Mavi Boncuk Gazinosu
Deniz Yıldırım
Son Köşe Yazıları

Mavi Boncuk Gazinosu

10.07.2021 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Eda Yiğit’in “Prekaryanın Görünmeyen Özneleri: Pandemi Döneminde Sanatçılar” başlıklı araştırmasından Gazete Duvar’da Mahmut Çınar’ın söyleşisi sayesinde haberdar oldum. Uzun süredir kültürel alana dayatılan tasfiye sürecinin pandemiyle birlikte daha da keskinleştiğini anlamaya yetiyor araştırmanın sonuçları. Buna göre, sanatçıların yüzde 43’ünün geliri 2 bin lira ya da altında; yüzde 58’i mülksüz ve yüzde 80’i, geçinebilmek için başka işler yapmak zorunda.

Veriler açık: Kültür-sanat emekçilerinin ezilmesiyle, kültürel alana dayatılan siyasal yıkım projesi aynı programdan besleniyor. Bunlar birer tercih. Görüldüğü üzere “kültürel alan” ile “siyasal alan”ı yine ayıramıyoruz birbirinden. İktidarın kendi projesi için gündelik yaşamı kuşatma, gündelik yaşamın içinde öne çıkan seküler sosyalleşme biçimlerini adım adım, maddi ve siyasal zorun gücüyle tasfiye etme programının acı sonuçları bunlar. Kaldı ki bu tasfiye süreci, neşesi çalınan, sosyalleşme biçimleri yok edilen, bir konsere gidemeyen, istediği kitapları alamayan tüm güvencesiz yurttaşları, geçinemeyen halkı da etkiliyor.

Hal böyle olunca, Mavi Boncuk (1974) filmi geldi aklıma. Ertem Eğilmez’in yönettiği, kendisiyle birlikte Sadık Şendil ve Zeki Alasya’nın senaryosunu kaleme aldığı bu filmi izlemeyen yoktur neredeyse. Emel Sayın’ı, Tarık Akan’ı, Kemal Sunal’ı, Zeki Alasya ile Metin Akpınar’ı, Münir Özkul’u, Adile Naşit’i, Halit Akçatepe’yi birlikte görmek büyük şanstır elbette. Ve sonunda gözü yaşarmayan var mıdır?

Bu film aslında “kültürel hegemonya” bahsinde de özel bir yere sahip. Aslında, “eğlence endüstrisi” karşısında halkın eğlenme hakkını ve bunu ayrıcalıklı sınıfların tekelinde olmaktan çıkaracak bir formülü gündeme getirir film. Lüks bir gazinoya gider yoksul kahramanlarımız, sahnede Emel Sayın vardır. Gece biter; 600 lira bekledikleri hesap, 2 bin 800 lira gelir. Aşağılanırlar, kendi ifadeleriyle “kazıklanırlar”, üstüne de dayak yerler. Bu ise dönüm noktasıdır. Mesele artık sadece bu 6 kişiyi ilgilendiren bir “dava” olmaktan çıkmış; aynı koşulları yaşayan halk çoğunluğunun dertleriyle birleşen bir haysiyet ve hak mücadelesine dönüşmüştür.

Eve döndüklerinde Zeki Alasya şöyle der: “Bizim bu memlekette eğlenmeye hakkımız yok mu?” Tarık Akan da ekler: “Biz bir gazinoya gidip ağız tadıyla iki kadeh içemeyecek miyiz?” Baba Yaşar (Münir Özkul) da sonunda, “Dayağı yedik diye boynumuzu büküp oturacak mıyız?” diyerek akışa direnme, eylemsizlikten eylemliliğe geçişin işaretini verir. Burada “ahlaki üstünlük” de el değiştirmektedir. “Biz” vurgusu ise sınıfsal bir içerikle genişlemektedir. Ve eğlenmek herkesin hakkıdır.

HALKÇI ÇÖZÜMLER

Karar verirler: Emel Sayın’ı kaçıracak, patrondan fidye isteyecek ve gelen parayla da halkın gazinosunu açacaklardır. “Fakir fukarayı bir gece değil, her gece eğlendirmek için.” Dikkat edilirse, alınacak parayla bir gecelik hayırseverlik gibi geçici çözümler yoktur akıllarında. Ya da parayı kendileri yararına kullanmak da değildir mesele. Kapitalist, ayrıcalıklı “eğlence modeli”nin karşısına bir başka “üretim biçimi” çıkarma, orada halkın gazinosunu açarak alternatifi oluşturma arayışıdır şimdi başlayan. Akışa direniş, karşıtını da yaratma programına sıçrar böylece. Bu nokta bize yine E. O. Wright’ın “kapitalizmi aşındırmak” formülünü hatırlatır. Kapitalist olmayan etkinlikleri kapitalizmin ekosistemine dahil etmek ve bu alanda ezilenler lehine ortak yarar hedefli yeni bir “mübadele biçimi”nin genişlemesini sağlamaktır amaç. 

