Ey vicdan, saklandığın yerden çık artık!

16 Ağustos 2020 Pazar

Hemen herkesin içinde bulunduğu bir ruh durumu, beni de kuşatmış durumda, belirsizlik itiraf edilmese de herkesi korkutuyor. Sadece korona korkusu değil, her gün yeni bir haksızlığın, her gün çocuk ve kadın ölümünün olduğu bir ülkede yaşamanın ne denli zor olduğunu düşünür oldum. Üstelik artık sığınacağım hiçbir şey kalmamış gibi, “12 Eylül’den sonra her şey bizi adım adım apolitik olmaya yönetti”, “Sesini çıkaranı içeri alıyorlar”, “Biz ne yapabiliriz ki?” sözlerini duymaktan bıktım. Böyle söyleyenlere hep aynı cümlelerle yanıt veriyorum: “Kardeşim çocukları için yüz bin kişi yürümüyor mu?” Hayır! “Artık oğlumu ‘vatan sağ olsun’ diyerek ölüme yollamak istemiyorum” diyenler çoğaldı mı? Hayır! “Sendikalar genel grev ilan edebiliyorlar mı?” Hayır! Şu sanal âlemde dünyayı bir sözcükle düzelttiklerini sananlar ne zaman yollara dökülecekler? Bilinmiyor. Yanıtlarım daha da çoğalabilir, daha da kötüsü, yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkedeki vicdansızlık bana acayip dokunmaya başladı. Bu vicdan duygusu nedir? Nasıl öğrenilir?

Fotoğraf: Işıl Özgentürk

“Yalnızlığım benim

Sidikli kontesim/

Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.”

Can Yücel’e saygıyla.

Hiç kuşkusuz vicdan duygusunun temelinde, herhangi bir başka güç tarafından cezalandırılma korkusu yatar. Örneğin Katolikler, papaza gidip günah çıkararak, vicdan duygusundan arınmayı bulduklarından beri son derece rahatlamış olmalılar. Öldür, ırzına geç, işçilerini sömür, kendini beş kuruş için mafya babalarına sat ama papaza gitmeyi asla unutma. Tanrı kullarının itiraf edilmiş suçlarını bağışlar. Müslümanlıktaysa öyle papaza filan gidilmez. Suç da günah da Tanrı ile kul arasındadır. Ve ne kötülük yaparsan yap iki rekat namaz kıldın mı Tanrı seni bağışlar.

İnsanoğlu, vicdanın bu kadar kolay temizlendiğini görünce toplum düzenini sürdürmek için ahlak ve adalet duygusunu öne çıkarıp bunları herkesin uyması gereken kurallar haline getirmiştir. Bir düşünün, bu dünyanın düzeni sadece insanoğlunun vicdanına bırakılsaydı nasıl olurdu? Şimdi pek çoğunuzun “bugünkünden beter olmazdı” diyeceğini biliyorum. Haklısınız, zaten papa, Katolikleri kutsayıp günahlarından arındırdı. Müslümanlar da namaz kılıp duruyor, geriye ne kaldı? Rus Ortodokslar mı, onlar da çoktan kendi yazarlarının, kendi yönetmenlerinin vicdan duygusunu, insanın kendiyle hesaplaşmasını anlatan muhteşem romanlarını okumayı, muhteşem filmlerini seyretmeyi bıraktılar, şimdilerde Rus mafyası dünyaya hâkim olma harekâtına geçmiş durumda, kim takar vicdan duygusunu.

Ama bir güvencemiz var, vicdan duygusu inatçıdır, tıpkı intikam, tıpkı iktidar duygusu gibi nesilden nesile geçebilir. Bütün papaz kulübelerine, kılınan namazlara rağmen yaşamını herhangi bir kimlikte, herhangi bir biçimde sürdürebilir ve hiç umulmadık bir zamanda açığa çıkar. Bir gün, Amerika topraklarında yaşayan ve polis tarafından boğazı sıkılarak öldürülen bir Afro-Amerikalı genç adamın “Soluk alamıyorum!” sözleri tüm dünyanın vicdan haritasında yankılanır. Ve insanlar gerçekten soluk alamadıklarını fark ederler! Ve isyan hak olur! Bir gün bir küçücük kız çocuğunun bir çalılıkta ırzına geçilir ve onun ölü bedeninin acılı resmi gazetelerde yayımlanır. O gazete haberini gören, okuyan birileri, belki bir yargıç, belki bir öğretim görevlisi, kendi kendiyle hesaplaşır ve ertesi gün pek çok nimeti elinin tersiyle iterek, yepyeni bir hayatın peşine düşebilir. Bir doktor, hastalığın kendisine bulaşacağını bilerek, hastasını yaşatmak için kendi bedenini ölüme sürer.

Evet, vicdan duygusunu yok etmek için ne kadar çok yol bulunursa bulunsun, insanoğlunun belki de bu en görkemli, en insana yakışır özelliği asla yitmez. Ama yitmemesi yetmez, vicdan duygusu ancak bilgiyle, özenle çoğaltılabilir. Yani dünyanın ve hepimizin işi zor. Bu vicdan duygusu bela bir şeydir, geldi mi gitmez ve insanı yollara düşürür. Düşürsün! Yollara düşürsün! Ve hep birlikte bir çığlık atalım: Ey vicdan, nereye saklandıysan çık artık, bizi ele geçir! Bize yeniden insan olduğumuzu hatırlat! Aksi halde hep birlikte “Artık bir meteor çarpsa da her şey yok olsa!” diyerek dolaşan insanlar çoğalacak, intiharlar çoğalacak, zaten bütün dünyayı habis bir ur gibi ele geçiren çocuk tecavüzleri, kadın ölümleri inanılmaz boyutlara ulaşacak ve güzel ve çok özel ülkemizin bütün ormanları yakılacak, geçmişin görkemli anıtları tek tek yok edilecek. Dünya ve ülkemiz kara bulutların ve ölümü kutsayan insanların dünyası, ülkesi olacak. Bir mucize gibi çık artık!


Yazarın Son Yazıları

Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020
İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020