Barış Doster

Atatürk neyi amaçladı?

29 Ekim 2020 Perşembe

Cumhuriyet, uygarlık yolunda başı dik yürümektir

Mustafa Kemal Atatürk’ün, basın camiasındaki cesur kalemlerinden Falih Rıfkı Atay, “Çankaya” adlı ölümsüz eserinde şöyle yazar:

“Mustafa Kemal, galiba Avusturyalı bir gazeteci ile görüştüğü sırada, ‘cumhuriyet’ kelimesini ağzından kaçırması üzerine Meclis’in ve İstanbul gazetecilerinin yüreği oynamıştır. Meclis Reisi’nin küçük odasına koşuşan birtakım milletvekilleri, Mustafa Kemal’in bu ‘dil sürçünü’ düzeltmesini istemişlerdir. Başlarında Hamdullah Suphi’yi (Tanrıöver) görmek hayli tuhaftı”.

Falih Rıfkı Atay, kitabının ilerleyen satırlarında, rejim meselesine ilişkin tanıklıklarını anlatır. Mustafa Kemal’in, yakınındaki birkaç isim hariç fazla dillendirmediği, hatta “vicdanımda milli bir sır gibi sakladım” dediği Cumhuriyetin ilanı öncesi, Meclis’teki ve Ankara’daki havayı, keskin kalemiyle yansıtır. Kurtuluş Savaşı başladıktan sonra, Erzurum ve Sivas kongreleri ile olgunlaşan, 23 Nisan 1920’de Meclis’in açılışıyla fiilen kurulan yeni devletin ve rejimin adını koymak için Gazi, 29 Ekim 1923’e kadar beklemiştir.

Mustafa Kemal Paşa, aynı anda hem savaş yapmıştır hem devrim. Savaş, emperyalizme ve içerideki uzantılarına, işbirlikçilerine karşı yapılmıştır. Devrim, egemenlik devrimidir. Egemenliğin kökünü, kaynağını, tanımını, anlamını, işlevini değiştirmiştir. Gökten alıp yere indirmiş; dini olmaktan çıkarıp dünyevi kılmış; şahıstan alıp millete vermiştir. Dünyanın en haklı ve halklı kurtuluş savaşı olan Milli Mücadele sonrasında, ulusal egemenliğe dayanan, laik ve çağdaş bir cumhuriyet kurarken, Aydınlanma Devrimi’yle de bilimin dinden, aklın inançtan bağımsızlaşmasını sağlamıştır Atatürk. “Cumhuriyet, fazilettir” demiştir.

Peki, nasıl bir cumhuriyettir Atatürk’ün amaçladığı?

Cumhuriyet, akıl, bilim ve antiemperyalizmdir

Cumhuriyet, öncelikle özgürlüktür, bağımsızlıktır. Aklı ve bilimi rehber edinmektir. Yurttaşların eşitliğidir. Kuvvetler ayrılığıdır, hukuk devletidir. İktisadi anlamda devletçilik ve halkçılık ilkelerine dayanan cumhuriyet, kamuculuğu, planlı ve bütüncül kalkınmayı ilke edinmiştir. Toplumsal, sınıfsal yönünü Atatürk, “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” diye özetlemiştir. Eğitimi, bilimi, kültürü, sanatı, sporu, sağlığı önceleyen; özgür bireyler yetiştirmeyi; örgütlü topluma ulaşmayı hedefleyen bir cumhuriyettir Atatürk’ün cumhuriyeti. Mazlum milletlere örnektir. Antiemperyalisttir.

Atatürk’ün devrim programının özeti ve simgesi olan 6 Ok, kendi içinde bütünlük içerir. Her bir ok, diğerlerinin tamamlayanı, bütünleyenidir. Cumhuriyet şehidi Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın sıklıkla değindiği üzere, Fransız Devrimi’nden esinlenen Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Laiklik; Sovyet Devrimi’nden esinlenen Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik; ülkemizin özgün koşullarında, Türk milletinin gereksinimleri ışığında, milli bir sentezle, ulusal bir devrim programına dönüştürülmüştür.

Cumhuriyet, hak, hukuk ve adalettir

Devletin dayanağı sadece güç olamaz. Olmamalıdır. Devletin meşruiyeti güce değil, hakka, hukuka, adalete, eşitliğe dayanmalıdır. Devleti ebedi kılan unsur güç değil, adalettir. Cumhuriyetin dayanağı da hak ve adalet olmalıdır. Cumhuriyet, baskı, zulüm, adaletsizlik, şiddet kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelesin, karşı çıkar. Cumhuriyet hukukunun kararı, kanuna ve vicdana aykırı olamaz. Cumhuriyetin asaleti ve ölümsüzlüğü sadece gücünden kaynaklanmaz; en az gücü kadar adaleti ve eşitliğinden kaynaklanır.

