Olaylar Ve Görüşler

Yüz Yüze Eğitim Şart Mı? - Prof. Dr. Üstün DÖKMEN

01 Ekim 2020 Perşembe

Evet, şart. Özellikle ülkemiz gibi bilgisayar sayısı ve internet altyapısı yetersiz ülkelerde yüz yüze eğitim şarttır. Devlet okullarında çevrimiçi sistemin yeterli olmadığı 21 Eylül günü açıkça belli oldu. 

Gerçi 21 Eylülde EBA çökünce talep çok olduğu için sevindik, ancak aynı durumla karşılaşıp da sevinen Avrupa ülkesi yok. Her şeyden önce sistemleri çökmüyor.

OECD raporuna göre Türkiyedeki 10 öğrenciden 7sinin bilgisayarı var, 77 ülke arasında ülkemiz bu açıdan 64. sırada. Ancak EBAdaki çökme öncesinde bile söz konusu onda yedi, altyapının yetersizliğinden ötürü uzaktan eğitime tam olarak katılamıyordu. Gerek büyük şehirlerde, gerekse köylerde oturan öğrenciler, bilgisayarları olsa bile uzaktan eğitimden kesintisiz ve sağlıklı bir şekilde yararlanamıyordu. Uzaktan eğitim kendimizi aldatmaktır, yüz yüze eğitim şarttır.

UZAKTAN EĞİTİMİN YETERSİZLİKLERİ

Uzaktan eğitim, öğrenciyi, eğitim sürecinin katılımcısı değil, seyircisi konumuma indirger.

Bizler teknolojik araçları, ellemeden laboratuvarlardaki camekânlar arkasında gözleyerek, kitaplardaki fotoğraflarına bakarak öğrenmeye çalıştık. Yetişkin yaşa gelince de Yaşayarak, yaparak eğitim gereklidir” görüşünü savunduk. Şimdi uzaktan eğitimle yine eskiye dönüyoruz. 

Uzaktan eğitimin bir başka zararı daha var. Anne babalar işte olacaklarına göre ilkokul çocukları bütün gün evde yalnız başlarına ne yapacaklar? Gençleri gün boyu evde tutabilecek miyiz? Sokaklar tehlikelerle dolu değil mi? İrlandalı Kız romanında ve filminde, duvar üzerinde aylak aylak oturan işsiz gençleri gösteren bir kadın, Bağımsızlığımızı elimize vermeyenlerin bize verdikleri en büyük ceza, gençlerimizi işsiz güçsüz bırakmaktır” der.

Anlaşıldığı kadarıyla çocuklarımız ve gençlerimiz, iki yıl okul ortamından uzak kalacak. Böylece birkaç nesli kaybetmiş olacağız. Jules Vernein de dediği iki sene mektep tatili ortaya çıkarsa -ki çıkmak üzeredir- şu olacaktır: Anasınıfı çocukları, ilkokul bire hiç uğramadan ilkokul ikiye geçeceklerdir. (Çocukların kalemi tutma biçimlerinden veliler sorumlu olacaktır.) 6. sınıf öğrencileri, 8. sınıfa uğramadan liseli olacaklar, 11. sınıf öğrencileri de yine okula uğramadan üniversiteye gireceklerdir.

Sonuç olarak Ben insanın cahilini severim” diyen o profesör için güzel bir fırsat çıkmıştır ortaya. Bazılarının istediği cahil nesiller, ülkemizin ve dünyamızın kucağına bir piyango gibi gelivermiştir. 

YÜZ YÜZE EĞİTİM NİÇİN GEREKLİ?

