Erdal Sağlam

Faiz yine artırılacak ama yetmeyecek

13 Ekim 2020 Salı

Merkez Bankası’nın bu ayki toplantısında da faiz artıracağı beklentisi giderek artıyor. Ancak bununla birlikte faiz artırsa bile ekonomideki kanamayı durdurma ihtimalinin giderek azaldığı da konuşuluyor.

Geçen hafta swap faizlerinin artırılmasıyla birlikte, 22 Ekim’de Merkez Bankası’nın 1.5 puan civarında artırıma gitme niyeti olduğu tartışılmaya başladı. Kur üzerindeki baskı sürdüğü müddetçe, geçen ayki 2 puanlık artışa ek bu ay da 1.5-2 puanlık artış yapılacağı tahminleri öne çıkmaya başladı. İki ayda toplam 3.5-4 puanlık faiz artışı önemli bir artış ama kurlardaki yükselişin bu adımlarla baskılanabileceği umudu ise yok. Çünkü bir süredir tekrarladığımız “artık gerekenin yapılacağı” konusunda güven oluşturulamıyor. 

Bunun nedenleri açık: Her şeyden önce de faiz artışı ardından Cumhurbaşkanı’nın “faizlerin inmesi gerektiği” söylemini hâlâ devam ettirmesi geliyor. Bununla birlikte “çok radikal reform sürecine girilmediği takdirde kanamanın devam edeceği” beklentisinin varlığını sürdürdüğünü görüyoruz.

Merkez Bankası faiz artırsa bile hükümetin büyüme hırsının değişmemesi, mevcut koşullara göre hâlâ dengeyi bozacak bir büyüme için çaba gösterildiğinin görülmesi, yaşanan karamsarlıkta önemli bir rol oynuyor. 

Siyasi iktidarın ekonomiye bakışının değişmediği, sadece sıkıştığı durumdan çıkmak için geçici adımlar atmak zorunda kaldığı, durumun vahametini kavrayamadığı için pansuman tedbirlerle gitme niyeti, “faiz artırılsa da kanama durmayacak” şeklinde özetlediğimiz piyasa karamsarlığını yükseltiyor.

Böyle olunca da kanamayı durdurmak için kritik eşiklerden biri olan dolarizasyon eğiliminin durdurulması, TL’nin yeniden yatırım aracı haline getirilmesi amacının gerçekleştirilemeyeceği, her geçen gün daha fazla görülüyor.

Bu noktada özellikle içeride resmi verilere duyulan güvensizliğin iyice artmasının önemli rol oynamaya başladığı görülüyor. Vatandaşların yaşadıkları ile enflasyon, işsizlik başta olmak üzere Türkiye İstatistik Kurumu verileri arasında hissettikleri farkın giderek büyümesi, insanların TL’ye güvensizliğini artıran önemli bir unsur olmaya başladı.

Dolayısıyla Merkez Bankası’nın bu ayki toplantısında 2 puanlık faiz artışına gitmesinin kanamayı durdurmayacağı söyleniyor. Merkez Bankası’nın önden yüklemeli, bu yıl bir daha faiz artışına gerek duymayacak biçimde, ekimde 4-5 puanlık faiz artırımına gitmesi halinde piyasaların bir süre sakinleşeceği ama bunun yapılmayacağı da konuşulanlar arasında.

Özetle, piyasaların bir süre durulması için bile en az yüzde 12’lik enflasyon beklentisini kabul edip bunun birkaç puan üzerinde net getiri sağlayacak TL mevduat faizine ulaşılması gerekiyor. Ancak bir süreliğine kanamayı durdurup, radikal reformlarla gerçek tedavinin başlaması gerekeceği de açık.

Yetersiz rezervle cari açık karşılanırsa…

Faiz artışları devam etse bile hükümet, harcamaları ciddi biçimde kısıp, giderek büyüyen bütçe açığını durdurmayı başarabilir mi derseniz, YEP dahil, böyle bir niyeti olmadığını görüyoruz. Enflasyonu düşürmek için yüksek faiz dahil, gerekli mali tedbirleri alır mı derseniz, hâlâ bu yıl artı büyümeyle bitireceğiz diyorlar,  bunun da imkânı gözükmüyor. 

Dün açıklanan ağustos ayı ödemeler dengesi, en ufak bir canlılıkta bile ithalatın artmaya devam edip ihracat artışının durakladığını, cari açık finansmanının zaten dibe inen rezervlerden karşılandığını gösteriyor. Bunun sürdürülebilir olmadığı görüldüğü halde, büyüme hırsı devam edip cari açığı daha da artıracak bir ekonomik politikanın devam ettirilmesi, nereye kadar gidebilir?

Sonunda yine gelip “güven” unsuruna dayanıyoruz. Onlarca yanlış işi bile bile yapıp, sonunda 3 tane doğru adım atıldı diye güven oluşturmanız mümkün değil.

Yabancıların gidişi devam ediyor, geri çevirecek adımlar atılmazken, yerlilerdeki güven kaybının ne kadar arttığı, döviz tevdiat ve altın hesaplarından açıkça görülüyor. Londra’daki swap piyasasını kapatırken, unutulmayacağını söylüyorduk ama piyasa uzmanları, “sonra unuturlar” diyorlardı. Kendileri olsa, bu yolun kullanılmayacağına inanıp şimdi Türkiye’ye yatırım yaparlar mı?

Dolarizasyon kırılamayıp TL yeniden cazip hale gelmeden, yatırımlar başlamadan bu işin normalleşeceği yok. Bunu yapmak ise söylenmesi kadar kolay değil; hükümetin çok radikal ekonomik adımlar atıp güven sağlaması gerekiyor. Bunu yapacak bir siyasi irade gözüküyor mu derseniz, maalesef gözükmüyor.

Ekonomi yönetimi birkaç olumlu adım atıp beklentileri olumluya çevireceğini sanmış olabilir. Ama belli ki artık beklentiyi de yönetemiyor.

Yine aynı hatırlatma ile bitirelim: Yanlış yönetimin faturasını halk ödüyor. Keşke bu düzeyde kalacağını söyleyebilsek ama fatura büyümeye devam ediyor.


Yazarın Son Yazıları