Ekranları doğru bilgilendirmeye davet, şarlatanlığın zamanı değil

15 Mart 2020 Pazar

Siyaset tartışılmıyor ki birbirinden uç noktada ayrılmış, iktidar politikalarına eleştiri yapmaya çalışan bir taraf ile tek ağızdan iktidarın sesi tarafı birbirine karıştırın, vuruşturun, seyirci de, kimi leblebi çekirdek çıtlatsın veya ekrana yumruklarla yürüsün, siz de reyting toparlayın. Öyle ki gerçek, belki de en iyi yalanı söyleyenin ve algı yaratanın ağzında... Hakikat ötesi dönem! Gerçi büyük bir seyirci kitlesi artık aşağıladığı bir güruhu izlememeyi yeğledi, ama bu çatışmanın hâlâ seyircisi bir kitle var. Ama seviye düştükçe, izleyenin nitelik kapasitesi de düşüyor. 

Ama bu kez siyaset değil, can alıcı bir salgın tartışılıyor: Dünyayı saran, bıraksanız 8 milyar insana bulaşacak ve yine bıraksanız 8 milyar içinden 252.5 milyon insanı öldürecek bir salgından bahsediyoruz (enfekte olmuş toplam insan ve ölen insan sayısından yola çıkarak, böyle giderse eğer, hesabı...).

Dolayısıyla, insan yaşamının bire bir söz konusu olduğu yerde, doğru bilgiye, yani bilimsel bilgiye, bunun aktarıcılarına, tartışmacılarına, birbirini tamamlayıcılarına ihtiyaç var.

Yani yanlış bilgi aktarımına, sahte tartışmacılara, bilimsel olguları reddiyelere, bu anlamda unvanına bakarak bilimci kisvesine bürünmüş şarlatanlık yapacaklara ihtiyaç yok. Sorumluluk isteyen günlerdeyiz!

Kafası karışıklar yaratmak

Bilim, “hepsi doğru olabilir, her şey de yanlış olabilir” gibi, “demokratik tartışma” adı altında sunulan bir arena değildir. Bilimci, araştırmaların sonuçlarına, sahip olduğu ve şu an doğru kabul edilen bilgiye göre konuşur ve tartışır, önerilerde bulunur, aralarında şüphesiz ki tartışmalar ve yorum farklılıkları olabilir, ama veriyi hiçbiri reddetmez...

Oysa COV-19’un tartışıldığı ekranlarda bilime aykırı kafa karıştırıcı, bilimsel okuryazarlığı olmayan izleyenlerin kafasından, hiçbir şeyin doğru olmayabileceği, virüsün tamamen bir aldatmaca olduğu konusunda düşünceler cirit attırılıyor. İnsanları ciddi ciddi bilgilendirmek yerine, kafası karışık kitleler yaratılıyor.

Tam bir bilim düşmanlığı havası ekranları sarıyor. Doğruları savunan bir kişi çırpınıyor, ama karşısında bilimci kılığında unvanlı adamlar atıp tutuyor. Bazen bir ekonomici olduğu söylenen biri şarlatanlığı üstleniyor, bazen “kanserci” reklamı yapılan bir başkası... Çoğu aşı düşmanı... Virüsün laboratuvarda yapıldığını ve söyleyen kanserci veya bilmem ne hastalıkları şarlatanına “kanıtın ne” sorusu bile fazla geliyor.

Sözde yeni aşılar yapmak için virüsün kullanıldığı, aslında aşıların depolarda hazır olduğu, daha kârlı olması için hastalığın 1 milyon kişiye bulaşmasının beklendiği gibi, alçakça yalanlar ekranlardan yayılıyor. Bunları bir köşe yazarından okumuştuk, bakıyoruz bunlar bir çete sürüsü üyeleri olarak aynı yalanı ısıtıp ısıtıp piyasaya sürüyorlar.

Şu koronalı günlerde hepsini virütik düşünceler karantinasına almak gerekir.

‘Yarın yeni felaketler bekleyin’

Biraz önce bir arkadaşım bir ses paylaştı. Şöyle diyordu: “Şekspirin bir eserinde 16 Mart felaket günü diye bir tabiri vardır. Mesela İstanbul 16 Mart’ta işgal edilmiş. Dünyada birçok felaket 16 Mart’a denk geliyor. Şekspir de buna çok önem verir, bakalım, bazı bombalar patlar yine 16 veya 17 Mart’ta...”

Türkiye’de böyle kafa yapısı tonla, pek çok okumuşta bence daha felaket, hiç olmazsa sıradan bir izleyici veya okur bilmem ki der. Fakat bunlar her şeyi bildikleri için sıktıkları palavraları alır ve şarlatanın kafasını devralır. Çünkü ilginç gelir ona!

Virüs mü, olmaz böyle bir şey, ancak yapılmıştır diyen kafaya, peki 1918’de 100 milyon insanın ölümüne yol açan İspanyol virüsü de mi yapıldı derseniz susar, çünkü 1918’de bilim ne genetik bilirdi ne gen, ne moleküler biyoloji vardı ne de bugünkü gibi etkin ilaçlar. Ne viroloji ne başka bir şey. İlk 1900 yılına girerken bakteri dışında başka etkenler olarak sınıflandırılan virüslerin milyonlarca türü var ve canlı hayatta (en) çok yaygınlar.

Bazen biz insanlar için olağanüstü sonuçları olabilen ve canlı varlıkların tümüne bulaşabilen çeşitlilikte virüs var. Bazen de kuş gribi, koronavirüs ailesi gibi gelişiyor, biyolojik yaşam için sıradan ve önemsiz, ama ne zaman biz insanlara zarar vereni çıkıyor, bizler için sorun oluyor. Çünkü bu tipleri, sadece bize bulaştığında çoğalabiliyor ve yayılıyor. İnsandan insana geçemediği zaman, orada yolu ve hayatı bitiyor.

Hayat ve dünya böyle bir yer. Depremler, fırtınalar, doğal felaketler ve virüsler...

İnsanlık için, şarlatanlığın zamanı değil! Reyting beklentisinin de! 


Yazarın Son Yazıları