Kriz Coğrafyasında Ufuk Turu -1-

12 Mart 2012 Pazartesi
\n\n\n

Geçen hafta, büyük resmigörmeye yardımcı olacak yazı yorum ve raporlara rastladım. Bunlara dayanarak kriz coğrafyasında bir ufuk turu atmayı deneyeceğim.\n

\n

Ekonomik kriz, yükselen güçler, ortak tehditler\n

\n

İlk durağım, İngilterenin yarı resmi düşünce kuruluşu Chatham Houseun kuruluşun direktörü Robin Niblettin yakında çıkacak kitabından alarak yayımladığı bir bölüm. Geçen hafta devletler arasında, ekonomik rekabetin, kaynaklara ulaşma yarışının hızlandığından, jeoekonominin yükselmesinden yakınan bir çalışmaya değinmiştim. Niblettin savı bu çalışmadan oldukça farklı, ama bence onu tamamlıyor. Niblett var olan uluslararası düzene esas tehdidin, yerleşik ya da yükselen güçlerden değil onların denetimi dışındaki, küreselleşme sürecine karşıt devlet dışı (non-state) unsurlardan ve gruplardan kaynaklandığını savunuyor.\n

\n

Niblette göre, uluslararası düzenin önümüzdeki on yıllarda da yaşamaya ve derinleşmeye devam edebilmesi için, “hem Batının hem de yükselen güçlerin ülkelerinin iç ve dış şoklara dayanıklılığını (çabuk toparlanabilme - resilience) daha da arttırmaları, bölgesel entegrasyonu, daha üst düzey uluslararası işbirlikleri için bir sınav olarak kullanmaları gerekiyor. Bu da, her ay yayımlanan bir sürü denemeden biridiyerek geçecektim ki resilience kavramı dikkatimi çekti. Son yıllarda, Batıda devletlerin söylemi içinde gittikçe artan oranda yer almaya başlayan bu kavramın önemini Mark Neocleousun çalışmalarından biliyoruz. Neocleous, devletlerin çeşitli tehlikelere işaret ederek toplumda gerginlik, korku yarattıktan sonra, resiliencegeliştirme bahanesiyle çeşitli denetim politikalarını topluma dayattıklarını vurguluyor. Bu çabuk toparlanabilmekkapitalizmin ayakta kalabilmesi, (Capitalist resilience) anlamına geliyor.\n

\n

Niblettin metnini bu sözcüğün merceğindenokuyunca da karşımıza, küresel kapitalist düzene yönelik esas tehlikenin, bu düzeni hedef alan, aşırı, anarşist, suç örgütleri”... “hackers gruplarından geleceğine ilişkin bir saptama çıkıyor; sürdürülebilir büyümenin yanı sıra, güvenlik hizmetlerinin iyileştirilmesi önerisi geliyor. Bunları, jeoekonominin geri dönüşüne ilişkin kaygıların, Prof. Dani Rordrik, Prof. Sergei Karaganovun Project Syndicatta yayımlanan denemeleri ışığında değerlendirince de Niblettin esasen, kaynak ulusalcılığından ve yükselmeye başlayan kapitalizm karşıtı dalgadan korktuğu anlaşılıyor.\n

\n

Rodrikin, Yeniden Doğan Ulus Devlet başlıklı denemesinin ana hattı, küreselleşmecilerin ulus devlet etkisini kaybediyor mitolojisinin, teknolojinin ve çok kimlikliliğin etkilerini abartan sınırlar üstü varoluşlara”, ulusal kimlikleri silen etkilere ilişkin yaklaşımların, ekonomik krizin basıncı altında dağılmaya başladığı yönünde. Karaganov, Otoriter Demokrasi Çağı başlıklı denemesinde, Arap Baharıdenen olaya, eski baskıcı rejimlerin İslamcılıkla sentez oluşturmaya başlamalarınadikkat çekmekle birlikte, esas olarak Batıda ortaya çıkan, toplumsal (toplum karşıtı) hareketler üzerinde duruyor. \n

\n

Karaganova göre bu protestoların arkasında iki etken var: Birincisi, geride bıraktığımız 25 yıl boyunca, kısmen Sovyetler Birliğinin, komünist yayılma tehlikesinin ortadan kalkmasıyla, Batıda toplumsal eşitsizliklerin serbestçe büyümesi. İkincisi, milyonlarca iş olanağının Batıdan Doğuya kayarken Batının sınırsız büyüme hayali ve komünizme karşı zafer sarhoşluğuyla gereken önlemleri alamamasının yanı sıra, toplumsal refahın ağırlıklı olarak borçlanmaya dayandırılması”. Karaganova göre, ekonomik kriz bu borçlanmayı sürdürmeyi olanaksız kılarken, alınması (kapitalizmi ayakta tutmak için-E.Y) gereken önlemlerin, seçmenin büyük kısmını olumsuz yönde etkilemesi, geçen dönemden yararlanmış azınlığın da elde ettiklerini vermemekte kararlı olması hükümetleri çok zor bir denklemle karşı karşıya bırakıyor. Bu koşullarda geleneksel liberal demokrasi verimliliğini kaybediyor, ister istemez, gittikçe daha da otoriter özellikler kazanıyor.\n

