Mehmet Ali Güller

Ek protokolün potansiyeli

09 Mart 2020 Pazartesi

Erdoğan ile Putin arasında 5 Mart’ta Moskova’da imzalanan ek protokol ile Soçi Mutabakatı, sahanın yeni gerçekliğine göre güncellenmiş oldu. Özetle, İdlib topraklarının yarısının Suriye ordusunun kontrolüne geçtiğini saptayan, Halep’i Şam’a bağlayan M-5 karayolunun artık Şam yönetimi denetimi altında olduğunu kayda geçiren, Halep’i Lazkiye’ye bağlayan M-4 karayolunda 12 km. genişliğinde güvenli koridor oluşturarak Rusların üslerine giden yolu garantiye alan, M-4 ve M-5 karayollarının kesişim noktası olan ve şubat ayı boyunca iki kez el değiştiren Serakib’in Şam yönetiminin denetiminde olduğunu resmeden ek protokol, AKP hükümeti için tam bir geri adımdır ama Türkiye için yararlı ve kazançlı olmuştur!

AKP’nin geri adımı

Peki, AKP için neden geri adımdır?

Şundan:

AKP hükümeti 5 Mart öncesinde, birçok kez ölçüyü “Suriye ordusunun Türkiye’nin belirlediği sınırların dışına çıkması” şeklinde koydu. Hatta Erdoğan, 3 Mart’ta “Bir an önce Türkiye’nin belirlediği sınırların dışına çıkmazlarsa bir süre sonra omuzlarının üzerinde o başlar da kalmayacak” dedi.

Peki, Türkiye’nin belirlediği sınır neresiydi?

Erdoğan o sınırın neresi olduğunu Putin’e belirttiğini kamuoyuna açıklamıştı: “İdlib’de rejimin bir an önce Soçi Mutabakatı sınırlarına, yani gözlem noktalarımızın gerisine çekilmesini dün akşam Sayın Putin ile yaptığım görüşmede ifade ettim.” (3.2.2020)

Hatta Erdoğan, “rejim” dediği Şam yönetiminin / Suriye ordusunun o sınıra çekilmemesi halinde de, Türkiye’nin rejimi o sınıra süpüreceğini ilan etti.

Fakat 5 Mart ek protokolünde görüldü ki Suriye ordusu ele geçirdiği, daha doğrusu hukuken kendi toprağı olduğu için kurtardığı o topraklarda kalacak. Yani gözlem noktalarının çok ilerisinde...

Neo-Abdülhamitçilik çöktü

Evet, ortaya konulan ölçülere göre AKP hükümeti geri adım attı. Peki neden?

Çünkü AKP’nin “Rusya’yla kendisine alan açan, bunu ABD’yle pazarlıkta kullanan ve ikisini AB’yle dengelemeye çalışan”, bizim neo-Abdülhamitçilik diye isimlendirdiğimiz çizgisi çöktü!

AKP; ABD, NATO ve AB’den istediği desteği alamadı! Patriot istedi alamadı, “uçuşa yasak bölge” istedi alamadı; bir tek “mühimmat” desteği ile bol bol “destek açıklaması” aldı ama somut, sahada işine yarayacak bir destek alamadı. İyi ki de alamadı; zira alacağı destekle savaş hamlesini ilerletse bundan Türkiye kazançlı değil, ABD ve İsrail kazançlı çıkacaktı.

Öte yandan ABD, Türkiye’nin destek ihtiyacını fırsata çevirerek sıkışmış olan Ankara’nın elinden S-400 kartını almaya çalıştı. Desteği S-400’den tamamen vazgeçmeye bağladı. Neyse ki bu gerçekleşmedi. Gelelim ek protokolün taşıdığı potansiyele...

Ankara’yı Şam’la işbirliğine zorlayan mutabakat

Erdoğan’ın geri adım atarak imzaladığı ek protokol, içerdiği potansiyel nedeniyle Ankara’yı Şam’la işbirliğine zorluyor. Anlatalım:

Ek protokolde çok önemli iki konu var:

1.“Terörizmin tüm tezahürleriyle mücadele ile BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan tüm grupların ortadan kaldırılması...”

2. “Mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilen kişilerin güvenli ve gönüllü olarak Suriye’deki asıl ikamet yerlerine geri dönüşlerinin kolaylaştırılması...

Tüm terör gruplarının ortadan kaldırılması ve mültecilerin geri dönüşü konusu, pratikte Şam’la işbirliği yapmadan çözülemeyecek konudur.

Rusya Dışişleri Sözcüsü Zaharova’nın, “Teröristlerle mücadele, Suriye ordusu ve onlarla işbirliği içindeki güçler tarafından yürütülmeli” (06.03.2020) sözleri ile Esad’ın imzadan bir gün önce ilan ettiği şu hedef, yeni bir sürece işaret ediyor: “Suriye ordusunun İdlib’den sonraki hedefi, doğu bölgelerini militanlardan temizlemek olacak.” (4.3.2020)

Dil değişti

Ek protokolün özellikle terör ve göçle ilgili bölümümün Ankara’yı Şam’la işbirliğine zorladığı gerçeğinin ilk göstergesi, Ankara’nın dilinde oluşan hızlı değişimdir:

- Literatürdeki rejim ifadesi, 5 Mart’ta Suriye Arap Cumhuriyeti’ne dönüştü!

- 15 Temmuz’un devamı bile sayılan Suriye ordusu ile çatışma, 5 Mart’tan sonra “Müslümanın Müslüman ile olmaması gereken çatışmasına” (Erdoğan 6.2.2020) dönüştü!

-“Yansın Suriye, yıkılsın İdlib, Kahrolsun Esad” çizgisi (Bahçeli/11.2.2020), “Esad ile konuşuldu, değil mi?” (Erdoğan’ın Çavuş-oğlu aracılığıyla Lavrov’a sorusu /5.3.2020) noktasına geldi.

- “Bu rejim defolup gidene kadar bu iş sürecek” (Hulusi Akar/4.3.2020) çizgisi, “Bizim derdimiz Türkiye olarak bundan sonra Suriye’yi kimin yöneteceğini tespit etmek değildir” (Numan Kurtulmuş/7.3.2020) anlayışına geldi.


Yazarın Son Yazıları

Akar’ın üç tasfiyesi 18 Mayıs 2020
Darbenin sözleşmesi 7 Mayıs 2020
Petrol pazarı savaşı 23 Nisan 2020