Hikmet Altınkaynak

İstanbul Deyince Akla...

10 Şubat 2014 Pazartesi

Bir söyleşiyi renklendirmek, karşıdakinin kültürel birikimini keşfetmek için birdenbire sorulur ya, örneğin “ağaç” deyince aklınıza ne geliyor diye. Ya da “para” deyince, “kutu” deyince, “demokrasi” deyince …. gibi.
Bu soru listesini istediğiniz kadar uzatabilirsiniz ki, işte böyle bir sorgulamanın benzerini şair, ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, “İstanbul Destanı” şiirinde ortaya koyuyor. 1956 yılında yayımlanan “Dördü Birden” adlı kitabında yer alan bu upuzun şiirini“İstanbul deyince aklıma” nakaratıyla inşa ediyor ve son bölümü şöyle noktalıyor:
“İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim”

Bedri Rahmi’nin şiirleri de tabloları gibi, duygu yüklü ve rengârenk. Üç yüz dizeye yakın bu çok uzun şiirinde öylesine güzel tablolar ortaya koyuyor ki, okurken yüreğinizi sızlatıyor. Sızlatıyor çünkü anlattığı İstanbul, bugün artık yok. Anlattığı İstanbul, bugün daha da acayip bir kente dönüşmüş! Doğa yok, tarih yok, temiz hava yok, kuşlar yok, martılar yok, deniz yok, balıklar yok! İstanbul estetiği yok! İstanbul dinginliği yok! İstanbul sevgisi kimilerinde yok değil, hiç yok!
İstanbul artık ne Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun, ne Yahya Kemal’in, ne Nâzım Hikmet’in, ne Orhan Veli’nin, ne Sait Faik’in, ne Oktay Akbal’ın İstanbul’u… İstanbul artık gökdelenler, AVM’ler, otomobiller, otobüsler, metrobüsler, kalabalıklar ve gürültüler kenti. İstanbul artık, kirli ve sisli! Bunu düzeltmek için önce kentin yöneticisini değiştirmek gerekmez mi?
Bu nedenle “İstanbul” deyince akla -moda deyişle- “paralel bir İstanbul” var diyenler çıkabilir! Zaten de öyle sanki! “Koca Sinan”ın eseri var, ama ona paralel “çakma/acayip bir Koca Sinan eseri” de yok mu? Geçmişte onlarca ulu çınar varmış ama o çınarlar kesilmiş yerine onlarca çınar apartmanı yapılmış. “Zarif bir Kapalıçarşı” var ama ona paralel çok sayıda azman AVM yok mu? Boğaz’ın incisi vardı ama şimdi inci talan edilmiş, beton yığını bir Boğaziçi’ne yerini bırakmamış mı?
Demek ki geçmişin İstanbul’unda yönetenler yasaya, çevreye, doğaya, kuşlara, balıklara, tarihe saygılılarmış! Ne var ki, o kişilerin yerini “paralel devlet” almış! Belki de diyeceklerdir ki, İstanbul’u çakma Dubai yapmaya çalışanlar da onlardır!
Oysa 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu 1983’te çıkarılmış ama kaçak yapılar boğazın iki yanını alabildiğine kaplamış, kimi yerde Boğaziçi’ndeki görünüm, deprem sonrası oluşturulan sitelerden farksız hale gelmiş. Yetmemiş, 3. köprü “kara saplı bir bıçak gibi” İstanbul’un akciğerlerine saplanmış.
Bilime sırt çevrilmiş. Eleştiriye, demokrasiye kulaklar kapanmış. Gerçeği yazan gazeteciler içeri atılmış. Bunu yapanlar halkı kandırdık sanmışlar. Bazen başarmışlar da... Ama o da son bulmuş. Şimdi yeni bir taktik benimsenmiş. Bunu biz yapmadık, “paralel devlet” yaptı yöntemi. Yani yolun sonu görününce, artık her şeyi “onlar” yaptı diyorlar. Yani her şeyi paralelin üzerine atıyorlar! İşte benim güzel “acayip memleketim” bugünlerde böyle krizde! Bu nedenle de İstanbul deyince akla, paralel İstanbul yönetiminin değiştirilmesi geliyor!
Yazıya Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bir şiiriyle başladım. Hiciv ustası şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bir şiiriyle de noktayı koyayım ki, memleketin içinde bulunduğu acayipliği özetlemiş olayım.
“YAZISIZ
Sen bana paralel
Ben sana paralel
Paralel paralel
Paralelli
Taralel taralel
Taralelli.”  


Yazarın Son Yazıları

Ekim gündemi 1 Ekim 2020
Atatürk dedim önce... 24 Eylül 2020
Ziller çalmasın! 3 Eylül 2020
Beş yıl geçti... 27 Ağustos 2020
Şiirle dünya yolculuğu... 20 Ağustos 2020
Askıda kitap 13 Ağustos 2020
Birinci 100 yazı ve... 6 Ağustos 2020
Yarın 24 Temmuz... 23 Temmuz 2020
Kısa yazmak... 16 Temmuz 2020