Olayların Ardındaki Gerçek

NATO, veto ve ulusal çıkarlar

02 Temmuz 2022 Cumartesi

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaş açması ve savaşın çok sert bir biçimde sürmesi özellikle ABD’nin kurguladığı planları uygulamasına yardımcı oldu. 

NATO’nun genişletilmesi ve güçlendirilmesi bu planın temel ilkeleridir. Bu bağlamda Rusya’nın kuzey komşuları İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya alınması ilk hedef olarak tespit edildi. İsveç ve Finlandiya, son iki yüzyıldır titizlikle izledikleri “tarafsızlık” politikasından vazgeçip NATO’ya katılmaya karar verdiler.

Bu karar, Rusya’nın Avrupa’da çembere alınması, denetlenmesi yönünden çok önemlidir.

İki devletin NATO’ya girme istemlerinin açıklanması üzerine Erdoğan, cuma namazı çıkışında İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine Türkiye’nin karşı olduğunu ve NATO konseyinde bu konuda olumsuz oy vereceğini açıkladı. (13 Mayıs 2022) 

Bu açıklama tüm dünyada özellikle NATO üyeleri arasında bir sarsıntı yarattı.  

Erdoğan, bu iki ülkenin PKK/PYD terör örgütüne destek verdiğini belirterek “Hiç zahmet edip gelmesinler veto edeceğiz” diyordu. Kamuoyuna yaptığı sert açıklamalarda milli çıkarları koruyan bir lider algısı yaratıyordu. 

Bir bakıma “üslup” yanlış olsa da yapılan iş doğruydu. Çünkü İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya kabul edilmesiyle PKK ve PYD terör oluşumlarını destekleyen birçok NATO ülkesine iki önemli üye daha eklenmiş olacaktı. 

Bu konuyla ilgili olarak yayımlanan 23 Mayıs 2022 tarihli “Olayların Ardındaki Gerçek”te bu durum analiz edilmiş ve şu yargıya varılmıştır:

“NATO üyeliğinin kabulü için NATO’ya üye olan tüm devletlerin olumlu oy vermeleri gerekiyor. Bu durumda Türkiye’nin ortaya koyduğu tavır önemli ve ciddidir. Ayrıca dış politika hassas bir alandır. Türkiye bu itirazlarını yaparken milli çıkarları yönünden ne kadar haklı ise ileride yapılması olası baskı ve zorlamalarla geriye dönüş yaparsa, tutarlılık ve uluslararası ‘prestij’ noktasında o derece yara almış olur.”

*

Erdoğan konuyu sert çıkışlarla kamuoyuna taşıyordu. Ancak yansız dış politika yorumcularının görüşü Erdoğan’ın bu sert çıkışları, pazarlık payını artırmak için yaptığı yönündeydi. Bir başka güçlü görüş de şuydu:

“Bu tip sert pazarlık yöntemi aslında Erdoğan’ın politik ve yaşam modeliydi.”

Tüm bu nedenlerle Erdoğan, tüm dünya kamuoyuna mesaj veriyor, bir yandan Batı’ya karşı sert davranıyor, öte yandan da iç politikada “milli politika güdüyor” algısı yaratıyordu. 

Ancak 20 yıllık Erdoğan gerçeğini en iyi tanıyan yabancı ve kimi yerli yorumcular daha ilk günden Erdoğan’ın veto itirazlarını en sonunda geri çekeceğini biliyordu.

Nitekim Madrid’e giderken mangalda kül bırakmayan Erdoğan, Madrid’de bir anda üç ülke arasında imzalanan uzlaşma metniyle vetodan vazgeçti. 

*

Yansız dış politika yorumcularının yaptığı analizlere göre, varılan “mutabakat” Türkiye’nin beklentilerini karşılamaktan çok uzaktır.

Asıl önemli konu, beklentileri karşılamaktan uzak olan bu “mutabakatın” hukuki gerçekliğinin de tartışmalı olmasıdır. 

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine dönük vetonun kaldırılmasında, Erdoğan’la ABD Başkanı Biden’ın görüşmelerinin dönüm noktası olduğu belirtiliyor. 

F-16’ları gündeme getiren ABD Başkanı’nın, “veto kalkarsa” F-16 satışlarının olumlu gelişeceğinin sinyalini verdiği belirtiliyor. 

Bu noktada çok önemli bir gerçeği belirtmeliyiz: ABD, Batı ülkeleri, NATO Türkiye’ye verdikleri sözleri ne zaman tuttular ki...

NATO’nun lideri konumundaki ABD, PKK/PYD konusunda yıllardır verdiği sözleri tutuyor mu ki PKK’nin en rahat at oynattığı İsveç ve Finlandiya bu konuda verdiği sözleri tutsun...

Yukarıda sözünü ettiğimiz, 23 Mayıs 2022 tarihli “Türkiye NATO konusunda ne yapacak” başlığını taşıyan “Olayların Ardındaki Gerçek” yazısındaki ana noktayı yineliyoruz: 

“Dış politika hassas bir alandır. Türkiye bu itirazlarını yaparken milli çıkarları yönünden ne kadar haklı ise ileride yapılması olası baskı ve zorlamalarla geriye dönüş yaparsa, tutarlılık ve uluslararası ‘prestij’ noktasında o derece yara almış olur.”



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları