10 yıl sonra, içeridekiler için de: ‘Merhaba Zulüm!’

16 Ağustos 2020 Pazar

Sevgili okurlarım, Demokrasiyi, İnsan Haklarını özümleyememiş toplumların insanları umutsuzluğa sevk eden özelliği, kamuoyunun haksızlık ve hukuksuzlukları KANIKSAMASIDIR!

***

Kitap çalışmaları için verdiğim 15 günlük aradan sonra Cuma günü ilk yazımı yazarken, ülkede işlerin daha iyiye değil, daha kötüye, üstelik de, özellikle kadınlar için daha hızlanarak gittiğine işaret etmek için, “Merhaba Hüzün” romanına ve filmine gönderme yaparak “Merhaba Zulüm” başlığını koymuş ve “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR” diye bitirmiştim.

Bugün yarınki Pazar günü için 15 günlük aradan sonraki ikinci yazımı yazarken, “İçeridekileri” düşündüm:

Belki de hiç haddim olmayarak, bu toplumun vicdanı olmaya çalıştığım için, umutsuz bir mücadele de olsa, haksızlık ve hukuksuzlukların kanıksanmasına veya unutulmasına karşı bir çaba içinde olduğumu...

Bu çabamı “Birinci Silivri Trajedisi” diye adlandırdığım Ergenekon, Balyoz, OdaTV davaları sırasında başlattığımı ve o zamandan beri sürdürmeye çalıştığımı...

Selahattin Demirtaş, Cumhuriyet ve Sözcü çalışanları, Ahmet ve Mehmet Altan, Osman Kavala, Murat Ağırel, Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Grup Yorum, ölüm orucundaki Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal, en son tutuklanan Nuriye Gülmen ve onlarla birlikte yargılanan gazeteci-yazar-politikacı kişiler hakkındaki davalar, içerideki hastalar-bebekler-çocuklar üzerine, “İkinci Silivri Trajedisi” diye adlandırdığım dönem için de sürdürdüğümü...

Kayyım atamalarına, kadın cinayetlerine, kadınlara şiddete, medyadaki ve internetteki sansür ve yasaklara, dikkat çekmeye çalıştığımı, bazı okurlarım fark etmişlerdir sanıyorum.

Bugün içeridekiler için hissettiklerimi, on yıl önce Birinci Silivri Trajedisi zamanında yazdığım, 26.12.2010 tarihinde yayımlanan “ADALETSİZLİKTEN DAHA KÖTÜ OLAN” başlıklı yazımdan bazı bölümleri alıntılayarak belirtmek istiyorum:

***

Sevgili okurlarım, bir ülkede adaletsizlikten daha kötü bir şey olabilir mi?

Ne yazık ki olabilirmiş!

Adaletsizlikten daha kötü olan şey:

Onu kanıksamak...

Onu olağan saymak...

Bir yanda tüyler ürperten, vicdan yaralayan, insanların hayatlarını karartan olaylar yaşanırken...

Öte yanda normal hayata devam etmek...

Gerçekten, adaletsizlikten de kötü!

Türkiye garip bir ülke:

Tam Artık insaf, bundan daha kötüsü olamaz dediğiniz anda...

Daha kötü bir durumla veya olayla karşılaşabiliyorsunuz.

Yukarıda Adaletsizlikten daha kötü olan, onu kanıksamak, olağanlaştırmaktır dedim.

İnsan daha kötüsü olamaz zannediyor...

Oysa ne yazık ki daha kötüsü de olabiliyor:

Adaletsizlik, adalet adına savunulabiliyor!

Bir sorumlu politikacı, AKP iktidarının bir bakanı çıkıyor ve hüküm giymeden, tutuklu olarak iki yıldır hapiste yargılananları kastederek:

‘Bunların hiç eylemi yok, bunlar oturup konuştular demek olmaz. Zaten bunların eylemi olsaydı yargılamayı onlar yapacaktı’ diyebiliyor!

Arkadan dünyaca ünlü cerrahımız ve bilim insanımız, tutuklu sanık Prof. Mehmet Haberal’ın hastanede tedavi gördüğü bölüm basılıyor...

Yeni suç unsurları aranıyor...

Hastaneden hapishaneye yollanması için harekete geçiliyor.

Sevgili okurlarım, gerçekten merak ediyorum...

Aşağıdaki soruyu, bu yazının mantığı içinde...

Bir ‘süs’ olarak sormuyorum...

Gerçekten, ama gerçekten merak ediyorum:

‘Acaba kin ve nefret mi insanların vicdanlarını karartıyor...

Yoksa kararmış vicdanlar, rahatlamak için mi kin ve nefrete başvuruyor?’

Kanayan vicdanımla, yaşadığım utanç içinde...

Yazımı ‘Hayırlı pazarlar’ diyerek bitiremiyorum.

Bağışlayın beni!

***

On yıl önce yazmış olduğum bir yazı...

On yıl sonra, aynı duyguların ve düşüncelerin ifadesi için kullanıyorum:

Çünkü zulüm, hem de hızlanarak devam ediyor...

İnce” tartışmaların “kalın” haksızlık ve hukuksuzlukları unutturmasına izin vermeyelim!


Yazarın Son Yazıları

Cumhuriyet nedir? 29 Ekim 2020