Barış Doster

Fransa’nın Türkiye’yle hesabı ne?

04 Temmuz 2020 Cumartesi

Fransa ile Türkiye arasındaki gerilim tırmanıyor. Son olarak Fransa, Türkiye’yle yaşadığı sorunlar nedeniyle, NATO’nun Akdeniz’deki Sea Guardian Operasyonu’ndan (Deniz Muhafızı Harekâtı) çekildi. Fransa’nın kararı, geçen günlerde iki ülkenin deniz kuvvetlerinin Akdeniz’de yaşadığı gerginliğin ardından geldi.

Sorulması gereken ilk soru, Fransa’nın niçin bu kadar öfkeli olduğu. Bu sadece Türkiye ile yaşadığı sorunlardan mı kaynaklanıyor, yoksa daha geniş ölçekte, Fransa’nın gerçekleri ile hedefleri arasındaki uçurumdan mı? İki ülke ilişkilerindeki sorunların ne kadarı dönemsel, ne kadarı yapısal? Madde madde düşünelim…

Birincisi, günümüzün Fransa’sı, tarihteki gücünden uzak. Aydınlanma Devrimi’nin, Fransız İhtilali’nin kazanımlarına, değerlerine, mirasına sahip olan Fransa, günümüzde ne Avrupa’da ne dünyada eski ağırlığına sahip. Bu sütunda, “Fransa’nın öfkesinin sebebi ne?” (4 Aralık 2019) başlıklı yazıda da değinildiği üzere, dünyanın en büyük 5 ekonomisinden biri değil. Avrupa Birliği’nde (AB), Almanya’nın çok gerisinde. BM ve NATO’da sözü fazla dinlenmiyor. Kültürel, entelektüel öncülüğü; siyasal liderlik kabiliyeti yıllardır aşınıyor. O nedenle öfkeli, tepkisel.

İkincisi, emperyalist Fransa’nın Ortadoğu’ya, Afrika’ya, Akdeniz’e yönelik tarihsel ilgisi biliniyor. Ne var ki bu bölgelerde de eski ağırlığı yok. Suriye sorununda çok geri planda. Libya sorununda yıllarca Halife Hafter’i destekledi. Başarısız oldu. Türkiye’ye karşı öfkesinin önemli bir nedeni de bu. Suriye ve Libya’daki durumu, Doğu Akdeniz jeopolitiğinde ve enerji kaynakları için verilen mücadelede Paris’in elini zayıflatıyor.

Üçüncüsü, Fransa, Kıbrıs meselesinde Akdeniz’de, Ege Denizi’ndeki Türk- Yunan geriliminde Türkiye’nin karşısında konumlanıyor. Sözde soykırım iddialarını tanıyor. PKK - PYD - YPG ve FETÖ terör örgütlerini açıktan destekliyor. Türkiye’nin içişlerine ilişkin sözler etmekten geri durmuyor. Avrupa’da hayli yaygın, Fransa’da oldukça güçlü olan Türkiye karşıtlığının öncülüğünü ve sözcülüğünü yapıyor.

Dördüncüsü, Fransa, Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki açık ve sert muhalefetine ek olarak, son yıllarda Türkiye’yi NATO içinde de çok sık eleştirmeye, Türkiye’yi ittifaka şikâyet etmeye başladı. Fransa’nın, NATO’nun askeri kanadına geri dönmesi için, hiç koşul öne sürmeden, bu ülkeyle hiç pazarlık etmeden evet diyen Türkiye’yi, uluslararası örgütlerde yalnızlaştırmaya çalışıyor.

Fransa’nın aşınan gücü

Beşincisi, Fransa sadece Almanya’nın gerisine düşmedi. ABD, Rusya ve Çin’le ilişkilerinde de zayıf taraf durumuna düştü. Bu gerçeği kabullenmekte zorlanıyor.

Altıncısı, Fransa, mevcut bir ittifaka öncülük edecek veya yeni bir ittifak kuracak kuvvetten yoksun. Devlet kapasitesi geriliyor. Tarihi ve coğrafi olarak ilgi alanına giren Akdeniz’de, Akdeniz Birliği (sonradan Akdeniz İçin Birlik) projesini denedi. Başaramadı. Ne Almanya’yı ne de Akdeniz’deki komşularını ikna edebildi.

Yedincisi, Fransa, belli bir nüfuza sahip olduğu Fas, Tunus ve Cezayir’de bu konumunu daha da pekiştirmek istiyor. Olmuyor. Tarihsel olarak belli ağırlığının olduğu Suriye ve Lübnan’da, başat güç, belirleyici güç olmak istiyor. Olmuyor. Libya ve Mısır’da daha çok öne çıkmak istiyor. Olmuyor. Tarih boyunca hep önemli olan, son yıllarda daha da önemli olan Akdeniz’de hırslı, hınçlı, hırçın adımlar atıyor. Olmuyor.

Sekizincisi, Fransa’nın Almanya’yla birlikte ara sıra dillendirdiği Avrupa Ordusu projesinin de geleceği belirsiz. Çünkü Paris ve Berlin’in bu projeden beklentisi farklı. Öncülüğü kaptırmak, birbirlerinin güdümüne girmek istemiyorlar. Projeye AB’nin diğer üyelerinin pek destek olmaması, önemli sorun. Salgın hastalık sonrasında zayıflayan ekonomilerin yanında, birlik ruhu fazlasıyla sorgulanan AB içinde, Avrupa Ordusu’na ilişkin desteğin artacağını düşünmek, gerçekçi değil. Paris, sınır ötesine askeri kuvvet yollamada Berlin’den daha deneyimli ve daha istekli olsa da Avrupa Ordusu konusunda ABD’nin tepkisinden de çekiniyor.

Kısacası, Fransa, ne gücündeki aşınmayı önleyebiliyor ne de dünyanın yeni güç dengesinde kendine başat bir yer bulabiliyor.


Yazarın Son Yazıları

Ayasofya, Lozan ve Sevr 25 Temmuz 2020