanın bittiğini söylemek ise mümkün değil. Hatta faiz artışıyla gelinen iklimde yabancı fonların giriş yapmaya başladığı, fon girişinin devam edebileceği de biliniyor. Küresel finans kesiminde para bol, aşı haberleriyle birlikte gelişmekte olan ülkelere yeniden akış başladı ve atılan faiz adımıyla bu akıştan Türkiye’nin pay alması da doğal görünüyor.

Ancak AB ve ABD’den gelebilecek yaptırım haberlerinin durumu tersine çevirmesinden korkulduğu da kesin.

Bununla birlikte iktidarın “tek yüklü faiz artışıyla işin normale döndüğü”nü düşünmesi en büyük hatası olur. Siyasette sorun yaşanmasa bile, hem enflasyona bağlı yeni faiz artışlarına hazır olunması hem sıkı mali tedbirler alınıp harcamaların kısılmasının gerekeceğini yeni ekonomi yönetimi de biliyor. Ancak bunlara karar verecek yetkinin sadece Cumhurbaşkanı’nda olacağı da unutulmamalı.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, para politikasının daha da sıkılaşması, gelecek yıl turizm gelirlerinde kısmı toparlanma ve Merkez Bankası’nın piyasaya döviz müdahalelerindeki düşüşün, rezervlerde istikrarı destekleyeceğini ancak yakın zamanda Türkiye’nin rezervlerinde belirgin bir gelişim beklemediğini belirtti. Türkiye’nin 2015 - 2020 döneminde ortalama enflasyonunun yüzde 11.7 olduğunu hatırlatan Fitch, “Enflasyon sorununun çözümü için uzun süreli olarak daha sıkı para politikası uygulanmasına hükümetin ne kadar tolerans göstereceği belli değil” değerlendirmesi yaptı.

Özetle, ekonomide düştüğümüz durum kolayca düze çıkabileceğimiz bir seviyede değil. Bunun için ekonominin yanında siyasette de dış politikada da hiç hata yapmadan uzun soluklu bir çabanın gerektiği ortada. Bu çaba için iktidarın soluğunun yeteceği konusunda ise yaşanan gelişmeler hiç de umut vermiyor.


Yazarın Son Yazıları