Alkollüydüm abi!

23 Ağustos 2020 Pazar

Kadın katilleri kendilerine yeni bir mazeret buldular: “Alkollüydüm abi”. Asker giysisine güvenip bir genç kızı yirmi gün evde hapsedip sürekli tecavüz eden çavuş da böyle söylüyor, İzmir çayırlarında elinde bira sürekli geviş getiren pek çok kişinin Facebook arkadaşı bir delikanlı adam da. Neymiş efendim, alkollülermiş. Vay canına. Az bir zaman önce Mardin’de gencecik bir kıza sırayla tecavüz edenler kendilerini şöyle savunmuşlardı: “Şeytana uyduk hâkim bey”. Şimdilerde şeytan devreden çıkmış, yerini alkol almış.

Şimdi sözüm sürekli şeytana uyan ya da alkollü adamlara kendi iradeleri kapsamında indirim uygulayan hâkimlere. Onları beraat ettirmek için, aynen onlar gibi şeytana ve alkole başvuran savcılara!

Fotoğraf: Işıl Özgentürk

Sonsuz acısı insanoğlunun.

Sayın savcı ya da hâkim, bir kez gözlerinizi kapatıp üniversiteye giden kızınızı ya da kız kardeşinizi teşhis etmeniz için olay yerine çağırıldığınızı düşünün, işiniz bu, gideceksiniz ve kızınızın ya da kız kardeşinizin cam kırıklarıyla kesilmiş bedenine bakmaya zorlanacaksınız. Yüzlerine de bakmak zorundasınız. Ölümün soğuttuğu gözlerine de!

Dehşet bir durum değil mi? Evet, acıların en acısı. Açın gözlerinizi, bu kadar eziyet yeter. Ve sonra koltuğunuza oturun ve “şeytana uyan”, “alkollüyüm” diyen kaç suçluya, kravat takıp takım giyip karşınızda boyun büktükleri için cezada indirim yaptığınızı anımsayın. Yüzlerce ananın, babanın kızlarının parçalanmış bedenlerine, donuk gözlerine baktığını düşünün ve lütfen şu hâkim indiriminden vazgeçin. İstanbul Sözleşmesi’nde bu indirim yok! Siz de uygulayın. Bu ülkenin kadınları, kızları için, torunlarınız için!

Bir çift söz de polislere: Kardeşim siz “devlet” değilsiniz, ayrıca devlet yurttaşlarının hizmetinde bir organizasyondur. İşi ülke içinde eşitliği, güvenliği sağlamaktır. Sizin de işiniz yurttaşlara yol göstermektir. Çünkü bizim ödediğimiz vergiler nedeniyle cebiniz para görüyor. Bunu hiç unutmamamız gerek. Ama öyle olmuyor, nineniz, anneniz yaşınızdaki kadınlara “Topraklarımızda maden istemiyoruz!” diye en doğal hakları olan yürüyüş yaptıklarında onlara öyle gaddarca saldırıyorsunuz ki, görenler sizin ananız, nineniz olmadığını, bir laboratuvarda yetiştirildiğinizi sanır. Oysa sizi o anneler doğurdu, o nineler yetiştirdi.

Şimdi gelelim, ilerici belediyelere. AKP’nin en önemli özelliklerinden biri hiç kuşkusuz kendi kitlesine ne olursa olsun değer vermesi. Bu nedenle en uyduruk sanatçıları, yazarları, tiyatrocuları desteklemesi. Kendinden olanlara üniversite yönetimlerinde ne yapmış, nereden mezun olmuş hiç bakmadan kürsü vermesi. Böylece birbirine kenetlenmiş bir kitle yaratması. Böyle bir durumu desteklemek elbette mümkün değil ama yapıyorlar. Peki, ilerici belediyeler ne yapıyor? Özellikle kendilerinden çok şey beklenen belediyeler. Tuhaf bir biçimde AKP iktidarını yıllarca desteklemiş, liyakat açısından şaibeli kişileri artık nedense el üstünde tutup çok önemli yerlere atıyorlar. Ve bu atamalar, işlerin aksaması sadece AKP’ye yarıyor. Ne yazık ki öyle.

Madem seslenmelerle başladık öyle gitsin, CHP Başkanı Kılıçdaroğlu, benim de içinde bulunduğum 68-78 ve Gezi kuşağı solcularını Tayyip Erdoğan üslubuyla suçlamış: “Meyhane solcuları”, “Kantin solcuları”. Anlaşılan o ki, aynı yaşta olmamıza rağmen yani 68’de üniversitede olmasına rağmen Kılıçdaroğlu, ülkeyi bir havai fişek gibi kuşatan o güzel günleri ya hiç yaşamamış ya da unutmayı tercih etmiş. Bir de “Abdullah Gülden neden korkuyorlar” sorusu var ki, eh yani. Abdullah Gül, benim üniversite zamanlarımda solculara karşı kurulan, İslamı referans alan ve kızılların öldürülmesini savunan Milli Türk Talebe Birliği yönetimindeydi, kendisini o zamandan çok iyi tanırız, ayrıca her milli bayramda, Atatürk’ün ölüm yıldönümünde tuhaf hastalıklara tutulur. Kim korkar Abdullah Gül’den, Tayyip bile umursamıyor.

Şimdi biraz da ülkeyi talan edenlere sözümüzü söyleyeyim: Faşist diktatör Franco’yu hepiniz tanırsınız. 40 yıl İspanya’yı demir yumruğuyla yönetti. Öldü de İspanya kurtuldu. Ben ilk İspanya’ya gittiğimde şaşırmıştım, faşist Franco İspanya’nın en küçük taşına bile dokunulmasını yasaklamıştı. O güzelim Emevi camileri, altına bulanmış kiliseler, ortaçağdan kalma daracık sokakları, çiçeklerle süslü evler. Bir faşistin ülkesinin değerlerini böyle koruması bende hayret uyandırmıştı. Şimdi yöneticilere sesleniyorum: Yahu şu anlı şanlı faşist Franco kadar bile olamıyorsunuz. Her yeri talan ediyorsunuz, her güzellik sizin canınızı sıkıyor, yok etmeye planlanmış gibisiniz. Sizin de çocuklarınız, torunlarınız bu ülkede yaşayacak, dünyanın en güzel camilerinin, en kıymetli ören yerlerinin bulunduğu, en güzel nehirlerini, akıp gittiği şu güzel ülkemizi talan ederek nereye varmak istiyorsunuz? Ölü bir ülke kimseye yâr olmaz, size de.


Yazarın Son Yazıları

Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020
İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020