Barış Doster

Türkiye, neyin olmayacağını gördü mü?

18 Kasım 2020 Çarşamba

Siyasette, diplomaside, iş yaşamında, özel hayatta neyin olacağını görmek, olabileceğini öngörmek kadar, neyin olmayacağını bilmek de önemlidir. Hatta bazı durumlarda daha önemlidir. Karar alırken, eldeki seçenekleri tartarken işleri kolaylaştırır. Yanlış seçenekleri, en başından elemeyi sağlar. Zaman kazandırır. Doğruyu bulmayı kolaylaştırır.

İktidarın, uzun yıllar Kıbrıs’ta yanlış siyaset izledikten, KKTC’de yanlış isimleri destekledikten, Annan Planı’nı sahiplenerek büyük hata yaptıktan sonra, adada iki devletli çözümü kabul etmesi, belli ki neyin olmayacağını geç de olsa görmesiyle ilgili. Yeterli mi? Değil. Akdeniz’deki yalnızlığı aşmak, hasım cepheyi yarmak, müttefiklerin sayısını çoğaltmak da şart. Dış politikayı, bu alanda sonuç almak için değil, iç siyasette kullanmak için yapmaktan vazgeçmek de lazım. Çünkü bu yaklaşım hem iç siyasette raf ömrünü tüketti hem dış siyasette inandırıcı, etkili, caydırıcı, sonuç alıcı olmadı hiç.

Diplomatik yolların tümü denendikten ve sonuç alınamadıktan sonra, en son seçenek olarak devreye giren askeri gücü, hep ilk seçenek olarak cepheye sürmek, umulanı vermedi. Başka ülkelerin iç siyasetinde açıkça taraf olmak, beklenen etkiyi yapmadı. Tersine, Türkiye’ye yönelik tepkiyi besledi. Türkiye karşıtı cepheyi büyüttü. Mesela, Sudan iç siyasetine taraf oldu Türkiye. Hem de açıktan. El Beşir iktidardan devrilince Türkiye de kaybetti. Libya iç siyasetinde, bir tarafı desteklerken, diğer tarafı düşman bildi Ankara. Öteki tarafla iletişimi kopardı. Bu siyaset, Libya’da şimdiye dek edinilen kazanımları da tehlikeye soktu.

Batı’ya ayar verip Batı’da kaynak aramak

Yüksek perdeden konuşmak, sürekli bağırmak, herkese ayar vermek işe yaramadı. Türkiye’den zayıf ülkelere tepeden bakıp ABD ve Rusya söz konusu olunca sürekli geri adım atmak itibarımızı sarstı. Somali ve Katar’daki askeri üsler öne çıkarıldı. Fakat Türk büyükelçisinin olmadığı ülkeler pek dillendirilmedi. Örneğin, Suriye meselesinde Rusya ile büyük gerilim yaşanan İdlib’deki kontrol noktalarından çekildi Türkiye, hem de sessizce. Suriye’nin başkenti Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılmaya heves edip antlaşmalarla müseccel Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi’ni boşaltan, bunu da “zafer” diye pazarlayan diplomatik akıl, Suriye’de kaybetti. Çünkü ilk düğmeyi baştan yanlış iliklemişti.

Suriye ve Libya’dan sonra, Dağlık Karabağ’da da en kazançlı çıkan devlet olan Rusya’yla ittifak yapmanın olumlu sonuçlarını da, gerilim yaşamanın ağır maliyetini de bilmesi gereken Türkiye, şimdi Joe Biden yönetimindeki ABD’yle nasıl bir dış politika yürüteceğini hesaplamakla meşgul. Asıl, en önemlisi, ülkemizin ve yurttaşlarımızın gereksinimi olan hukuk ve demokrasi reformu üzerinden, bir yandan da hem ABD’ye hem Avrupa Birliği’ne mesaj veriliyor. Rusya ve İran’a karşı, konunun önemine, sorunun karmaşıklığına göre değişen bir diplomasi izleyen, bazen rekabet eden, bazen işbirliği yapan Türkiye; dış kaynak gereksinimi arttıkça, yabancı yatırım çekmekte zorlandıkça, ABD ve Avrupa’yla ilişkilerin önemini anımsıyor. Üstelik iç siyasette bolca Avrupa karşıtlığı yaptığı halde.

Asıl sorun şu: Eğitim, ekonomi, bilim, teknoloji, demokrasi, hukuk zayıf olunca bağımsız ve milli dış politika olmuyor.


Yazarın Son Yazıları