Yassıada... Beton demokrasi...

29 Mayıs 2020 Cuma

Yassıada, yeni adıyla Demokrasi ve Özgürlükler Adası, 27 Mayıs günü açıldı. Yoksa hukuksuzluklar adası ya da beton ada mı demeli?

İktidar eliyle yeni bir simge yaratılırken, adanın tarihi, arkeolojisi, doğası hukuksuzluk enkazının altına itildi, üzerine de beton üzerine beton döküldü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bizzat söyledi Yassıada’yı tarihe gömdüklerini “Üzerinde durduğumuz toprakların ıstırabını dindirmek için Yassıada’yı tarihe gömüp burayı Demokrasi ve Özgürlükler Adası haline getirdik. Demokrasi ve Özgürlükler Adası, Türkiye’nin 60 yıllık demokrasi mücadelesi yanında, gelecekteki hedeflerinin de sembolü olacaktır” sözleri ile...

Tarihe not düşmekte yarar var. Çünkü yeni sembol demokrasi üzerinde değil hukuksuzluk üzerinde yükseliyor. Çünkü her şey anayasaya aykırı şekilde yapıldı. 2013 yılında bir gece torba yasa ile alelacele kardeşi Sivriada ile birlikte “doğal ve tarihi sit alanı” kapsamından çıkarılan Yassıada’nın başına gelenler ibretlik çünkü.

Sit alanı statüsündeydi çünkü her iki adada da Osmanlı dönemine ait şato kalıntıları, Bizans dönemine ait sarnıç bulunuyordu. Yassıada, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde 4. yüzyıldan itibaren bir sürgün yeri ve din adamlarının inziva yeri olarak kullanılan bir adaydı. Bunun yanı sıra her iki ada da doğal yapıları, zengin bitki örtüsü ve biyoçeşitliliği ile sürdürülebilir ekosistemi bünyesinde barındırıyor(du). Yakın tarihin belleğine 27 Mayıs 1960 darbesiyle kazındı. İktidardan el çektirilen Demokrat Parti yönetimi, orada hapsedildi. Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’yu idam sehpasına götüren yargılamalar orada yapıldı.

Adanın yüzde 65’ini yapılaşmaya açan zihniyet, adayı ada olmaktan çıkardı ne yazık ki... Tüm dokuları korunarak çok farklı bir şekilde kullanıma açılabilirdi. Hatta adı yine Demokrasi ve Özgürlükler Adası diye değiştirilebilirdi. Adalar Belediyesi, 2009 yılında Yassıada, Sivriada ve yine ilçe sınırlarındaki Tavşanadası’nı koruyarak sahip çıkmayı üstlenmek için Hazine’ye başvuru yapmış ve tahsisini istemiş ancak bu istemi reddedilmişti.

Tabii ki istenmedi. Çünkü tepeden inme kararla ticari bir proje için düğmeye basılmıştı. 125 yataklı otel, 600 kişilik konferans salonu, 1200 kişilik cami ve sosyal etkinlik alanları, seyir terasları yapıldı. Tabii yap-işlet-devret modeli ile...

Sivriada da bu yapılaşmadan nasibini almak üzeriydi ki, Anayasa Mahkemesi Sivriada’yı Kıyı Kanunu hükümlerinden muaf tutan ve talana yol açacak olan kanun maddesinin iptaline hükmetti. Yassıada’da ise inşaatlar çoktan tamamlanma aşamasına gelmişti bu arada. Aslında karar “ortak hüküm niteliğini” taşıyordu. Yani her iki adayı da kapsaması gerekiyordu. Buna rağmen Sivriada ibaresi anayasaya aykırı ilan edildi, Yassıada ibaresi öylece bırakıldı. Kimse çıkıp da birinin diğerinden farkı ne diye hesap sormadı.

Bugün Yassıada bir beton yığını ve beton demokrasinin simgesi olarak yükseliyor.


Yazarın Son Yazıları

Koronazizm 17 Nisan 2020