Diyojen fenerle adam arıyordu!..

05 Ekim 2020 Pazartesi

Sinoplu filozof Diyojen (MÖ. 412-323) elinde fener “adam” arıyordu. Kinik felsefenin temsilcisi olan Diyojen, ortada “adam” bulamamaktan yakınıyordu.

Bu “adam”, erkek anlamında değil, “gerçek insan” anlamında bir sözcük.

Sözünün arkasında duran, nimet dilencisi olmayan, el etek öpmeyen, çanak yalamayan “gerçek insan”.

Günümüzde giderek ne kadar azaldığını görüyorsunuz.

Artık -hele de bizim toplumumuzda- yalakalığın meziyet, yalancılığın marifet, arkadan vurmanın siyaset sayılması sizi de irkiltmiyor mu?

Gerçek insan”ın, dürüst insanın, bilinciyle hareket eden insanın, düşünce namusuna sahip çıkan insanın özlemini çeker duruma gelmedik mi?

Ortalığı madrabazlarla hokkabazların doldurduğu bir gösteri sahnesinin çeşitli oyunlarını görüp öfkelenmiyor muyuz?

Ama işte Stephane Hessel, bu yaşlı aktivist, bütün bunları görmüştü de “Öfkelenin” diye insanlığa seslenmişti:

Öfkelenin: Siyasetin bu denli kirlenmesine öfkelenin.

Öfkelenin: İnsanlığın böyle para ve mala teslim edilmesine öfkelenin.

Öfkelenin: Yalancılığın, sahteciliğin böylesine egemen olmasına öfkelenin.

Öfkelenin: Zorbalığın, haksızlığın, bu denli pervasızca yapılıyor olmasına öfkelenin.

Öfkelenin”, öfkelenin ve “harekete geçin”.

Öfkelenin ve harekete geçin.

Harekete geçin” diyordu Stephane Hessel.

Bu Fransız diplomat ve direnişçisi, 1917-2013 yılları arasındaki ömrünün son yıllarında insanlığa vasiyet gibi bu sözlerini emanet etmişti.

Tarihte de bu direnişin örnekleri vardı.         

Giordano Bruno, İtalya, (1548-1600):

Düşünceleri, açıklamaları dönemin kutsal anlayışına aykırı olduğu için engizisyon tarafından diri diri yakıldı.

Yakılmayı göze aldı ama sözlerinden dönmedi.

Baruch Spinoza, Hollanda, (1632-1677): Düşünceleri dine uymadığı gerekçesiyle Yahudi cemaatinden atıldı. Heidelberg Üniversitesi’nin profesörlük teklifini reddetti.

Bütün bunları göze aldı, düşüncelerinden vazgeçmedi.

Jean- Paul Sartre, Fransa, (1905-1980): Varoluşçuluk felsefesinin yaratıcısı.

Aydın olmak, dünyadaki her şeye karşı sorumlu olmaktır” dedi.

1964 yılında kendisine verilen Nobel Ödülü’nü reddetti.

Marlon Brando, Amerikalı sinema oyuncusu: 1973 yılında kendisine Baba filmindeki oyunundan dolayı verilen Oscar Ödülü’nü reddetti. Ödül törenine, 26 yaşındaki bir Kızılderili kadını kendisini temsil etmesi için gönderdi.

Bu kadının okuduğu mesajında, “Amerika’nın Kızılderililere karşı yaptığı zulmü kınadığı için ödülü reddettiğini” açıklıyordu.

Dünyadaki örneklerden seçilmiş birkaçı böyle. 

Bizim durumumuz nedir?

Osmanlı İmparatorluğu’nun geçmiş defterlerini hiç açmayalım.

Saray entrikaları, vezirlerin birbirine karşı oyunları, kardeş boğdurmalar, evlat öldürmeler geçmiş tarihin kanlı sayfalarıdır.

Haremdeki kadınların birbirlerine karşı entrikaları, valide sultanlar, padişah yakınlarının çeşitli oyunları uzar gider.

Cumhuriyetin kuruluş yılları bütün bu oyunların geride kaldığı dönemdir.

Atatürk Cumhuriyeti’nin tek kaygısı, yapılan devrimlerin yerleşmesi ve korunmasıdır.

Yakınların korunması (nepotizm) ayıplanan bir kusurdur. Yalancılık, bağışlanmaz bir suçtur.

Ulusun yararına olmayan, kişilere hizmete yönelik her hareket, her harcama asla kabul edilemez bir kamusal suçtur.

Atatürk dönemi, siyasetten kişisel davranışlara kadar her adımı örnek bir ahlakın parlayışıdır.

Ne yazık ki bugün, her türlü ahlaksızlığın pervasızca egemen olduğunu görmek hazin bir toplumsal çöküştür.

Bugün de elbette ‘adamlarımız’ var.

Elbette bugün de toplumumuzun dürüst, sözünün eri, eğilip bükülmeyen, yaşamını bilinçli inançlarına adamış insanları var.  

Bilinçli inançlarına sahip çıktığı için ölümü göze alan Muammer Aksoy’larımız, Bahriye Üçok’larımız, Ahmet Taner Kışlalı’larımız, Uğur Mumcu’larımız var.

Hayatta olan pek çok aydınımız, binlerce, milyonlarca insanımız var.

İşte biz de onlara sesleniyoruz;

Öfkelenin. Harekete geçin. 

Bu madrabazları, hokkabazları silip süpürün.

Ülkemiz, gene dürüst insanlarımızın, özverili insanlarımızın ülkesi olsun.

Çağrımız budur...


Yazarın Son Yazıları

Mafya... 23 Kasım 2020
Ertesi gün sendromu... 16 Kasım 2020
Kölelik kalktı mı? 9 Kasım 2020
İllüzyon... 19 Ekim 2020
Atatürk fenomeni... 21 Eylül 2020
30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020