Kendi modernleşme hikâyemiz!

25 Ağustos 2020 Salı

Türkiye, sadece OHAL baskısı altında, adil olmayan koşullarda yapıldığı için değil, yasalara aykırı olarak atılan oylar sayıldığı için de gayri meşru sayılan...

Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Sami Selçuk’un bu nedenle hakkında “Doğmayan Halk Oylaması” adıyla bir kitap yazdığı...

16 Nisan 2017 sözde halkoylaması ile kabul edildiği iddia edilen “ucube” bir Anayasa ile Parlamenter Demokratik Sistem lağv edildiğinden ve “ucube” bir yönetim biçimine geçildiğinden beri...

Ülkeyi, seçilmişler değil, tek bir kişinin atadığı memurlar yönetiyor.

***

Elbette “atanmış memur” olmak kötü bir şey değil...

Hatta tam tersine, liyakat sistemine dayalı bir yönetimde, birçok zorlu sınavdan geçmiş, yetkinliklerini başarılarıyla kanıtlamış olan “atanmış memurlar” pek çok seçilmişten çok daha nitelikli, çok daha objektif ve çok daha verimli ve yararlıdırlar.

“Tek bir kişinin atadığı memurlar” tarafından yönetilen ülkedeki sorun, ülkeyi yöneten bu memurların, anayasa, yasa, kural, gelenek ve benzeri ilkeler yerine, kendilerini atayan tek kişinin bilgisine, kültürüne, arzularına, beklentilerine ve hatta ruh haline yani duygularına bağlı olarak hareket etme zorunda olmalarıdır.

Sorun kişisel de değildir, (o nedenle isim de kullanmıyorum) çünkü ülkeyi yöneten “atanmış memurlar” kendilerini atayanın beklentilerini karşılamadıkları takdirde görevden alınırlar, yerlerine beklentileri gerçekleştirecek olanlar gelir.

***

İşte ülkeyi yöneten bu “atanmış memurların” hem eğitim ve kültür hem de görevler açısından en önde gelenlerden biri belki de birincisi, ÖÖ 10.50 · 30 Tem 2020· Twitter for iPhone kaydıyla, Sosyal Medya’da kamuoyuna yansıyan önemli bir iddiada bulundu: 

“Biz masalları olan bir coğrafyanın çocuklarıyız. Bize yüz elli yıldır modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri anlatıldı.

Artık kendi hikâyemizi yazma zamanıdır” dedi.

Hemen arkasından da Türkiye’nin “modernleşmesinin” temelini oluşturan Cumhuriyet Rejimi’nin kurulmasını olanaklı kılan İstiklâl Savaşı’nın kazanıldığı 30 Ağustos zaferinin kutlanmasına yasak geldi.

Ben bu yazıda, bütün siyasal tartışmaları ve rejim sorunlarını bir yana bırakarak “Kendi Modernleşme Hikâyemizi”, daha doğrusu yerim yetmeyeceği için bu hikâyenin bazı noktalarını anımsatacağım.

***

Önce “modern”in, “en ileri teknolojiyi keşif ve icat eden toplumsal/siyasal/kültürel/ekonomik yapı” anlamına geldiğini, “modernleşmenin” de böyle bir yapıya dönüşme veya benzeşme anlamı taşıdığını belirtelim.

Arkadan bizim kendi hikâyemizin müthiş etkileyici bir başlangıç yaptığını ve hemen sonra da tam bir perişanlığı yansıttığı vurgulayalım.

***

“Kendi Modernleşme Hikâyemizin” başlangıcı görkemlidir:

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethederken kullandığı, dönemin en ileri teknolojisini yansıtan silah olan Şahi topu ile simgelenir. 1453!

***

“Kendi Modernleşme Hikâyemiz” Takiyüddin’in 1577’de kurduğu rasathane ile devam eder:

Ama Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi “Evrenin gözlenmesinin uğursuzluk getireceği” iddiasında bulunur. 

Rasathane, III.Murat’ın emriyle Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından yok edilir. 1580!

***

Derken “Kendi Modernleşme Hikâyemiz” matbaa ile devam eder:

Matbaa, Osmanlı’ya ancak 250 yıl sonra İbrahim Müteferrika tarafından 1727’de değil, 1639’da IV. Murat’ın emriyle Yahudilikten dönme Bünyamin (Benjamin) tarafından getirilmiştir.

Ama, Deli İbrahim’in emriyle bu ilk matbaa yok edilir. 1640!

***

“Kendi Modernleşme Hikâyemiz” elbette 19. yüzyılda da devam eder:

Hoca Tahsin, 19. yüzyılda “Modernleşme” hareketinin öncülerindendir. Darülfünuna (üniversiteye) bas¸hoca (rektör) tayin edilmis¸tir.

Oksijen olmadan canlıların yaşayamayacağını göstermek için, içine konulduğu fanusun havası boşaltıldığında bir kuşun nasıl öldüğünü deneysel olarak gösterince görevden alınmıştır. 

Asıl görevden alınma sebebinin, bilimle dini uzlaştırma çabaları ve Cemâleddîn-i Efganî’nin fikirlerine yakınlığı olduğu da öne sürülür. 1870!

***

Bu arada neredeyse 200 yıl arayla, Genç Osman’ın ve III. Selim başlarına gelenlerin “Kendi Modernleşme Hikâyemiz”de çok önemli yerleri olduğuna dikkat çekmek isterim.

Kırk yıl arayla meydana gelen Patrona Halil ve Kabakçı Mustafa isyanları ise “Kendi Modernleşme Hikâyemiz”in hazin sayfalarıdır.

***

Sonuç olarak diyebiliriz ki Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idam fermanlarını imzalayan Vahdettin ne kadar İstiklâl Savaşı lideriyse, Cumhuriyet öncesi “Kendi Modernleşme Hikâyemiz” de o denli göğüs kabartıcıdır!


Yazarın Son Yazıları