\n

Toparlarsam; Robin Niblettin çalışması, yükselen güçleri ve Batı devletlerini, birbiriyle çatışmak (jeoekonomi politikaları) yerine, hep birlikte kapitalizmi korumak için, serbest piyasa ve kapitalizm karşıtı, ulusalcı, komünist, anarşist akımlara karşı işbirliği yapmaya, adeta bu otoriter, güvenlik saplantılı demokrasi modelini yaygınlaştırmaya çağırıyor.\n

\n

Akrebin dediği gibi...\n

\n

Bu çağrı cevapsız kalmaya mahkûm. Çünkü, akrebin, kurbağaya dediği gibi doğasında var. Bu yüzden işbirliği olanaklı değil. Niblettin unuttuğu, aslında kapitalist oluğu için anlaması olanaksız şey de bu. Yaklaşık yüz yıl önce Karl Kaustky de böyle bir işbirliğinin gündemde olduğunu, savaşların bir seçenek olmaktan çıktığını savunuyordu. Leninin bu fanteziyi paramparça eden cevabını burada aktarmaya yerim yok, ama I. ve II. dünya savaşlarını anımsatmakla yetineceğim.\n

\n

Doğasında olanın dışavurumunun (akrebin kurbağaya yaptığının) kimi örneklerini şuralarda görebiliriz: Mali krizin ortasında, halklar kemer sıkmaya zorlanırken, küresel silah satışları bütün hızıyla artmaya devam ediyor. Veriler şöyle (yıl/yüzde artış hızı): 2006/14; 2007/15; 2008/16; 2009/15; 2010/9 (Stockholm International Research Institute). Bu sırada, Avrupanın efendileri Yunanistana yaşam standardını en az yüzde 30 indirecek bir borç ödeme programı, bütçe disiplini dayatırken 2010 yılında, Fransa 662 milyon, Almanya 336 milyon sterlin olmak üzere toplam 1 milyar sterlinlik bir silah alım kontratını imzalatmayı da unutmamışlar (The Daily Telegraph 08/03/1012). \n

\n

Bu madalyonun öbür yüzünde de en az bunun kadar korkutucu bir resim var. Geçen hafta International Institute of Strategic Studies tarafından yayımlanan Askeri Denge 2012 (Military Balance 2012) başlıklı rapor (240 sterline satıldığı için ne yazık ki, IISS Basın Açıklaması metninden ve ikinci elden aktarmak zorundayım), dünyada askeri dengenin değişmekte olduğunu, Asyanın savunma harcamalarının Avrupayı yakaladığını, bu yıl geçeceğini yazıyor. \n

\n

ABD ve Avrupa savunma harcamalarını azaltırken, Asya ülkeleri arttırıyormuş. Asya ülkelerinin toplam savunma harcamaları 2011 yılında yüzde 3.5 artmış. Listenin başında, bölgenin toplam harcamalarının yüzde 30unu gerçekleştiren Çin geliyormuş. Çinin savunma harcamaları 2001-11 arasında toplam olarak yüzde 250 artmış (IISS); bu yıl da yüzde 11.2 artarak 110 milyar dolara ulaşacakmış (Financial Times, 04/03). Wall Street Journal, Amerikanın Krizi, Çinin Fırsatı başlıklı yorumunda, bu gelişmenin liberal uluslararası düzeni tehdit ettiğiniileri sürüyordu (09/03). Rapora dönersek, 2015 yılına gelindiğinde Çinin savunma bütçesi ABD dışındaki tüm NATO üyelerinin toplam harcamalarını geçecekmiş (F.T., 07/03). Özetle: jeoekonomi, silahlanma harcamaları, “kapitalizme karşı olanları bastırmak için işbirliği arzusu ve otoriter demokrasi”... (Çarşamba günü devam edeceğim)

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Rejim ve realite 29 Ekim 2020
Büyük belirsizlik 12 Ekim 2020
ABD’ye ne oluyor? 5 Ekim 2020
Ya seçimle gitmezse? 24 Eylül 2020