Korku ile sürü - leştirme...

22 Haziran 2020 Pazartesi

Ankara’da dostlarla bir sohbette iken bir hukuk profesörü dostumuz bana bir soru sordu:

Hocam” dedi, “nasıl oluyor da bir ilkokul mezunu vaizin peşine takılan bunca üniversite bitirmiş, devlet görevi yapmış, orduda rütbe almış insan biat edebiliyor?

Soru önemlidir, yanıtı daha da önemlidir.

O dönemde Fethullah Gülen cemaati daha işbaşındaydı. Devlet üzerinde güçleri, ortaklıkları vardı.

Yanıtım “toplumsal korku” üzerinden oldu.

Toplumsal korku”, bir topluluğun kolektif bilinçdışına yerleşmiş ortak korkuların güdüsüdür.

Carl Gustav Jung, bir topluluğun ortak paydası olmuş “kolektif bilinçdışı”nın gücünü açıklamıştır.

Bu yerleşik kabul edişler, bu gönüllü razı oluşlar, artık nedeni unutularak topluluğun ortak ekseni olmuştur.

İşte bu “toplumsal korku” eksenini yakalayan şeyhler, hocalar, mürşitler peşine takılanların güç verdiği önderler olurlar.

Peki, bu toplumun “toplumsal korkuları” nasıl oluşmuştur?

Bunu bilmek gerekiyor.

Toplumsal korkular

600 yıl Osmanlı İmparatorluğu, yönettiği toplumu “Allah’ın kulu- padişahın kölesi” kimliği ile tanımladı.

O dönemin insanı “Sen kimsin” sorusuna “Osmanlıyım” yanıtını veriyordu.

Osmanlılık” kimliği içinde “kulluk ve kölelik” yer alıyordu.

Saray, padişah demekti, kişiye “emre itaati” simgeliyordu.

Sarık ve tespih de dinin emrine uymayı, küfrün günahını anlatıyordu.

Dinin emirlerini korkuya dayandırmak, iktidarların gücüdür.

Ortaçağın Vatikan’ı da bu korkuyla egemen olmuştur.

Musevilik de bu korkuyu gücü yapmıştır.

İslamı iktidar için kullananlar da “toplumsal korku”yu kullanmışlardır.

Oysa, İslam dininde “Allah”, korkutucu olmaktan çok, “koruyucu ve bağışlayıcıdır”.

Besmeledeki “rahman” ve “rahim” sözcükleri bunu anlatır.

Ama besmeleyi bile korku nedeni yapan bağnaz, bunu ya bilmez ya da bilse de aldırmaz.

İşte bu “toplumsal korku”, yüzyıllar boyunca ürkütülmüş toplumu her türlü güdüme açık duruma sokmuştur.

Cemaatlerin, tarikatların, tekkelerin kullandığı eksen bu “toplumsal korku”dur.

Evrimsel hayatta kalma güdüsü, korku duygusuna içgüdüsel olarak “saldır ya da kaç” tepkisi verir.

Saldırma söz konusu olmadığında, “kaçma”, her zaman “sığınma” ile sonuçlanır.

İşte bu sığınma da dindir, tarikattır, cemaattir, tekkedir.

Aşiretler, kabileler, etnik köken kimlikleri, ırkçılık da bu eksen çevresindeki toplaşmalardır.

Bu toplaşma, o topluluğun özgür aklı kullanmaktan vazgeçerek sürüleşmesidir.

Toplulukların sürüleşmesinin sosyo- psikolojik dinamiği budur.

Çözüm nedir?

Bu toplumsal korkuyu aşmanın yolu, toplumu “içgüdüler çemberinden kurtaracak”, “özgür akıl - özgür irade” yönetimine kavuşturmaktır.

Bu da “bireyi özgür düşünme yetisine” kavuşturmakla olacaktır.

Özgür düşünen bireyler”, her şeye “eleştirel düşünce” ile bakarlar. “Neden” diye sorarlar, “nasıl” diye araştırırlar.

Bu yetiyi kullanan insanlara dogmaları “gerçekler” diye kabul ettiremezsiniz.

Özgür düşünen, özgür iradeye sahip” bireyler, hacının hocanın peşine takılıp kafa sallamazlar, el etek öpmezler.

Bu dogmatik bağnazlar, bu kurnaz siyasetçiler bu bireyleri kandıramaz, peşlerine takamazlar.

İşte, öfkeleri, saplantılı saldırıları, takıntılı düşmanlıkları bu yüzdendir.

Atatürk’ü bundan dolayı sevmezler.

Çünkü Mustafa Kemal Atatürk, bu büyük Aydınlanma devrimcisi, bu yüzyılların “kulluk kölelik korkularını” çok iyi bilerek, toplumuna “özgür- uygar insan kimliği”ni kazandırma iradesini göstermiştir.

Bağımsızlık ve laiklik onun için Atatürk Cumhuriyeti’nin temelidir.

Ülkeyi bugünkü çıkmazdan kurtaracak olan da, ‘O’nun açtığı bu yoldur.

Özgür insan aklının, özgür insan iradesinin Aydınlanma yolu.

Çözümün yolu budur.

Çözüm, bu yolu insanlara doğru anlatarak, cesaretle anlatarak, ödün vermeden anlatarak başarılacaktır.

Akıllı insanların cesur da olmaları gerekir.

Toplumsal korku”nun paraleline girerek, bir parçası olarak başarıya ulaşılmaz.

Karşı çıkılan her şey açıkça ortaya konacaktır.

Her zaman kazanacak olan doğruluktur, dürüstlüktür, akıldır, bilimdir.

Bu yolda kaybedilecek zaman da kalmamıştır...


Yazarın Son Yazıları

Uğur Celasun’u yazmak... 3 Ağustos 2020
İşkence... 29 Haziran 2020
Bana düşman lazım... 15 Haziran 2020
Güç zehirlenmesi... 8 Haziran 2020
1453... 1 Haziran 2020
Sosyal mesafe... 11 Mayıs 2020
Şu mayıs ayında... 4 Mayıs 2020