Barolar nerede? Metin Feyzioğlu nerede?

06 Temmuz 2020 Pazartesi

1980 yılında mayıs ayında Türk Tabipleri Birliği ile Türkiye Barolar Birliği ortak bir kurultay düzenledi.

Kurultayın teması, “Türk Ceza Kanunu’nun 141. ve 142. maddeleri ile insanın ruh sağlığı” konusunun irdelenmesiydi.

Açılış konuşmalarını TBB Başkanı Prof. Dr. Faruk Erem ve TTB Başkanı Dr. Erdal Atabek yapmışlardı.

Bu ortak çalışma, meslek kuruluşlarının görevi olan “toplumu aydınlatma- kendi alanlarında sosyal sorumluluk alma” yükümlülüğünün bir gereğiydi.

12 Eylül 1980 faşist darbesi ise meslek kuruluşlarını toplumdan koparıp dar bir alana sıkıştırmak amacındaydı.

Tarihsel bir ironi olarak da Türk Tabipleri Birliği Başkanı Dr. Erdal Atabek, Barış Derneği davasında 141. ve 142. maddelerden suçlanarak hapse atılacaktı.

Sonra da meslek kuruluşları yasaları değiştirilecek, “etkisiz kılma” amacıyla iktidarı rahatsız etmeyecek yapılar oluşturulacaktı.

Ama başarılı olamadılar.

Meslek kuruluşları “demokratik haklar mücadelesinden” vazgeçmediler.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, başkanları Teoman Öztürk ile, Türk Tabipleri Birliği başkanları Dr. Erdal Atabek, sonra da Prof. Dr. Nusret Fişek ile, Türkiye Barolar Birliği başkanları Prof. Dr. Faruk Erem ile alanlarından yola çıkarak toplumun hak mücadelesini sürdürdüler.

Siyasal iktidarlar hiçbir döneminde bu meslek kuruluşlarını kendi yandaş örgütleri yapamadı.

Şimdi AKP iktidarının, sona yaklaştığı korkusu ve hırsı ile baroları bölmek istemesinin asıl nedeni budur.

Çoklu baro sistemi ile kendi yandaş barolarını kurmak, onu destekleyerek “toplumsal eleştirilerden kurtulmak” amacı gütmektedirler.

Barolar ise “tarihsel direniş” göstererek “insan ve toplum için adalet mücadelesinden” vazgeçmemektedirler.

AKP iktidarı bu “Böl ve Yandaş Yarat” sistemini barolardan sonra diğer meslek kuruluşlarına da uygulama niyetinde olabilir.

Meslek kuruluşları neden önemli?

Meslek kuruluşları, alanlarında eğitimli insanların birleştiği özerk kurumlardır.

Dikkat edilirse, bu kuruluşların hepsi de “halkla, toplumla yüz yüze ilişki kuran” meslek insanlarının toplandığı yerdir.

Mühendis ve mimarlar, yerleşkeler, yapılaşmalar, alan kullanımı gibi yaşamsal konuların uzmanlarıdır.

Hekimler, insan sağlığı gibi yaşamı etkileyen çok önemli bir konuda halkın içinde hizmet vermektedirler.

Avukatlar, insanların her türlü anlaşmazlığında onları koruyan, yasal haklarını savunan bir hizmet içindedirler.

Türk Eczacıları Birliği, Türk Diş Hekimleri Birliği gibi kuruluşlar da kendi alanlarında halkla yakın teması olan mesleklerin birliğidir.

İktidarlar, işte bu nedenle, toplumu etkileyen meslek kuruluşlarının eleştirilerinden rahatsız olmaktadır.

Meslek kuruluşlarının “kendi alanlarında yaptıkları sosyal politika çalışmalarından” rahatsız olmakta, bu kuruluşları “politika yapmakla” suçlamaktadırlar.

İstedikleri; bu kuruluşların sadece kendi üyelerinin hakları ile uğraşmaları, toplumsal politikaları iktidara bırakmalarıdır.

Oysa, bir toplumun “çağdaş uygar yönetimi” bu eleştirileri özellikle ister, bunlardan yararlanır, alanlarında daha doğru, daha etkin politikalar üretir.

Bir toplumda “meslek kuruluşlarının”, “işçi sendikalarının”, çeşitli derneklerin siyasal iktidarla ilişkileri, o toplumun uygarlık düzeyini, demokratik işleyişini gösteren ölçektir.

Metin Feyzioğlu nerede?

İşte bu karşıtlıkta, barolar ile siyasal iktidar çatışmasında Türkiye Barolar Birliği başkanı olarak Metin Feyzioğlu, ne yazık ki iktidarın tutumu yanında yer almış görünüyor.

Söylemleri, “avukatların haklarının sağlanması, mesleğe yeni avantajlar kazandırılması” ile sınırlı görünüyor.

Baroların direnişini açıkça kınamasa da benimsemiyor, meslek cüppeleri ile kol kola Anıtkabir’e yürümek için direnen 80 baro başkanının yanına günlük giysileri ile gelerek istiskal edilmeyi göze alıyor.

Bu direniş yerine “görüşmeleri önererek” sonuç alınamayacağı belli bir “müzakere süreci” öneriyor.

Seçildiği koltuğa bir politikacı gibi yapışan M. Feyzioğlu bir zamanların umut bağlanan liderliğinden neden vazgeçti?

Neden bir zamanlar sert eleştiriler yapan muhalif kimliğinden vazgeçerek “Saray devşirmeliği”ne razı oldu?

Bu trajik dönüşümün nedenlerini bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz şudur;

Hiçbir siyasal iktidar bu ülkenin meslek kuruluşlarını kendi yedek gücü yapamamıştır.

AKP iktidarı da bunu başaramayacaktır.

Meslek kuruluşları bu uygarlık ve demokrasi mücadelesini kazanacak, bu toplumun yüz akı olmayı sürdüreceklerdir...


Yazarın Son Yazıları

Mafya... 23 Kasım 2020
Ertesi gün sendromu... 16 Kasım 2020
Kölelik kalktı mı? 9 Kasım 2020
İllüzyon... 19 Ekim 2020
Atatürk fenomeni... 21 Eylül 2020
30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020