Deniz Yıldırım

Planlama gerek

06 Mayıs 2020 Çarşamba

Planlama önemlidir; hedef yaratır, o hedefi bir takvime bağlar; hedefe ulaştıracak kaynak ve araçların teminine zemin hazırlar. Planlama, öngörülebilirliktir. Sonuçları herkesi etkileyen, keyfi, anlık değişiklikler yapmamak için de sağlam bir çıpa görevi görür.

Pazartesi günü açıklanan “normalleşme” planını görünce, aklıma düştü bu kavram yeniden. 

Elbette olağanüstü bir dönemden geçiyoruz; tam da böyle dönemler için planlama hayati. Ama özel çıkar için değil; kamu yararı için planlama.

Mesela milyonlarca öğrencinin ve ailesinin kaderini etkileyen bir sınav, üniversiteye giriş sınavı. Temmuz sonuna ertelenmişti; pazartesi günü öğrendik ki haziran sonuna çekilmiş. Bu kadar kısa süre kala. Keyfi, anlık ve plansız kararlar herkesi etkiliyor. Temmuz sonuna kadar milyonlarca kişinin üniversite sınavını memleketlerinde bekleyecek olması, bu yıl dış turizmden umudu kesen ve bu yüzden iç turizme bel bağlayan turizm sektörünün hevesini iyiden iyiye kırdı demek ki!

İyi de bunun böyle olacağı geçen ay belli değil miydi? Turizm sektörü batsın demiyoruz; milyonlar ekmek yiyor; işsizlik orada da kapıda. Ama son aşamada sektörlerin beklentilerine göre kamusal kararların bu kadar keyfi şekilde değiştirilebildiği izlenimi verilmesi de yanlışlığın özeti. Yeni sistemde halkın kendisini ilgilendiren kararlara etki edebilmesini sağlayan araçlar birer birer etkisizleştirildi. Karar almada Meclis, kararları etkilemede medya güçsüzleştirildi. Çeşitli sektör temsilcileri iktidara etki edebiliyor, anladık da halk nasıl etki edecek kendisini ilgilendiren kararlara? Belirsiz.

Yeni kararlarda bazı büyükşehirlere giriş çıkış yasağının kaldırılması da var. Antalya, Aydın, Mersin, Muğla bu şehirler arasında. İlginçtir, bu şehirler de yaz turizminin kalbinin attığı yerler. “Hasta sayıları düştü, bu şehirlerde tehlike geçti” diye savunma yapılabilir. İyi ama, turizm şehirlerine erken seyahatin önünü açmak, buralara kitlesel yığılmalara yol açmak, yeniden sayıyı artırmaya yol vermez mi?

11 Mayıs’tan itibaren alışveriş merkezleri açılacakmış mesela. Kapalı alan, sıkışık mekânlar. Bir tuhaflık yok mu? Hafta sonları sokağa çıkma yasağı sürecek; niye? Demek ki virüsün yayılımıyla ilgili tehlike geçmiş değil. Bu yüzden de açık havaya çıkmamız istenmiyor; hafta içi çıkabiliriz, o ayrı. Virüs hafta sonu çalışıyor. Şakası bir yana; hafta sonları sokağa, açık havaya çıkmamız yasakken, hafta içi kapalı mekânlara gitmemiz neden sorun değil? Yine mi, “çünkü ekonomi” gerekçesi? İyi de “kimlerin ekonomisi bu?” Yanıtı belli sorular.

Maskeler

Bir başka gösterge de maske konusu. Planlama ve koordinasyon eksikliğinin en açık göstergesi, iktidarın maske dağıtımı konusunu yönetme şeklindeki karmaşa. Kaç kez yöntem değiştirildi, en sonunda “Devlet ücretsiz dağıtacak” dendi. Birçok kişiye ulaşmadı ya da geç ulaştı maskeler. Sonuç? Satışına yeniden izin verildi. Maske üretmek ve bunun dağıtımını planlayıp koordine etmek çok mu zor? Değil elbette ama bilin bakalım ne eksik? Bildiniz; planlama, kaynakların yerinde ve verimli kullanımı, koordinasyon eksik.

Muhalefetin elindeki belediyeler farklı uygulamalar geliştiriyor. Maske dağıtımı konusu da bunlardan birisi. Mesela partisine, görüşüne bakmaksızın hizmetlerin yürütülmesinde görev bölüşümü böyle zamanlarda daha da hayatidir. İyi de  böyle bir dönemde bile muhalefetle çalışmayan, yer yer muhalefet belediyelerini engelleyen, basın toplantılarının yarısını CHP eleştirisine ayıran bir yaklaşımla bu başarılabilir mi? Mümkün değil. Kamu yararı için koordinasyon anlayışı, parti ayrımı yapmaz böyle bir dönemde.

Planlama sadece kamusal kararların alınmasıyla da ilgili değil. Önümüzdeki sürecin ekonomik tablosu, yeniden planlama anlayışını dayatacak. Sadece bizde değil, tüm dünyada böyle. Kaynakların yerinde, verimli ve halk yararına yatırımlarda kullanılması için; sektörel gelişmenin günlük rüzgârlara göre belirlenmemesi için; sektörler arasındaki üretim koordinasyonunun sağlanabilmesi için; üretebildiğini dışarıdan almaya mahkûm olmamak için. Şimdi AVM’leri açmak zorunda kalmak, turizme göre kararlar almak, işçiyi virüse rağmen çalışmaya zorlamak, hep kötü ekonomik tablonun sonucu değil mi? Virüse yakalandığımızda ekonomik tablo iyi olsaydı bunlara mecbur kalınır mıydı? Hayır. İyi de kim yarattı bu tabloyu? Hangi ekonomik program? Rantçı, inşaatçı, özelleştirmeci model elbette. Durmaksızın eleştirdikleri Cumhuriyetin ekonomik mirasını satarak hem de.

Gerçek anlamda bir kamuculuk ve plancılık olsaydı; kaynaklar halk için kullanılsaydı ekonomi bu halde olmazdı. Bu gerçeği hatırlatanlara iktidarın yanıtı belli: Bizi bölemeyecekler, CeHaPe zihniyeti”, vesaire vesaire. Bildik ezberler, bitmeyen nutuklar. “Halkın canını yakan işsizliğe, geçim sorununa çözümümüz yok” demenin başka yolu sadece.


Yazarın Son Yazıları

Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020
Tek sorumlu yurttaş mı? 17 Haziran 2020
Mecbur insanlar 13 Haziran 2020
İmza 10 Haziran 2020
Ada 30 Mayıs 2020
Sosyal üzerine 27 Mayıs 2020
Gemi 16 Mayıs 2020