Olaylar Ve Görüşler

Pandemide Öğrendiklerimiz - Prof. Dr. Ayşe YÜKSEL

20 Ekim 2020 Salı

Hayat yoğun bir tempoda devam ederken bir akşam haberlerinde Çin’in Wuhan kentindeki salgın haberini duyduk. Çin çok uzaktı, ama, virüs iletişim çağında hızla yer değiştirebilirdi. 11 Mart günü ülkemizde de ilk vaka tespit edildi, Sağlık Bakanımız konu ile ilgili bilgi verirken yurtdışı kaynaklı olduğunu söyledi, alınacak tedbirleri sıraladı.

Halk sağlıkçı olarak başımıza gelebilecekleri tahmin ediyor, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni nasıl koruyabileceğimizi de düşünmeden edemiyordum.

Yönetim kurulu olarak ilk işimiz, on sekiz yaş altı çocuklarımızın eğlenerek öğrendiği Çağdaş Etkinlik Merkezleri’ni kapatmak oldu. Bu merkezlere gelen çocukların hareketliliğini kısıtlamak gerekirdi. Gençlerimiz, üyelerimiz ile programlanmış etkinliklerimiz vardı, içimiz istemese de bu etkinlikleri de zamanını bilemediğimiz ileri tarihlerde yapmak üzere iptal ettik. Neler oluyordu! Derneğimizin faaliyetlerini yapamaz olmuştuk, yapmaya kalksak hastalık büyük bir tehdit olarak orada duruyordu.

DİJİTAL DÜNYAYLA TANIŞMA

İkinci bir Yönetim Kurulu toplantısı ile genel merkezimizde çalışan personelimizin bilgisayar başında yapabildiği her işi, ev koşullarında yine bilgisayarda yapabilmesi için gereken alt yapıyı hazırladık. Salgın sürecinde öncelikle uzaktan çalışmayı” öğrendik, her sabah uyandığımız evimizde, sanki dernekteki gibi bilgisayarımızın başına geçtik, gün içinde yapmamız gereken dernek faaliyetlerini, toplantılarını, yazışmalarını yapabildik.

Sanki bugünler için yetiştirdiğimiz bilgisayar mühendisi yönetim kurulu üyesi mezunlarımızın önerisi ile dijital dünyada var olabilmek için webinar ve Zoom programlarını satın aldık. Daha ilk günlerde yönetim kurulu ve  gençlerimizle bu sayede görüntülü toplantılar yapabildik.

Birdenbire dijital dünyanın içine girmiştik, sadece dernek içi toplantılarla yetinmedik, güncel konularda, uzman kişiler ile toplumu dijital ortamda buluşturduk, bilgilendik. Gençlerimiz ile, şubelerimizle, bağışçılarımızla, çalışanlarımızla ne çok dijital toplantılar yapabildik.

Hiç bilgisayar kullanmayan şube başkanlarımız dijital dünyanın içine düştüler. Onlardan biri, ilk Zoom toplantısına, kendisine verilen teknik tarif desteği ile girebildiğinde, yaşasın bu akşam torunuma bu başarımı anlatacağım” demişti. Böylelikle biz dijital teknolojiyi kullanmayı” öğrendik.

İKİ BÜYÜK KAMPANYA

Salgın başladıktan kısa bir süre sonra okullar, üniversiteler kapandı, uzaktan eğitim diye bir şey çıktı ortaya, derneğimizden burs ya da etkinlik desteği alan çocuklarımız için, her şubemiz kendi yaratıcılığını kullanarak, önceki  etkinliklerini kolay iletişim teknikleri ile sürdürmeye gayret ettiler.

Dijital olanaklarla öğrenciler, gençler, üyeler, uzmanlar evden eve buluşarak etkinlik yapabildiler. Aylar içinde, daha sistemli, uzman destekli süreli etkinlik programları yapabildik. Böylece hep beraber ‘uzaktan eğitimi’ öğrendik. 

Öğrenciler mektuplar yazmaya başladı, bilgisayarım yok çığlıkları gelmeye başladı. Derneğimiz de böyle bir bütçe yoktu, bu mektupları da yanıtsız bırakamazdık. Genel merkez olarak bağış bulmak, bu öğrencileri bilgisayara kavuşturmak için seferber olduk. Elli beş adet yepyeni bilgisayar alabilip öğrencilerimize gönderebildik. Arkası geliyordu, her birine tek tek çare olmak kolay değildi.

Bilgisayar alabilmek için Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne gönderdiğimiz projemiz için para toplama izni çıkmasını dört gözle bekledik. İznimiz çıktı, aynı anda iki büyük kampanya yürütmeyi, uzaktan eğitime destek olmak için çok çalışmak gerektiğini” yaşayarak öğrendik. Güz geldi, uzaktan eğitim başladı, hem liseli kızlarımız hem de üniversiteli öğrencilerimiz için teknoloji gereksinimi doğdu.

Bursiyer öğrencilerimizin arasında gereksinimi olan sayı ne kadardı! Teknoloji desteği ile hızla tamamlayabildiğimiz anket çalışmasına 10 bin öğrenci katıldı, öğrencilerin yüzde 61’inin tablet ya da bilgisayar gibi teknoloji olanağı yoktu.

