Olaylar Ve Görüşler

Doğa, İktidar, Emperyalizm - Prof. Dr. Salih ÖZBARAN

29 Eylül 2020 Salı

Son günlerde Kazdağı’nda maden arama için sayısını bilemediğim ağaçları kestirenleri düşündükçe, toprakların çırılçıplak halini televizyonlarda seyrettikçe, halkının mücadelesini yüreğim yanık seyrettikçe, benim Kasabamın Çaldağı’ndaki yüzbinlerce ağacın canına kıyanları/kıydıranları, aklıma getirdikçe, 5 Haziran Dünya Çevre Günü” dolayısıyla Cumhurbaşkanı (ve Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı) Recep Tayyip Erdoğan’ın 4 Haziran 2020 tarihinde söylediklerini sınavdan geçiriyor, özellikle şu cümlelerini hatırlıyorum: Tabiata, çevreye ve hayata dair bakış açımızı düzelterek, toplumda bu konudaki hassasiyeti artırmak ve hep beraber çaba göstererek, ecdadımızın mirası, evlatlarımızın emaneti olan bu dünyayı daha yeşil ve yaşanabilir bir dünya yapabiliriz”.

Çok güzel! Tarihçi kafam beni daha da gerilere götürüyor ve Erdoğan’ın Başbakan iken dile getirdiklerini; özellikle 8 Nisan 2013 tarihinde İstanbulda düzenlenmiş olan Birleşmiş Milletler Ormancılık Forumunda yinelediği Kızılderili atasözünü anımsatıyor:  Bütün ağaçlar kesildiğinde, bütün hayvanlar avlandığında, bütün sular kirlendiğinde, hava solunamaz hale geldiğinde, işte o zaman paranın yenilenebilir bir şey olmadığını anlayacaksınız”.

TARİHİN KAPSAYICILIĞI

Daha da güzel! Başka bir şey daha anımsatıyor bana, yukarıdaki sözler; daha önceki yılları düşündüğümde. 13 Şubat 2010 tarihinde Katar’ın Sheraton otelinde yapılan ABD-İslâm Dünyası Forumunda Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılmıştı; emperyalizmin ağababalarına karşı korunması gereken ülkeleri kollayarak: Yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin” o ülkelere ait olduğunu vurgulayarak. Aliyyülalâ”. Başka ne dileyebilirim ki! Amma velakin”; bir yıl sonrasında 8 Mart 2011 tarihinde de, dönemin Manisa milletvekili Hasan Örenin, 22 milletvekili imzasını taşıyan bir araştırma önergesini TBBMne sunduğunda ve Turgutlu Çaldağı’nda ağaç kesimlerinin ve ayrıştırıcı sülfürik asidin kullanımıyla sebep olabileceği ölümcül tehlikeleri dile getirdiğinde umudumun uçup gittiğini belirtmeliyim.

Geçmiş yüzyıllarında, bir yandan Osmanlı saray ihtiyacı ve donanma için ayrılan, diğer yandan cibâl-ı mubaha” gereğince halkın gelişigüzel kullanımına açılan ormanları da hatırlattı bana. En önemlisi de ormansız yurt vatan değildir” sözüyle, Kurtuluş Savaşı sırasında bile “çevreyi, ormanı ve tarımı düşünen Mustafa Kemal Atatürk’ün uzak görüşlülüğünü, ortaya koyduğu çiftlikleri, ağaca saygısını, yeniden ve yeniden düşündürdü.

Art
ık iyice anlaşıldı ki, tarih sadece sarayın, fütuhatın, savaş taktiklerinin, ata binenin/ok atanın tarihi değildir. Toplum ve Doğa, günlük yaşamımızdadır, tarihsel değerlendirmelerin baş tacıdır.

Doğa: tabiat; insan eliyle büyük değişikliğe uğramamış doğal güzelliklerini koruyan, genellikle şehir dışı kesim; iktidar: bir işi yapabilme gücü, erk, kudret; bir işi başarabilme yetki ve yeteneği vb; emperyalizm: bir milletin başka bir milleti siyasi ve ekonomik vb egemenliği altına almak vb. Kısaca, sözlüklerin aşağı yukarı tanımladıkları kavramlar bunlar. Uzmanlar daha ayrıntılı ve doyurucu açıklamalar sunabiliyorlar, şüphesiz.

SORUN DÜNYA ÖLÇEĞİNDE

Son haftalarda elimden düşürmediğim, Nafiz Güderin çevirdiği Joachim Radkaunun Doğa ve İktidar: Global Bir Çevre Tarihi (İş Bankası, 2017) dev eserindeki son cümle, sanıyorum yönü gösteriyor: Acilen uygulanması gereken siyaset türü!

Tarih, sadece geçmiş ile şimdiki zamandaki benzerlikleri gören paralaks’ın tersine, zaman  zaman yeni bir şeylerin ortaya çıkmakta olduğunu göstermektedir. Bugün çevre  korumanın acilen gereksinme duyduğu da, yeni bir siyaset türüdür”.

Dilerim, Recep Tayyip Erdoğan’ın hayata dair bakış açımızı” düzeltme ve yeşil ve yaşanabilir bir düya” yaratma isteği daim olur; dilerim, söyledikleri sadece sözde kalmaz, gereğinin yerine getirilmesi konusunda -tarihsel bir sorumluluk taşıdığını anımsar- sağlam adımlar atılmasına vesile olur.

Zira, işin şakası yok; sadece güzel sözlerle geçiştirilecek yanı hiç yok dile getirilen sorunun. Bilimden şaşmak ol(a)maz. Doğa çok güzeldir ama -son zamanlarda sıklıkla tanık olduğumuz üzere- kendisiyle fazla oynanmayacağını anımsatır; yıkar geçer. Değerli bilgin Erol Manisalı “Bıçak Sırtı” köşesinde turnusol kağıdını tam yerine yerleştirdi bir süre önce; doğa, iktidar ve emperyalizm aralarına.

YÜREKLER BUZ KESMESİN DİYE

Evet, acımasız dünyamız bir anlamda korona sayesinde(!) kendi iki yüzlülüğü ile karşılaştı: Korona adeta, bir turnusol kağıdı” oldu. İnsanlara, “özellikle de kimi iktidarlara ve şirketlere” suçlarını gösterdi (Cumhuriyet, 2 Haziran 2020).

Ey ağaç” diye sesleniyor şair Lyudmila İsayeva, Sen bilmezsin ki o uzak dalgınlığında, / biz ikimiz tutsağıyız aynı gücün aslında”. Vatanı cennet eden dalgın ağaç”a karşı “bilenen baltalar vücudumuza değmiş gibi” olur diyen Mehmet Başaran’ın toprağın ziyneti” saydığı doğanın kıymetini anlar iktidar, elindeki yaptırım gücüyle; ve emperyalizm, saldırgan tutumunu frenleyerek.

İşte o zaman Yüreğimiz buz kesmez.  

SALİH ÖZBARAN
EMEKLİ TARİH PROFESÖRÜ


Yazarın Son Yazıları