Cumhuriyet, halkçılık, kamuculuk ve planlamadır

Cumhuriyet, yurttaşın özgür, sorumluluk sahibi, bilinçli olduğu bir rejimdir. Bunun temel şartı, yurttaşın hem nitelikli eğitim aldığı hem ekonomik açıdan korunduğu bir ortamı ona sunmaktır. O nedenle halkçılık, devletçilik ilkeleri benimsenmiştir. O yüzden, kamuculuk ve planlama öncelenmiştir. O sebeple yurttaşın emeği, alınteri, beslenmesi, barınması, sağlığı; yurttaşlar arasında fırsat eşitliği; bölgeler arası gelişmişlik farkının, bölgeler ve sınıflar arası gelir dağılımı adaletsizliğinin giderilmesi önemsenmiştir. Cumhuriyet, sosyal devlet ve hukuk devleti yoksa, milli bütünlüğün de pekişmeyeceğini bilir. Atatürk, ısrarla iktisadi bağımsızlık olmadan siyasi ve askeri bağımsızlık olamayacağını; iktisatsız istiklal olamayacağını, mali egemenlik olmadan milli egemenlik olamayacağını vurgularken milli, üretken, verimli bir ekonomik yapıya dikkat çekmiştir.

Cumhuriyet, çağdaşlık ve aydınlanmadır

Cumhuriyetin laik karakteri, özgür yurttaşın, kadın - erkek eşitliğinin; akıl ve bilimin, ulusal birliğin; hukuk devletinin, yasalar önünde eşitliğin; devletin tüm yurttaşlara karşı eşit, tarafsız davranmasının temelidir, güvencesidir. Bu yönüyle de çağdaşlaşma, uygarlaşma ve aydınlanmanın zeminidir. Laiklik, sadece iç barışın değil, yaşadığımız coğrafyada devletler arasındaki barış ve istikrarın da temel ilkelerinden biridir.

Cumhuriyet, ulus devlettir, kapsayıcı ve devrimci ulusalcılıktır

Türk halkı, Milli Mücadele’de birlikte savaşarak, Cumhuriyeti birlikte kurarak millet olmuştur. Devletleşirken milletleşmiş, milletleşirken devletleşmiştir. O nedenle tarihsel bir kırılma noktasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti; feodal bağlara değil, siyasal bilince dayanır. Etnik, dinsel, mezhepsel aidiyetlere değil, ortak özlem, arzu, tasa, keder, yazgı, kader, beklenti, gelecek bağına yaslanır. Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” şeklindeki tanımı da bunun kanıtıdır.

Atatürk’ün bu millet tanımı ve Cumhuriyetin yurttaşlık bağı, ulusal kimliğin tarihsel, kültürel, toplumsal köklerinden beslenir. Dil, tarih ve coğrafya, yani yurt ve kültür, ulusal kimliğin oluşumunda belirleyicidir. Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün anlamı budur. Türkiye, bir alt kimlikler toplamı olmadığı gibi, Türk kimliği de herhangi bir etnik aidiyetin adı değildir. Ulus kimliğin, üst kimliğin, ortak kimliğin adıdır. Vatanını savunurken, sınırlı olanaklarıyla sınırsız fedakârlıkta bulunan, canla başla savaşan, canını veren ama vatanını vermeyen, başını veren ama emperyalizme baş eğmeyen, onurlu ve büyük bir milletin adıdır Türk Milleti.

Cumhuriyet, barışı ve kardeşliği savunmaktır

Cumhuriyet, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüyle belirtiği üzere, yurtta ve dünyada barışı savunur. Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik konusunda hassastır, kıskançtır. Karşılıklılık ilkesini, içişlerine saygıyı esas alan, bölge merkezli bir dış politika izlemiştir. Milletin hakkını, devletin hukukunu korurken, uluslararası saygınlığını da artırmıştır. Cumhuriyet, hakkı savunmada kuvvetli, kullandığı üslupta dikkatlidir.

Sözün özü: Cumhuriyet, uygarlık yolunda, akıl ve bilimin ışığında başı dik yürümektir. Cumhuriyetçilik de bu yolda yürürken, Türkiye’nin, Türk milleti tarafından, Türkiye’den yönetilmesi için çalışmaktır.


Yazarın Son Yazıları