Erdal Sağlam

BDDK’nin kuruluş amacı bu değildi

17 Eylül 2020 Perşembe

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) 20. yılını tamamladı. Kuruluş yıldönümü açıklamasını okuyunca, kurumun kuruluş amacı ile mevcut nokta arasında oluşan büyük farkı sizlere anlatmak istedim.

Aslında BDDK’den önce bağımsız bir bankacılık otoritesi oluşturulması gündeme gelmişti. İspanya bankacılık reformu baz alınarak Dünya Bankası ile yapılan çalışmalarda, Merkez Bankası bünyesinde bağımsız bir bankacılık otoritesi kurulması öngörülmüştü. Ancak ANAP döneminin politikacıları böyle bir otoritenin kuruluşunu önlediler.

Neden önlediler derseniz sebebi çok açık: Bankacılıktaki inisiyatiflerinin kaybolmasını istemiyor, siyasi güçleri için özel bankalar üzerinde bu sopayı kullanmaya devam etmek istiyorlar, kayırma ve yolsuzluğa neden olan kapılarını kapatmak istemiyorlardı. Banka kuruluşu, sermaye yapıları, kredileri konusunda Hazine ve bankalar yeminli murakıpları kanalıyla kendi etkilerinin sürmesini istediler. Tabii ki bağlı kamu bankalarını da istedikleri gibi kullanıyor, Hazine zararını düşünmeden, oy için popülist kararlarını uygulatıyorlardı.

1999 yılında bankacılık sistemi bu yükü taşıyamaz hale geldi. Çünkü bankacılık sistemi likiditesini kaybetmiş, riskler taşınamaz hale gelmişti. Daha önce geciktirilen müdahale 1999’dan başlayarak IMF kılıfı altında uygulandı. Sektör konsolide edilirken, bazı bankalar batırıldı, bazıları birleştirildi, yüklü hazine kâğıdıyla zararları karşılanan kamu bankalarının diğer bankalar gibi çalışması düzenlendi. Merkez Bankası bağımsızlığı mutlak hale getirilip kamu bankalarını kullanması önlendi. Yani bankacılık baştan aşağı disipline edilerek aşırı risk almalarını önleyecek, mali yapılarını bozacak siyasi kararlardan arındırıldı. Sisteme katı kurallar getirilip ayrıcalıksız uygulanması için denetim ve gözetim mekanizması kuruldu. 

İlk BDDK başkanları bu radikal adımları attıkları için ailelerine varacak kadar büyük kişisel tehditler almalarına rağmen bu görevlerini başarıyla yürüttüler. Ama bu yöneticiler, AKP iktidarı ile hemen tasfiye edildiler ve 2003’ten başlayarak küçük müdahaleler başladı. IMF programı devam ettiği için 2007 sonuna kadar önemli geri adım atılamadı, sistemi bütünleyici öngörülen düzenlemeler yerine getirildi. Daha sonra bağımız olması gereken, bu amaçla kurulan ancak bu takdirde içeride ve dışarıda güven verebilecek olan BDDK, giderek siyasi bir kurum haline geldi. Bu da hem sektörde hem piyasalardaki güveni doğal olarak zedeledi.

‘Finansal istikrar’ kılıfı 

Başkan Mehmet Ali Akben,BDDK’nin risk odaklı proaktif gözetim ve denetimi esas alan yaklaşımla ekonomide konjonktürel etkileri dengeleyici, finansal istikrarı destekleyici rolünü etkin biçimde kullandığını” söylemiş. Kuruluşunun hemen akabinde yaşanan Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri sonrasında sektörün yeniden sorunlu hale gelmesini önleyecek, mevduat sahiplerinin hak ve menfaatlarını koruyacak ve uluslararası standartlarda güçlü bir bankacılık sektörünün teminini sağlayacak yasal düzenlemelerin güçlendirildiğini, denetim anlayışı ve kalitesinin geliştirildiğini kaydetmiş. Ardından da “2008’de küresel finansal kriz sırasında, 2020’de ise tüm dünyayı saran koronavirüsle mücadele kapsamında uygulamaya konulan yenilikçi makro ve mikro ihtiyati tedbirler ile finansal ve reel kesimin rahatlatılması amaçlanmıştır” demiş.

BDDK’nin kuruluşunda en önemli amaçlardan biri artık bankaların mali yapılarını zayıflatacak adımları engellemek, bu yolla Hazine’nin dolayısıyla halkın ödediği faturalara artık son verilmesini sağlamaktı. Başka bir amaç da bankalar arasında kamu özel ayrımı yapmadan, sektörün sıkı ayrıcalıksız kurallara bağlanıp denetlenmesiydi. 

Başkanın sözünü ettiği krizlerden sonra dünyadaki merkez bankaları ve bankacılık otoriteleri de asıl amaçlarının yanında “finansal istikrar” denilerek, kuralları gevşetmeye zorlandılar. Ancak hiçbir çağdaş otorite tümüyle asıl amacından sapıp piyasa kurallarından sapacak, sektörün risklerini gözetme amacını savsaklayacak kadar gevşemedi.  

Örneğin son çıkarılan “aktif rasyosu” denilen tüm bankaları kredi vermeye zorlayan bir kararı, hiçbir bağımsız otorite almadı. Kamu bankalarının aylarca açık pozisyon taşımalarına izin verip, bankaların ödünç aldığı parayı daha ucuza kredi olarak vermesine, dolayısıyla önümüzdeki 15 yılını tehlikeye atmasına izin veren bağımsız bir otorite olmadı. Sürekli kredi ötelemeleri, yeniden yapılandırma düzenlemeleri çıkarıp batık KGF kredilerinin bile yüzdürülmesine sesini çıkarmayan, ileriye dönük sektörün üzerindeki yüklerin artmasına günlük politik kaygılarla izin veren otoriteler de bulunmaz.

Özetle; BDDK’nin kuruluşundan önce uygulanan, kurumun oluşmasını zorunlu hale getiren sektör üzerindeki yükleri büyüten siyasi kararlar dönemine yeniden dönmüş bulunuyoruz. O dönemin faturasını bu halk, hem varlık değerlerindeki büyük düşüşle hem ileriye dönük Hazine tahvillerini finanse ederek çok ağır ödedi. 


Yazarın Son Yazıları