Ayasofya’ya sığınmak...

13 Temmuz 2020 Pazartesi

Zor zamanlarda çare kalmayınca tapınaklara sığınmak eski bir gelenektir.

Ayasofya’nın müze statüsünden camiye çevrilip ibadete açılması da böyle bir durumu düşündürtüyor.

Dışarıda ve içeride sıkışan Erdoğan iktidarı, gerçek çözümleri aramak yerine dinsel duygulara yaslanıp sorunların üstünü örtmek yöntemine başvuruyor.

Ayasofya’nın ibadete açılması kararı da bu.

Daha önce aynı Erdoğan’ın şimdi unutmuş göründüğü sözleriyle bu taleplere karşı olduğu kayıtlarda duruyor.

Ama değişen iç ve dış koşulların zorlaması artık son çareleri de uygulamaya sokma zorunluluğu yaratıyor.

Dışarıdaki Irak, Suriye, Libya girişimleri Müslüman Kardeşler siyasetinin gölgesinde zorlanıyor.

Amerika ile Rusya arasındaki pandül siyaseti de beklenen süreçten uzak seyrediyor.

İçeride de sorunlar büyüyor. Çözüm yerine “iktidarda kalabilme” zorluğunun yarattığı korku egemen olunca başka çare kalmıyor.

Elde olan olmayan her koz masaya sürülecek.

Ayasofya, yeniden İstanbul’u fethetme rüyasının yeniden görülme simgesi.

O İstanbul ki AKP iktidarında, 1453 yılında uğramadığı bir yağmaya kurban edilmiş, bizzat Erdoğan tarafından “Biz İstanbul’a ihanet ettik” itirafıyla da kayda geçmiş.

Çalışkan gazetecimiz Hazal Ocak, bu konuda “İhanet” başlıklı bir kitap yazmış.

Şimdi yeniden bir “fetih miti” yaratılarak dışarıda ve içeride çekilen sıkıntılar unutturulmaya çalışılıyor.

Bu nedenle “Ayasofya’ya sığınılıyor”. Cemaatin toplu duasıyla sorunların çözümü için Tanrı’ya yakarılacak.

***

Anekdot şöyle:

Başmelek Tanrı’ya gider; ‘Yüce Tanrım’ der, ‘İngiliz kulların yardımını bekliyor’. Tanrı oralı olmaz, ‘Söyle onlara, başlarının çaresine baksınlar’ der. Başmelek gene gelir, ‘Yüce Tanrım’ der, ‘Alman kulların sana sığındı, inayetini bekliyor.’ Tanrı gene aldırmaz, ‘Söyle onlara’ der, ‘onlar çalışkan kullarımdır, işlerini halletsinler.’ Başmelek gene gelir, ‘Yüce Tanrım’ der, ‘Türk kulların sana sığınıyor.’ Tanrı yerinden doğrulur, ‘Gene iş bana düştü’ der, ‘Türkler bensiz yapamaz’.”

Şimdi de “işimiz gene Allah’a kaldı” demek yanlış olmuyor.

Türk kulları kendi başlarına dert açmakta hiç gecikmiyor.

Yaşanan sorunlara baktığınız zaman bunu görüyorsunuz.

Şimdi şu “çoklu baro” konusu nereden çıkıyor?

Çünkü, barolar iktidarın destekçisi olmuyor.

Barolar neden iktidarın destekçisi olsun ki?” diye düşünmeyen bir siyasal iktidar var bu ülkede.

İktidar, yargının temeli olan savcıları, yargıçları kendi egemenliği altına sokmuş. Yargı kararları siyasal odaklarda veriliyor. Yargı bağımsızlığı ortadan kaldırılmış.

Yargının savunma dayanağı olan avukatlar adaletten yana tavır alıyorlar.

İşte, iktidarın kabul edemediği de bu.

Şimdi “çoklu baro” sistemiyle avukatların birliğini parçalamayı hedefliyor. Amaç kendi yandaş barolarını kurmak. Gene de olmayacak, gene de avukatların “bağımsız adaletten yana” seslerini susturamayacaklar.

Şu Sakarya Hendek’teki havai fişek fabrikasındaki patlama rezaletini nasıl unutturacaklar?

Fabrika sahibini Cumhurbaşkanı Erdoğan patlamadan sonra arıyor, MÜSİAD başkanı olan fabrika sahibine “geçmiş olsun” diyor.

Bu dileklerin asıl sahipleri ise ölen işçilerin aileleri. Yaralanan işçiler ve aileleri.

İşsizlik, yoksulluk, çaresizlik bu 18 yıllık AKP iktidarında tavana vurmuş. Uydurma istatistik rakamlarıyla örtülemeyen genç işsizliği, üniversite bitirmiş gençlerin işsizliği ürkütücü boyutlarda.

Çarşı pazar fiyatları el yakacak rakamlara ulaşmış. İnsanlar, pazarlar toplandıktan sonra kalanları arıyor.

Ayasofya’da hangi dualarla bu sorunlara çare bulacaksınız?

Ekonominiz çökmüş, kasada kalmış her parayı harcamışsınız.

Ulusun satmadığınız değeri kalmamış, gene de çözüm bulamıyorsunuz.

Ülkenin kendine yeten tarımı sizin ithal politikalarınızla yerle bir olmuş, her şeyi dünyanın bir tarafından getirip ülkeyi dışa muhtaç kılmışsınız.

Bu ülkenin gençleri, geleceklerini dış ülkelere gidip orada eğitim görmekte, orada çalışmakta arar duruma gelmiş.

Siz, bu ülkenin gençlerini “dindar ve kindar” yapmanın peşindesiniz.

Ama bu ülkenin gençleri bu hedeflere yönelmiyor.

Z kuşağı”, “sana oy moy yok” diye tweet atınca sosyal medyayı düşman ilan ediyorsunuz.

Neden Ayasofya’ya sığınmak?..

Bizanslılar, son günlerinde Ayasofya’ya doluşup kurtuluşlarını Tanrı’dan beklemişlerdi. Beklentileri boşa çıktı.

Fatih Sultan Mehmet, beyaz atının üstünde İstanbul’u fethetti.

Ondan bize kalan miras, “sorunları akılla, bilimle, bilenlerle çözmektir”. Fatih Sultan Mehmet böyle yapmıştır.

Aklı, bilimi, bileni reddedip sorunların üstünü örterek çözüm arayanları hiçbir şey kurtaramaz.

Çare Ayasofya’ya sığınmak değil, aklın, bilimin, bilenin yolunda gitmektir.


Yazarın Son Yazıları

Mafya... 23 Kasım 2020
Ertesi gün sendromu... 16 Kasım 2020
Kölelik kalktı mı? 9 Kasım 2020
İllüzyon... 19 Ekim 2020
Atatürk fenomeni... 21 Eylül 2020
30 Ağustos’u kutlamak... 31 Ağustos 2020
Müjde!... 24 Ağustos 2020
Lider-başkan -yönetici... 17 Ağustos 2020