Hikmet Altınkaynak

Muhteşem Sansür!

18 Ocak 2011 Salı

Geçmiş geçmişte kaldı. Ne yapıyordu Abdülhamit’in sansür memurları? “İstibdat, cumhuriyet, yıldız, mebus, müsavat, burun, suikast, anarşi, dinamit, ihtilal, dinamit, dinamo…” sözcüklerini kullanmak yasaktı. Bunların geçtiği tümcelerin üstü çiziliyor, yazıdan çıkarılıyordu.

Mehmet Aksoy’un Kars’taki ‘İnsanlık Heykeli’ ile Show TV’de gösterilen ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizi filmi tartışmaları, gündeme yeniden sanat ve edebiyatta sansürü getirdi.

Tarihimizde sansürün muhteşem örnekleri vardır; sansürü tanıyoruz! Yakın, orta, uzak dönemlerden onlarca örnek gösterilebilir. Sansürün kaldırılması üzerinden, yani 1908’den bu yana 112 yıl geçmiş, 113. yıldan gün alınmaya başlamışken, yeniden sansür kurullarının kurulması elbette düşünülemez, kabul edilemez.

Ancak o sansürcü kafa, aynı bakış açısı, sansür zihniyetinin hortladığı algısını yaratmaktadır. İstenen hep şudur: “Halk düşünmesin, gelişmesin, yaratıcı, yeni bir düşünce ortaya koymasın!” Var olanı korusun, hatta geriye gitsin, çağdaş olanların üstüne otursun… Sanatçılar topluma yol göstermesin, akıl vermesin!

Gelecekte daha demokrat, daha özgür olacaksınız diye halkın yüzde 42’sinin istemediği anayasa maddelerini zorla, baskıyla halkoylamasından yüzde 58 oy oranıyla geçiren iktidar, o çok övündüğü anayasa maddelerinden hareketle “Bu nasıl heykel”, “Bu nasıl film” diyerek, heykeli yıkmakla, dizi filmi yasaklamakla gözdağı vermektedir. Bu da topluma verdiği sözle çelişmektedir. İster istemez halk sormaktadır: “Bu mu demokrasi, bu mu özgürlük? Hani daha demokrat, hani daha özgür olacaktık?!”

Mehmet Aksoy, sanatın ne olduğunu bilen bir evrensel sanatçı. Figüratif Türk heykel sanatında büyük bir mühre sahip olan usta. Onun eserlerini görmemiş olanlar Aydın Engin’in yazdığı ‘Çekicin Rüzgârında Kırk Yıl’ ve ‘Heykel Oburu Mehmet Aksoy Kitabı’nı okumalılar. İstanbul’da İş Kule girişindeki ‘Kibele Çeşmesi’ heykelini görmeliler. Ondan sonra da bu heykel, heykel falan değil, bir ‘ucube’ demeliler...

Soğuk savaş döneminde Sovyetler Birliği’nde benzer bir olayın Nâzım Hikmet’in başından geçtiği hep anlatılır. Belleğimde kaldığı kadarıyla aktarayım. Diktatörlüğüyle ünlü Stalin (1881-1953), bir gün mimarların işine de karışmış, Nâzım Hikmet de “O mimar mı, niye karışıyor?” diye Stalin’i eleştirmemiş mi? Hemen Stalin’e jurnallemişler ve ilk tepki olarak Nâzım Hikmet’e verdiği randevuyu iptalle başlamış işe. Nice zaman sonra kızgınlığı geçmiş de öyle görüşmüş Stalin, Nâzım’la…

Kars Belediye Başkanı AKP’deyken heykel projesinin tüm formalitesini tamamlamış, hukuki hiç sorun kalmamış. Heykelin yapımı başlamış. Belediye başkanı AKP’den istifa edip CHP’ye katılınca, olan olmuş!

Düşüncenin, söz özgürlüğünün, sanat özgürlüğünün olmadığı otoriter toplumları, liderlerini zaten onaylamıyoruz. Onlar bu çerçevede mazurdur. Ama daha yeni kabul edilmiş maddeleriyle üstelik de, anayasamız artık daha demokrat daha özgür anayasa oldu denilerek, üstelik de böyle olacağıyla ilgili verilen sözler daha gökkubbeden yere düşmeden, sanata sansür uygulamak, neyin nesi olmalı diye düşünmeden edemiyor insan. Olur şey değil! Ama oluyor! Tıpkı daha önce yapılanlar gibi!

Geçmiş geçmişte kaldı. Ne yapıyordu Abdülhamit’in sansür memurları? “İstibdat, cumhuriyet, yıldız, mebus, müsavat, burun, suikast, anarşi, dinamit, ihtilal, dinamit, dinamo…” sözcüklerini kullanmak yasaktı. Bunların geçtiği tümcelerin üstü çiziliyor, yazıdan çıkarılıyordu. Şimdi ne yapılıyor? Farklı yöntemlerle sansürler uygulanıyor. Sanatçıya engel konup, yaratma özgürlüğü baskı altında tutulurken aynı zamanda halkın sosyal yaşamı sansür ediliyor. Bu da bir tür sansür değil mi? Hem de muhteşem sansür!

Hikmet Altınkaynak  Yazar / Öğretim Üyesi


Yazarın Son Yazıları

Askıda kitap 13 Ağustos 2020
Birinci 100 yazı ve... 6 Ağustos 2020
Yarın 24 Temmuz... 23 Temmuz 2020
Kısa yazmak... 16 Temmuz 2020
Yolculuk deyince... 9 Temmuz 2020
Bugün 2 Temmuz! 2 Temmuz 2020
İlhan Abi’yi okumak... 18 Haziran 2020
Korona sözlüğü 28 Mayıs 2020
Korona yalnızlığı! 14 Mayıs 2020