Zeki Alasya, 2014’te Hürriyet’te çıkan demecinde Ertem Eğilmez için, “Çalıştığım çoğu yönetmenin aksine, herkese pay veren, herkesten bir şey alan bir yönetmendi” diyor. Sanırım filmin önerdiği alternatif, sosyalizan “mübadele formülü” de budur. Öyleyse film boyunca dostluk, aşk ve saflık duygularının sergilenmesi sadece filmin “romantikleştirilmesi”ne değil, aynı zamanda güldürüyle desteklenmiş bir eyleme biçimi içinde çıkarsız dayanışmanın rolüne vurgu yapmaya da yarar. Kurulacak halkın gazinosunda, “Fikis menü 10 lira olacaktır. Kazık atmak, dayak atmak” olmayacaktır. Baba Yaşar, “Batarsak batarız. Ama ne güzel batarız” diye de ekler. Artık bir ütopyaları vardır. Ezilenlerin ütopyası, kapılar sertçe kapatılınca ve haysiyetleri ayaklar altına alınınca ortaya çıkar. Film bu açıdan bir ütopya filmidir de.

Son olarak, filmde “biz” duygusunun genişletilmesinde, Emel Sayın’ın saf değiştirmesinin sembolik rolü es geçilmemelidir. Egemenlerin “kültürel hegemonyası”, aydınları, sanatçıları yanlarında tutmaya, onlar üzerinden kitlelere seslenmeye, rızalarını almaya dayanır. “Yeniden üretim” araçlarının, isimlerinin, kitlelerin önem verdiği popüler kadroların yer değiştirmesinin mücadelede önemi büyüktür. 80 öncesinde ilerici kültürel hegemonya, sanatçıların halkın özlemleriyle buluşmasına dayalı dönüşümleriyle, sentezleriyle de sağlanmıştı. 80 sonrasında ise düzen, aydını, sanatçıyı parayla, makamla kendi tarafına soğurmaya başladı. Döneklik olgusu böyle pekişti. Bugün, dönmeyeni, saray kapısını aşındırmayanı yoklukla sınama siyaseti, işte bu saldırının da devamıdır.

Yazarın Son Yazıları

Cumhuriyet’e veda

Cumhuriyet’e veda

Devamını Oku
04.06.2022
‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

‘Koalisyon eşittir kriz’ formülü üzerine

Devamını Oku
21.05.2022
Geçim siyaseti, aday siyaseti

Geçim siyaseti, aday siyaseti

Devamını Oku
07.05.2022
Hak mücadelesi

Hak mücadelesi

Devamını Oku
30.04.2022
23 Nisan ve iki halkçılık

23 Nisan ve iki halkçılık

Devamını Oku
23.04.2022
Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Enstitülü kuşak ve gelecek zaman

Devamını Oku
16.04.2022
‘Sonra hayat devam etti’

‘Sonra hayat devam etti’

Devamını Oku
02.04.2022
Değer mi hiç?

Değer mi hiç?

Devamını Oku
26.03.2022
Savaş ve siyaset

Savaş ve siyaset

Devamını Oku
19.03.2022
Transit

Transit

Devamını Oku
12.03.2022
Savaş (05 Mart 2022)

Savaş

Devamını Oku
05.03.2022
Ukrayna

Ukrayna

Devamını Oku
26.02.2022
Cemre düştü

Cemre düştü

Devamını Oku
23.02.2022
İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

İttifaklar, temsiller ve adlandırmalar

Devamını Oku
16.02.2022
Güneşli Pazartesiler

Güneşli Pazartesiler

Devamını Oku
12.02.2022
En uzun gece

En uzun gece

Devamını Oku
09.02.2022
Çatlak

Çatlak

Devamını Oku
05.02.2022
Rejimin yeni aşaması

Rejimin yeni aşaması

Devamını Oku
02.02.2022
Borç

Borç

Devamını Oku
29.01.2022
‘Siyasetin sonu’

‘Siyasetin sonu’

Devamını Oku
19.01.2022
Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Ahlat Ağacı’nın borç toplumu

Devamını Oku
15.01.2022
Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Kişiselleşme değil ortak çözüm programı

Devamını Oku
12.01.2022
Deli İbram Divanı

Deli İbram Divanı

Devamını Oku
08.01.2022
İki ülkeden Türkiye’ye

İki ülkeden Türkiye’ye

Devamını Oku
05.01.2022
Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Boric’den Babiš’e, Şili’den Çekya’ya

Devamını Oku
29.12.2021
Kâğıt

Kâğıt

Devamını Oku
25.12.2021
Geçim ve seçim: Şili dersleri

Geçim ve seçim: Şili dersleri

Devamını Oku
22.12.2021
Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Tatar Çölü’nden Tatar Ramazan’a

Devamını Oku
18.12.2021
Yeni model

Yeni model

Devamını Oku
15.12.2021
Joker

Joker

Devamını Oku
11.12.2021
Milli Görüş partileri

Milli Görüş partileri

Devamını Oku
08.12.2021
Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Drogolaşma ve Don Kişotlaşma

Devamını Oku
04.12.2021
Birincil ittifak

Birincil ittifak

Devamını Oku
01.12.2021
Oblomov’dan Don Kişot’a

Oblomov’dan Don Kişot’a

Devamını Oku
27.11.2021
‘Yoksulluk Kader Olamaz’

‘Yoksulluk Kader Olamaz’

Devamını Oku
24.11.2021
Labirent

Bir intiharın genel provası

Devamını Oku
20.11.2021
Akışına bırakmak

Akışına bırakmak

Devamını Oku
17.11.2021
Kalabalığa kaçış

Kalabalığa kaçış

Devamını Oku
13.11.2021
Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Yeni kamuculuk ve kooperatifler

Devamını Oku
10.11.2021
Truman kaçışı

Truman kaçışı

Devamını Oku
30.10.2021