Gülengül Altınsay

Koptuk düşüyoruz

30 Ekim 2020 Cuma

Sadece skor olarak değil oynadığı oyunla da sezona kötü başladı Beşiktaş. Üstelik tecrübeli diye alınan yaşlı oyuncular da beklentisi olanları bile hayal kırıklığına uğrattı bu süreçte. İmkânlar çok zorlanarak yapılan bu transferlere ve bu transferleri yaptı diye düşünülen Sergen Yalçın’a gözler çevrildi hemen. Çünkü en kolayı teknik direktörü eleştirmekti. Bir de Sergen gibi futbolculuğunda yeteneği tartışılmaz bir futbolcu olmak birçok kişinin gizliden gizliye kıskançlığını biriktirmiş olmalı. Eleştirilerde haklılık payları olsa da fazla ileri gidenler hatta teknik direktörlüğünü sadece Beşiktaş’ın efsane oyuncusu olmasıyla açıklayanlar bile oldu. Her şeyi; kulübün durumunu, yönetim yapısını ve şeklini, imkânsızlıkları bilmeden ya da dikkate almadan yapılan bu eleştiriler doğal olarak Sergen Hoca’yı üzdü. Ve geçen pazartesi akşamı Denizli galibiyetinin ardından duygularını açıkladı hoca. Özetle “Hangi koşullarda çalıştığımı bilmiyorsunuz, hangi fedakârlıklarla çalıştığımı bilmiyorsunuz, bilip bilmeden eleştiri yapıyorsunuz” demeye getirdi.

Ekip seçme işi

Zaten şu bir gerçek ki bir yerde bir başarı ya da başarısızlık varsa bu bir tek kişiye bağlanamaz. Bu bir ekip işidir. Bu bir ekip oluşturma işidir. Yönetim, teknik kadro hatta taraftar gidişattan bizzat sorumludur. Ayrıca Sergen Yalçın, yönetimden ne kadar destek alıyor bilen var mı gerçekten? Bu destek “Biriz, sana güveniyoruz” demekle olacak bir şey değil. Tabi bu tarz ifadeler de önemli ama daha önemli olan icraatta ne kadar destek olabiliyorsunuz. Yönetimde ya da profesyonel kadroda futbol şubesini yapılandıracak, Sergen Yalçın’la konuşabilecek, onu etkileyebilecek, onun sahadaki işine yoğunlaşmasını sağlayacak kaç kişi var mesela? Sergen Yalçın’ın bu anlamda çok yalnız olduğunu düşünüyorum. Bu benim kişisel fikrim.

Son değil başlangıç

Yalçın’ın sürekli şikâyet durumunda olması hiç hoş değil tabii. Aslında Beşiktaş teknik direktörlüğünü bir son değil başlangıç olarak değerlendirmeliydi. Bilgiye, uzun vadeli yapılanmaya, kolektif çalışmaya açık olmalıydı. Bunu talep etmeliydi. Onun için sezon başı Lucescu, bir çeşit saha dışı yapılanma sorumlusu olarak düşünüldüğünde mutlu olmuştum. Lucescu’nun pozitif yaklaşımını da biliyorum. Ama sonra bir şekilde olmadı. Niye olmadı, orası da ayrı bir konu ama neyse.

Oysa ki 100. yılda Lucescu ve Sergen Yalçın ikilisi, biri teknik direktör, diğeri takımın beyni olarak uyum içinde şampiyonluğun gelmesinde çok önemli katkı sağlamışlardı. Nasıl milli takım yeniden yapılandıysa Beşiktaş takımı da eldeki imkânlara göre sürekli gelişen ve başarıya giden, en önemlisi de bol transfere gereksinim duymayan bir sürece girebilirdi.

Biz bize yeteriz   

Geleceği olan bir takım kurma, gelir-gider dengelerini kurma gibi amaçlardan da uzaklaşıldı böylece. Yine yaşlı oyuncular, yine kiralık oyuncularla günü kurtarma derdine düşüldü. Yani Beşiktaş’ta da diğer takımlarda da değişen bir şey yok. Kafalar aynı. Buradan da şu sonuç çıkıyor; giderek futbol seviyesi düşen ligimizde birbirimize karşı aldığımız galibiyetlerle övüneceğiz sadece. Arada bir takım şampiyon olacak ama sorunlar daha da büyüyecek. Daha ne kadar büyüyebilirse...


Yazarın Son Yazıları

İki farklı Beşiktaş 22 Kasım 2020
Sol bek çok 12 Kasım 2020
Hüsran 7 Kasım 2020
Koptuk düşüyoruz 30 Ekim 2020
Luce laneti mi? 23 Ekim 2020
Bir tek Rıdvan 5 Ekim 2020
Van der Sar ne bilir? 24 Eylül 2020
Puan futbolu 17 Eylül 2020
Kolay başlangıç 14 Eylül 2020
Messi de gelse 11 Eylül 2020
Bile bile Paok 4 Eylül 2020
‘Paradan kıymetli’ 23 Ağustos 2020
Tren kaçıyor mu? 17 Ağustos 2020