Birey, toplum, devlet bütünlüğü mü, kavgası mı?

05 Ocak 2021 Salı

Çağdaş uygarlık ve demokrasi, bireyin (vatandaşın), toplumun (ulusun) ve devletin arasında ortak yararları ve refahı sağlamak için vardır. Binlerce yıllık insanlık tarihi sonucu, bu bütünleşmenin araçları ve kriterleri de belirlenmiştir: Katılımcı demokrasi ve sosyal devlet.

Sistem, laiklikten hakların dengelenmesine ve hukukun üstünlüğüne kadar kabullenilmiş öğelerle beraber yürür.

Cumhuriyet Türkiyesi kurtuluş ve kuruluşunda bireyi vatandaş, halkı toplum (ve millet), “saltanatı” da çağdaş devlet yapmak amaçlarını güttü ve dünyaya örnek oldu.

Bugün bu hedeflere (ve Atatürk Türkiyesi’ne) karşı çıkmaya çabalayan siyasal İslamcılar, tarikatlar ve bunlarla sürekli birlikte çalışmış olan emperyalist küresel odaklar “vatandaş-millet-devlet” üçgenindeki bütünleşme yerine, “köle-kabile-emperyalizm” üçgenini getirmeye çabalayan cephenin işbirlikçileridirler.

Bu dünyadaki” bilimin ve akılcılığın yerine “öbür dünyanın!” hayalini cahil kitlelere pazarlayarak iktidarını yürütmek isterler. Ve bu hedeflere ulaşabilmek için bilim ve akılcılık yerine çağdışı dinci hurafeleri öne sürerler. Bunun için de halk kitlelerinin “cahil tutulmaları” gerekir.

Meteorolojik bilimsel veriler yerine yağmuru dua ile getirmek isterler.

Birey-toplum-devlet üçgenindeki bütünleşmeyi parçalayıp” insanları kutuplaştırmak, bölmek, laiklikten, akılcılıktan, bilimden, çağdaş değerlerden ve demokrasiden uzaklaştırarak çağdışı amaçlarına ulaşmak isterler.

KISIRDÖNGÜ NEREDE?

Bu bilimdışı, akıldışı, çağdışı, ahlak ve insanlık dışı gelişmeler nasıl oluyor da toplumda (toplulukta) kabul görebiliyorlar? İnsanların bireysel maksimizasyonlarındaki (çıkarlarındaki) güdüleri ve çelişkileri, bu tür bozulmaların da uzunca bir süre kalmalarına yol açabiliyor.

- Ortalığı toz duman bulutuna boğduğunuz, iletişim düzenini ele geçirdiğiniz zaman insanları kör ve sağır hale, kısmen de getirebiliyorsunuz.

- Bireyi ekonomik olarak muhtaç ve çaresiz hale soktuğunuz zaman birey de kendisi ya da evladı aç kalmasın diye sizin zorlama koşullarınızı kabullenir hale geliyor.

Dışsallıklar (externalities) yalnız artı yönde değil, eksi yönde de çalışmaya başlar.” Ve bu toplumsal kısırdöngü, kendi ürettiği ağları etrafına dolayarak “azgelişmişlik kısırdöngüsünü üretir”. Herkes göz göre göre bataklığa saplanır.

Türkiye’nin yaşamakta olduğu süreç budur: Bireytoplum-devlet üçgeninde bütünleşmeden, “ayrışma ve kutuplaşmaya geçilmiştir”. Olumsuz iç dinamiklerdeki bu çelişki dış ilişkilerde de Irak’tan Suriye’ye, Mısır’dan Libya’ya, ABD’den Rusya’ya çelişki ve dengesizliklere yol açmıştır.

İktidarın Türkiye’deki yaşam tarzından dış ilişkilerdeki İhvancı merkezli politikalara kadar yürüttüğü politikalar “vatandaş-millet-devlet” bütünleşmesini tahrip etmeye başlamıştır.

Demokratik sivil toplumsal örgütlenmelere karşı” son getirilmekte olan düzenlemeler, vatandaş-toplum-devlet bütünleşmesine çok daha büyük zararlar yaratacaktır. Sivil toplumsal örgütlenmelerin yerini, dinci ve yandaş örgütlenmeler alacaktır.

FETÖ’cüler ve içeride onlarla işbirliği yapanların en büyük hedefleri, “vatandaş-toplum-devlet” bütünlüğünü bozarak Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak ve kukla bir Arap devletçiği gibi siyasal bir düzen oluşturmaktır. Tehdit bugün de geçerlidir.

Hayatım boyunca bu tehdidi fiilen, hukuken ve fikren yaşamış ve kavgasını yapmış bir “vatandaş” ve akademisyen olarak olayın bire bir tanığı oldum...

Halkın sevgilisi “vatandaşlar”, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’in devletin adalet sistemi ile “karşı karşıya getirilmesi”, bütünleşme yerine bir ayrıştırma örneği değil mi?


Yazarın Son Yazıları