Gazetecilere virüs olarak saldırmanın hafifliği, Türkiye susmaz

16 Nisan 2020 Perşembe

AKP’li, Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı, bu ittifakın dışında kalanlara karşı sürekli öfkeli; hele gerçekleri ve eleştirileri dile getiren ve muhalefet partilerine yer veren medyaya ateş püskürmeyi sürdürüyor. Son bir konuşmasında topa tuttuğu muhalefeti ve havuzlanamayan medyaya karşı ağır hakaretlerde bulundu ve “Ülkemiz sadece koronavirüsten değil, aynı zamanda bu medya ve siyaset virüslerinden de inşallah kurtulacaktır” dedi.

Siyaset virüsleri” dediklerine karşı ne yapar bilmiyoruz, kastettiği başta Kılıçdaroğlu olsa gerek, çünkü konuşmasında onu da yalan yanlış şeyler söylemekle suçladı. Zaten Kılıçdaroğlu başdüşmanı!

AKP’li Cumhurbaşkanı’nın eleştirilere tahammülü adeta sıfır.

İstiyor ki yanlışları, hataları görülmesin, susulsun, ses çıkarılmasın, yazılmasın, çizilmesin. Bu ancak diktatörlüklerde, askeri olsun, sivil olsun, faşist olsun, otoriter rejim olsun geçerli olur. Hayır, bu durumlarda bile geçerli olmaz.

Çok şükür, Türkiye’yi sessizliğin hüküm sürdüğü bir ülkeye dönüştürmek, geçmişte de hiç mümkün olmadı, bugün de yarın da olması zor. Geçici durumlar yaşadık, o zamanlar bile dikta heveslileri rahat yaşayamadılar, ne kadar asıp kesseler de. Türkiye’nin, yaşadığı sıkıntılı geçmişlere rağmen, temel özelliği konuşulan - konuşan bir ülke olmasıdır. Bu gerçeği Cumhur İktidarı da değiştiremez. Bir dener iki dener baskı yapar ama gerçeği değiştiremez.

Ülkemiz sadece koronavirüsten değil, aynı zamanda bu medya ve siyaset virüslerinden de inşallah kurtulacaktır...” sözünü açıkça sarf eden bir lider, yasal olarak ülkenin Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyor olabilir, ama herkesin Cumhurbaşkanı olmadığını da kabul etmiş sayılır. Kendisinden olmayanları, mesleğini dürüstçe yapanları virüsle eş tutmak, temizlenecek kategorisinde görmek ve ilan etmek, nefret ve kinin vardığı tepeleri gösteriyor.

‘Medyayı temizle’

2008’den beri iktidarın sevmediği hoşlanmadığı gerçekleri yazan veya eleştirel düşüncelere yer veren medyayı “temizleme” politikası uygulanıyor. Devlet bankalarının kredileri devreye sokularak oluşturulan “havuz medyası”, devşirilen, satın alınan gazete ve televizyonlardan oluşturuldu. İktidardan nasiplenen - beslenen bir dizi TV de medyaya eklemlendi. İktidara eklemlenenlerin hâlâ korudukları başlıca özelliği, “laik bilinenler - görünümleri” oldu.

Ama bu sadece bir görünüm aldatmacası, algısı. “Bakın bu eskiden beri tanıdıklarınızın, bir zamanlar bize karşı olanların hepsi şimdi bizim saflarımızda, bizi doğru buluyorlar ve destekliyorlar” gibi, artık halk nezdinde bile geçerliliği olmayan bir sahte inanç yayıyorlar.

Rahatsızlığın kaynağı: Gerçekler

Otoriter yönetimler kişilikler demokrasiden, güçler ayrılığından, bağımsız ve tarafsız yargıdan, halka eşit davranmaktan, görüş çeşitliliğinden, eleştirilmekten asla hazzetmezler. Ellerinin altında da kullanabilecekleri mahkemeleri her zaman bulundururlar, bulundurmak isterler. Birer cellat giyotini olarak kullanmak için.

Bunca çabalarına rağmen, havuzladıkları medya sürekli itibar kaybetti, geri kalan medyanın da bir küçük pencereden de olsa hep gerçekleri dile getirme eğilimi içinde oldu. Tabii FOX TV, Cumhuriyet, Sözcü, TELE 1, Halk TV, BirGün, Evrensel, KRT ve saymamız gereken Karar gibi TV ve gazeteleri de gerçeklerin peşinde koşanları için anmalıyız.

Aslında gazetecilik kendini baskılar karşısında yeniden yaratmanın yolunu her zaman buluyor. Çünkü gerçekler, gün ışığına çıkmak için gazeteciliği zorluyor ve bunu başarıyor.

Barış’larla başladı

AKP’li Cumhurbaşkanı’nın nefretle virüs olarak tanımladığı ve temizlenecek dediği olay aslında geçen ay başladı, Barış kardeşlerim, Hülya Keskin, Murat Ağırel, Ferhat Çelik, Aydın Keser..

Sıfır yasal haklılık, sıfır hukukla içerideler. Aslında Osman Kavala da olmayan hukukla içeride. Ülkeyi krizler karşısında savunmasız bıraktılar ve COVID-19’un bu kadar dal budak salmasını da ilk başta seyrettiler.

Verdikleri paralar, devasa kriz karşısında kimseyi ayakta tutabilecek hacimde değil. Har vurup harman savurdular, hâlâ inşaat peşindeler ve bütün bu kötü yönetimin ceremesini bu ülke ağır çekiyor, bu sürecin de sonu gözükmüyor.

Bu koşullarda, vurun, susturun, konuşturmayın politikasına daha çok sarılmak zorundalar. Mesela Habertürk’ün sabah normal programı bile, konukların gerçekdışı şeyler söylediği gibi komik bir gerekçe ile kaldırıldığı bir “özgürlük ortamı”nda yaşıyoruz.

İktidarın her noktadan telefonları çalışıyor. Mahdumun bile eli telefonda...



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları