Olaylar Ve Görüşler

Azerbaycan Türkü Ozan'ın Çağdaş Yergisi - Prof. Dr. Türkkaya ATAÖV

16 Eylül 2020 Çarşamba

Sabir Rüstemhanlı Azerbaycan’ın son dönem edebiyatının önde gelen ozanıdır. Bu çok yönlü ustanın sekiz kitaba yayılmış olan şiirleri anayurt ve ulus sevgisiyle donanmıştır. Sağ Ol Ana Dilim” adlı kitabı Azerbaycan Türkçesine bir saygı destesidir. “Ömür Kitabı” başlıklı ve üç-yüz-bin okuyucuya ulaşmış başka bir yayını siyasal yaşamının da başlangıcı sayılır. Ozan milletvekili olarak görev yapmıştır.

Dizelerinin bir özelliği de eleştiride ve yergideki gözü pekliğidir. Azerbaycan Türklerinden başlayarak Balkar, Başkırt, Karaçay, Kazak, Özbek, Tatar ve Yakut Türklerini kapsayan Türk dünyasıyla da ilgilidir. Bu büyük dünyanın sınırlarını çizerken Altay’dan Akdeniz’e” ve Orhon’dan Balkanlar’a” sözcüklerini de kullanır. Gurur duyduğu Türk dünyasına karşı saygılıdır.

Anayurt, aşk, başarı, birlik, güzellik ve uygarlık gibi temel konuların yanında, hiçbir ülkenin, yönetimin ya da kişinin adını anmadan taşlamaları sever. Ben bu yazıda onun birkaç yergisine, Azerbaycan Türkçesinde ve yazımında hiçbir değişiklik yapmadan, yer vermek istiyorum.

YURT CENNET GİBİ AMA...

Ozan Sabir belki de kimi bildiklerini gerçek Müslüman görmüyor: Diz çök, dizimiz yara/İnandıkça aldandık/Bu yapma Allahlara/Ha ileri yürüdük/Ha sabah telesdik(Telaş ettik) /Müselman ola-ola/Gene de putperestlik.” Müslüman doğan halkın başına gelen ne ki? Örneğin: “Çölde kum yeyirse halkın övladı/Nece ucaldırsan bu sarayları/Alıp ömrümüzü deyer deymeze/Bir mezar yerini bedava vermir/Taşlar duyguluydu kardeşimizden/Ayrı bir göl de var göz yaşlarımızdan.” Yurt cennet gibi ama: Cennetin bir bölümü, ancak yüreği bumbuz/Verdiği birce lokma, almak isteği sonsuz.” Pahalılık karşısında aş yerine taş yemek üstüne: Bir gün uçup dökülecek/Başımıza göyün taşı/Nefsi dağdan ağırlara/Diyecekler yiyin taşı.”

Böyle yapanların hizmetindekilere gelince: Birine vezirsen, birine vekil/Birine kuyrulsan(kuyruk), birine kekil(kakül)/Ay, yurttaşın küçüğü, yolumdan çekil.” Yurttaşa doğrular mı söyleniyor, yalanlar mı? Ah namussuz yalan, ah saktın yalan/Millete yalmanıb(yaltaklanıp) milli olmussan/Elin gayretidi ortada kalan/Siz ne umursunuz bu gidişattan?”

Yabancı ne aldı, yurttaşa ne kaldı? Yada gül uzattın, attın taş bana/Milletin ödünü sattın düşmana/Vicdan kelimesini alma ağzına. Yönetilenin de, yönetenin de elinde ne kaldı? “Şimdi ısınmaya közün mü kalmış?/Siyaset kumunda izin mi kalmış?/Sattın bu milletin pamuğun, neftin/Pazara sürmeye bezin mi kalmış?

Azerbaycan Türkü ozan kimlerin yanına sokulmaktan korkuyor? Servetini heçe veren/Kazancını borca veren/ Çocuk alıp, koca veren/Gizli katilden kaçıram.” Eğilen ve eğilmeyen üstüne: Kılınç ile vurulmazsa eğilmeyen baş/Ödül için her huzurda eğilen oldu!” Bu çerçevede öne çıkan yurttaşa da, arkadan seyirten sıradan kişiye de ne olacak? “Şöhret, vazife, maşın/Sonu yok bu savaşın/Gideceyik üç arşın/Ucuz ak arasında.

Bu taşlamalar antik çağdan bu yana, birçok topluma uygulanabilir. Eski Yunan’da Sparta kent-devletinden Çar İkinci Nikola yıllarına. Azerbaycan Türkü Sabir için yazar olarak da komedinin babası Aristofanes’ten gerçekçi Gorki’ye ve modern çağın ustası G. Bernard Shaw’a bu uzun çizginin çağdaş bir temsilcisi denebilir.

PROF. DR. TÜRKKAYA ATAÖV


Yazarın Son Yazıları