Deniz Yıldırım

Bilgi saklamak güveni bitirir, virüsü değil

28 Kasım 2020 Cumartesi

Bir toplumda insanlar arasındaki güven ilişkisinin aşınması çözülme göstergesidir. Devletle toplum ya da yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişkide güven aşınması ise daha büyük sorunlara işarettir.

Türkiye’de siyasal güven zaman zaman çeşitli kurumlara ve partilere karşı inişli çıkışlı bir seyir izledi. Bir partiye ya da iktidara güven ne demekti? Sorunları çözebileceğine, yanlışa düşmeyeceğine, sözlerini tutacağına inanmak diyelim kısaca. Bu da partilerle halk arasındaki siyasal ilişkiye ahlaki bir zemin kurmaktaydı.

AKP de kitlelerle ilişkisini bu ahlaki temele yerleştirmeye çalışmıştı. 3Y, yani yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele sloganı; iktidarın bir yandan kendisinden önceki partileri ve düzeni eleştirmesine, diğer yandan da destekçi kitlelere pozitif ahlaki mesajını bu yolla sunmasına aracılık ediyordu.

Bugün geldiğimiz yere bakarak yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele mesajı bakımından iktidarın ahlaki üstünlüğünü iyiden iyiye yitirdiğini söyleyebiliriz. Umurlarında mı? Sanmam.

Ancak bu güven kaybının her alana sirayet etmesi, sadece iktidardaki partiye zarar vermiyor. İktidar partisi ve ortakları, verilerle, istatistiklerle oynayarak, gerçekleri halktan gizleyerek, halkın yaşamına mal olan sorunları küçük, küçük sorunları ise gereğinden büyük göstererek asıl zararı halka veriyor. Öncelikli meselemiz budur. Kurumlara, kişilere, sözün hükmüne güvensizliğin bu denli artışı ise iktidarın siyasal stratejisinin doğal sonucu. Bu strateji, iktidarda kalmak için her yolu, her aracı ve taktiği meşru görmeye dayanıyor. Dolayısıyla bir gün öyle, bir gün böyle konuşmak; söylenenlerle yapılanlar arasındaki makası sürekli büyütmek belki iktidarın kısa vadede işine gelebilir. Ancak bu, iktidara ve genel olarak siyasete güvensizliği artırdığı gibi, bedelini de emeğiyle geçinen halk çoğunluğunun ödediği bir eziyete dönüşüyor.

Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu

Haftalardır ilgili her kesimin uyarılarına rağmen gerçek vaka sayısını açıklamayan Sağlık Bakanlığı’nın izlediği yol da bu güvensizliğin ne denli haklı olduğunu açıkça ortaya koydu. Kamuoyu baskısıyla başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve Türk Tabipleri Birliği’nin ısrarlı fikri takipleriyle, yani mızrak artık çuvala sığmayınca, geçen akşam Sağlık Bakanı Koca vaka sayısını açıkladı. Günlük 30 bine yaklaşan vaka sayısıyla bir anda dünya listelerinde başa güreşir olduk.

Bu vahim gizleme tutumu, iktidarın sorumsuzluğunun ve denetimsiz, otoriter sistemin “Biz öyle uygun gördük” kibrinin ürünüydü. Nasıl olsa toplum susturulmuş, medya kuşatılmış, kurumların içi boşaltılmıştı. Kim itiraz edecekti ki? Bilim Kurulu da bunun meşrulaştırılmasına katkı verdi. İktidarın “Gördünüz mü bakın, yeni sistem böyle zor bir süreçte testi geçti, işler iyi gidiyor” mesajı vermesine; dış dünyaya karşı da “Bakın Batı kırılıyor, bizim sistemimiz çok iyi” görüntüsü oluşturarak prestij kaybını tamir etme telaşına alet oldular. Yazık ettiler.

Eylül başında çıkan “Medikal Popülizm” başlıklı yazımdan şu satırlar: “Metropoll’ün ağustos ayı araştırmasına göre ‘Hükümetin koronavirüs verilerinin şeffaf olduğunu düşünüyor musunuz’ sorusuna ‘Hayır’ diyenlerin oranı yüzde 58.9’a ulaşmış. Oysa nisan ayında bu oran yüzde 30’du.” Kim haklı çıktı bu durumda? Elbette hayatın içinde olanlar, sorunları yaşayanlar. Halk. Oysa virüsle mücadelede başarılı ülkelere bakalım: Finlandiya, İzlanda, Norveç, Yeni Zelanda... Hepsinde kurumlara güven yüksek, yönetenlerin tedbirlerine inanç büyük. Başarı, bu güven kültürünün de ürünü. Bilgi saklamak ise güveni bitirir, virüsü değil.

Bedeli kim mi ödüyor? İzledikleri kötü ekonomi politikası nedeniyle zamanında kapatma tedbiri alamayan iktidarın yanlışlarının; halktan gerçekleri saklamalarının; turizmi canlandıracağız diye “Bitti bu iş, normalleşiyoruz” iklimi oluşturmalarının bedelini her sabah karanlıkta işe gitmek için kalkan, toplu taşıma araçlarını kullanan, kapalı mekânlarda dip dibe çalışmak zorunda bırakılan, ekmek peşindeki halkımız ödüyor. İktidar, salgın yerine algıları yönetirken sadece güven kaybetmiyoruz, yüzlerce insanımızı da kaybediyoruz. Bundan büyük sorun mu var?


Yazarın Son Yazıları

Akşam virüsü 3 Mart 2021
Meursault ve Sinan 27 Şubat 2021
Zorunlu lebaleb 24 Şubat 2021
Küçük Kayzerler 6 Şubat 2021
Yaşasın demokrasi 3 Şubat 2021
İstisna 27 Ocak 2021
Yeraltından Notlar 9 Ocak 2021