Mehmet Ali Güller

Doğu Akdeniz Konferansı-3

26 Eylül 2020 Cumartesi

Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır: 13 Ağustos’ta “Doğu Akdeniz Konferansı-1” ve 7 Eylül’de “Doğu Akdeniz Konferansı-2” başlıklı incelemeleri yayımlamıştık.

Ancak o yazılarda belirttiğimiz şartlar oluşmadan, Erdoğan’ın 22 Eylül’de “Doğu Akdeniz Konferansı” çağrısı yapması ciddi hatadır!

Sıfır müttefikli konferans yanlışı

Önceki “Doğu Akdeniz Konferansı” yazılarımızda şunu söylemiştik: Er geç bir “Doğu Akdeniz Konferansı” yapılacak. Üstelik bu konferans, kaçınılmaz olarak Doğu Akdeniz ülkeleri dışında ABD, Rusya ve AB’nin de masada bir şekilde bulunduğu konferans olacak.

Dolayısıyla önemli olan, o konferansa Türkiye’nin nasıl oturacağıdır. Bugünkü gibi Doğu Akdeniz ülkeleri içinde neredeyse tek bir müttefiki olmayan Ankara’nın katılacağı bir “Doğu Akdeniz Konferansı”ndan, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına yönelik bir karar alabilmek güçtür.

O nedenle Türkiye, er geç yapılacak olan bu konferansa hazırlık olarak, hızla müttefik kazanmaya yönelmelidir.

İki temel hata

Oysa AKP iktidarı bunun tersini yaptı.

1. Er geç yapılacak bir konferansa müttefik bularak hazırlanacağına, hiç müttefiki olmadığı şartlarda kendisi konferans çağrısı yaptı! Erdoğan, Doğu Akdeniz Konferansı çağrısını Türkiye’nin avantajlı olduğu şartlarda değil, rakiplerinin avantajlı olduğu şartlarda yaptı.

Açık ki Erdoğan bu hamleye ABD, AB ve NATO üçgeninde zorlandı. AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in 4 Eylül tarihli “Doğu Akdeniz’de gerilimi düşürmek için çok taraflı konferans düzenlenmesi” önerisi, bu zorlamanın göstergelerinden biridir.

2. Türkiye, Doğu Akdeniz’i fırsata çevirerek Ege krizinde avantaj sağlamalı demiştik. Tersine, AKP’nin yanlış hamleleri nedeniyle, Yunanistan Ege krizini fırsata çevirerek Doğu Akdeniz’de avantaj sağlıyor maalesef...

Doğu Akdeniz Türk-Yunan konusu değildir

İşte Yunanistan’la “istikşafi görüşmeler” de bu iki temel hatadan kaynaklanan oldukça sorunlu bir girişimdir.

Şöyle ki elbette Yunanistan’la Ege sorunu nedeniyle “istikşafi görüşmeler” yapılmalıdır.

Fakat AKP’nin yanlış hamleleri neticesinde ortaya çıkan tabloda, Doğu Akdeniz Türkiye ile Yunanistan’ın “istikşafi görüşmelerinin” konusu yapılmıştır maalesef!

Türkiye, ikili olarak Yunanistan’la Doğu Akdeniz’i değil, ancak Ege sorununu konuşabilir, konuşmalıdır!

Türkiye’nin Ege sorunu bağlamında Yunanistan’la bugüne kadar toplam 60 “istikşafi görüşme” yaptıktan sonra, 61. “istikşafi görüşmenin” ajandasına “Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarını” da eklemesi, vahim bir dış politika yanlışıdır!

Ne yapılmalı?

Bu saatten sonra yapılabilecek üç şey kaldı:

1. Türkiye, tıpkı diğer bazı Doğu Akdeniz ülkeleri gibi Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmeli.

2. Türkiye, Doğu Akdeniz Konferansı’nda KKTC’nin de bulunmasını şart koşmalı.

3. Hızla, yarını beklemeden, bugünden, konferansa yalnız katılmamak için müttefik bulma çalışmasına başlamalıdır.

Bölgesel siyasi anahtar Suriye’dir. Ankara, Esad karşıtlığından temelden vazgeçerek Şam’la anlaşmalıdır.

Suriye bölgesel siyasi anahtardır, Suriye’yle anlaşmak Türkiye’nin Mısır ve Lübnan’la anlaşmasını kolaylaştıracaktır çünkü. Türkiye, Doğu Akdeniz’de Suriye’yle “yan sınır” anlaşması yaptıktan sonra, Mısır ve Lübnan’la da “deniz yetki alanı” anlaşması aramalıdır.

Küresel siyasi anahtar Rusya’dır. Enerji-politik mücadele nedeniyle ABD ile Rusya karşı karşıyadır. Doğu Akdeniz’deki enerji-politik güç mücadelesi AB gaz baştedarikçisi konumundaki Rusya’yı yakından ilgilendirmektedir. Ankara, bu nedenle Rusya’yla Suriye’nin dışında Doğu Akdeniz’de de (ve elbette Libya’da da) işbirliği yapmalıdır.


Yazarın Son Yazıları

Devlet ve iki problemi 17 Ekim 2020