Uzaktan eğitimle öğrenci bazı bilgileri öğrenebilir, fakat okul ortamının sağlayacağı kişilik gelişiminin ve sosyalleşmenin uzaktan uzağa gerçekleşmesi mümkün değildir. Öğrenci, okulda bir yaşam tarzı da edinir. Anaokulundan üniversiteye, yüz yüze eğitim görenlerin görmeyenlere oranla, konuşma ve iletişim tarzlarının, hal ve hareketlerinin, girişkenliklerinin, yüz ifadelerinin, hatta yürüyüş şekillerinin geliştiği, evrildiği gözlenir. Çünkü öğrenci, gerçek yaşantı ortamında öğretmenleriyle, profesörleriyle özdeşim kurar, onları rol model alır.

Düne kadar ekran bağımlısı çocuklarımıza, Saatlerce bilgisayarın, tabletin başında oturulmaz, eklemlerin kireçlenecek, biraz dışarıya çık, hareket et, sosyalleş” dedik. İnternet bağımlılarına tedavi merkezleri açtık. Bugün ise 8 saat bilgisayarın başında otur” diyoruz.

Bu çelişkimizi çocuklar bile anlıyor.

Bugüne kadar yüz yüze eğitimde ne kadar başarısız olduğumuzu görmek için sadece PISA sonuçlarına bakmak yeterlidir. Şimdi uzaktan eğitim yapınca eskinin başarısız dönemini arar hale gelmemiz yüksek ihtimaldir.

O halde yüz yüze eğitim şarttır. Ancak bu durumda şu önemli soru akla gelmektedir: Okullar açılınca ya salgın artarsa?” Okullar açılınca salgın artar mı? Bu soru karşısında toplum ve MEB çok duyarlı. Ancak AVMlerin, plajların, kıyılardaki otellerin, lokantaların açılması konusunda toplum ve yöneticiler aynı duyarlılığı göstermedi. Salgının artma ihtimali karşısında plajları, AVMleri çocuklara kapatmadık; fakat şimdi okulları kapatıyoruz. Halkımız bu durumda, Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” der. Peki, ne yapmalı?

OKULLAR NASIL AÇILMALI?

Bence okullar açılmalı, ancak iki şartla:

1- TSE (Türk Standartları Enstitüsü), pandemide sağlıklı bir okulun nasıl olması gerektiği konusunda, dünya standartlarına uygun -hatta bazı noktalarda daha da ileri- ölçütler belirledi. Resmi kuruluşlar, gerekli şartları yerine getiren okullara Okulum Temiz” belgesi vermektedir. Bu belgeye sahip okullar açılmalıdır. Ancak bu belgenin alınabilmesi ciddi bir harcama gerektirmektedir, MEBin bunu karşılaması ise zordur.

Fakat Türkiye Cumhuriyeti çok güçlü bir devlettir. Dünyanın en uzun aralıklı köprüsünü, müstesna kanalını açacak gücü vardır. O halde devletimiz, okullarını TSEnin şartlarına uygun, okunabilir okul niteliğine ulaştıracak güce de sahiptir. Gücümüzü kullanmalıyız, kullanmalıydık.

2- En az iki günde bir, okuldaki tüm öğrencilerin, öğretmenlerin, personelin HES kodlarına bakılmalıdır. HES kodu uygun olmayanlar okula gelmemelidir. (Bu düzenleme zaten pek çok işyerinde yapılmaktadır.)

Okullar açılmalıydı, açılmalıdır. Bu noktada tek bir sorun var: Acaba okullar açılırsa, insanlar hastalanırsa toplum MEBi suçlar mı?" Suçlamaz. Bir dönem salgında günlük kaybımız 20 civarındaydı, plajlar, oteller, AVMler, lokantalar açıldı, düğünlerde çocuklar ortalarda koşturdu, günlük ölü sayısı 70e çıktı, yakalananların sayısı arttı. Kimse otellerin, mağazaların bağlı oldukları bakanları suçladı mı? Suçlamadı. O halde okullar açılınca da insanlar MEBi de suçlamaz. Rahat olun.

PROF. DR. ÜSTÜN DÖKMEN


Yazarın Son Yazıları