Özellikle kırsal alanda yaşayan öğrencilerin yaşadıkları yerlerde internet alt yapısı da yoktu. Televizyon haberlerinde öğrencilerin köyün en yüksek tepelerine çıkıp internete bağlanıp, birkaç kişi aynı ekrandan dersi takip etmek için çabaladığını, muhtarın velilerin çare istediklerini söylemelerine tanık olduk.

OLANAKSIZ KÖYLER

Büyükşehir yapılan illerimizin mahalle olan köylerinin hâlâ “kent olanaklarına sahip olmayan köyler olduğunu” bir kez daha öğrendik.

Duyarlı kurum ve bireylerle işbirlikleri, dayanışma çok önem kazandı. Öğrencilerimize teknoloji armağan etmek için hepimiz seferber olmuştuk. Sadece ülkemiz içinden değil, dünyanın başka başka ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımız da bizi arıyor, bizim çabamıza destek olmak istiyordu.

Hepimizin ortak amacı Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet ettiği gençlerimizi eğitimden yoksun bırakmamaktı. Tam bir dayanışma içinde idik. Salgın bize dayanışmanın” ne kadar değerli olduğunu bir kez daha öğretti. Derneğimiz dışında da yerel yönetimlerin, kurumların, meslek odalarının, bireylerin bu süreçteki dayanışma örnekleri hepimizi gururlandırdı. Geleceğe ait umutlarımızı çoğalttı.

Derneğimizin efsane genel başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’ın dediği gibi Eğitimli her insanın bu Cumhuriyete borcu var” tümcesi, hepimize şiar oldu. Biz ondan sorunun değil, çözümün bir parçası olmayı öğrenmiştik zaten. 

1999 Marmara Depremi sonrasında, 2009 yılında yaşadığımız FETÖ kumpası sırasında ÇYDD hep sorunun değil çözümün bir parçası olmuş, her iki süreci de güçlenerek tamamlayabilmişti. Günümüzde, bireysel ve kurumsal  ‘dayanıklılık’ çok önemli bulunuyor. Geçmişten kazandığımız bu deneyimler ile, salgın sürecine  hızla uyum sağlayabildik, çalışmamıza devam edebildik, birbirimize güç verdik, sorunlara da çözüm üretebilme gücünü kazandık. Ne kadar dayanıklı olduğumuzu görebildik. Bu süreçte ‘dayanıklılığın’ önemini öğrendik.

KADININ GÜCÜNÜ GÖRDÜK

Yaşam artık eve yerleşmişti, her birimiz evde çalıştığımız işi, gönüllü çabalarımızı, evin yönetimi, aile iletişimi vb konuları üstlenmiştik. Özellikle biz kadınlar daha çok emek verdi, her yere yetişti. Kadın dayanışması gerçekleştirdi. Bu süreçte ‘kadının gücünü’ bir kez daha öğrendik.

Ülkemizde, sağlıkta, eğitimde, istihdamda eşitsizliklerin olduğunu görüyor, biliyorduk. Salgın bunları daha çok yüzümüze çarptı. Duyarlı, sorumlu yurttaşlar olarak ‘örgütlenmenin’ önemini bir kez daha öğrendik. Aramıza katılmak, emeği ya da bağışı ile destek olmak isteyenlerin çoğaldığını gördük. Prof. Dr. Aysel Çelikel  Hocamızın dediği gibi, ’Adalet yoksa Gelecek Yok’ tümcesinin ne kadar doğru olduğunu öğrendik. Adaletli paylaşımlar için emek verdik.

Yirmi dört saate daha çok işi sığdırabilmeyi, ‘zamanı iyi kullanmayı’ öğrendik, trafikte kaybettiğimiz zamanları, ülkemizin bu süreçteki sorunlarına, çözüm olabilmek için harcayabildik. Daha hızlı daha çok iletişimler kurabildik.

BU DAVET BİZİM

‘Hem kendimize hem başkalarına yetebilmenin insana ne kadar iyi geldiğini’ öğrendik. Salgın sürecinde, ‘sosyal bir devletin yapması gereken bir çok işi gönüllü çalışmaların yerine getirdiğini’ bir kez daha öğrendik. O kadar çok gereksinim vardı ki, bunların çözümünde rol alırken, salgın sürecinin ruhumuza verebileceği olumsuz etkisinden uzaklaştık.

Yedi ay boyunca hem bireysel, hem kurumsal hem de ülke olarak salgın süreci yaşıyoruz. Kolay değil tabii ki, bu yıl için yaptığımız planlarımızı değiştirmek durumunda kaldık, kurgu filmlerde ki yaşamlar sürmeye başladık, bazen gerçek ile sanalı karıştırdık.

Ama bu ülkede yaşarken, sorunun değil çözümün bir parçası olmayı öğreten Türkan Saylan Hocamızdan öğrendiklerimizle aydınlık ve sağlıklı bir Türkiye için, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’mizde, gönüllü çalışmaya devam ediyoruz. Kuruculara minnettarız.

PROF. DR. AYŞE YÜKSEL
ÇYDD GENEL BAŞKANI 


Yazarın Son Yazıları