Deniz Yıldırım

Semptom

22 Nisan 2020 Çarşamba

COVID-19 ile mücadele için aşı bulunabilmiş değil. Sağlık çalışanlarının olağanüstü, fedakâr çalışmaları sayesinde hastaların tedavi edilmesine gayret gösteriliyor. Ancak virüsün yayılmasının önü alınmadığı sürece, bu tek başına yetmeyecek.

Virüsün yayılımını durdurma yolunda başarılı görülen ülkelere bir bakalım. En çok gündeme gelen iki tedbirden en az birini uygulayan ülkeler bunlar. Güney Kore, Yeni Zelanda, Almanya ve Danimarka bu çerçevede değerlendirilebilir. Nedir bu tedbirler? Yaygın, kitlesel test yaparak hastaları hızla izole etmek ve birçok ülkenin en son yol olarak görüp başvurduğu genel karantina, sokağa çıkma sınırlaması gibi yasakları en başta uygulamak. 

Test yapılıyor, sayılar artıyor” diyebilirsiniz. Ancak yaygın test, hastalığa dair bulguları, rahatsızlıkları hissederek sağlık merkezlerine başvuru yapanların teste tabi tutulmasının ötesinde bir anlam taşıyor. Yani günlük hayatın içinde, akış sürerken, bulgu/semptom göstersin ya da göstermesin, testi daha geniş bir kitleye uygulamaktan söz ediyoruz.

Güney Kore bunu yaptı. Yaygın test niye gerekli? Açıklaması basit: Bu virüs, bulaştığı herkeste semptomları göstermiyor. Belirli bir yaş grubunda, bağışıklığı düşük seviyede olanlarda veya kronik hastalığı olan kesimlerde semptomlar daha belirgin.

Dolayısıyla, semptom göstersin ya da göstermesin, daha ölümcül sonuçlarla karşılaşabilecek kişilere virüsün bulaştırılmasında taşıyıcı görevi görebilecek kişilerin yaygın testle saptanarak izole edilmeleri birincil öncelik. Halk sağlığı açısından yaygın test daha önemli. Ölçüt toplumsal çıkar olmalı.

The Lancet’te 16 Nisan’da yayımlanan bir makalenin bu konudaki aktarımları dikkat çekici. Diamond Princess cruise gemisinde test yapıldığı tarihte 634 pozitif vakadan 328’inde semptom, yani virüse işaret eden bulgular yokmuş. Yine New York’ta doğum yapmak için hastanelere giriş yapan 215 kadından 33’ünde virüse rastlanmış. İşin ilginci, sadece 4’ü virüsün semptomlarını gösteriyormuş. Bir diğer veri de Çin’den. Nisan başındaki bir çalışmaya göre, pozitif vakaların beşte dördünde semptomlar görünür değilmiş.

Örnekler, listeler uzatılabilir. Ancak karşımızda bir gerçek var: Sinsi, kolay yayılan ve kolayca da hayatımızdan çekilip gitmeyecek bir virüsle karşı karşıyayız. Konunun uzmanı tüm bilim insanlarının uyarıları bu yönde.

Bundan sonrası?

14 Nisan’da ABD’nin köklü düşünce dergilerinden The Atlantic’te çıkan “Our Pandemic Summer- Bizim Pandemik Yaz Mevsimimiz” başlıklı makalede görüşlerine başvurulan uzmanların uyarıları da bu çerçeveyle uyumlu. Minnesota Üniversitesi’nden Michael Ostorholm, “insanlar konunun önümüzdeki birkaç haftayla ilgili olmadığını anlamış değiller. Bu, önümüzdeki iki yılla ilgili” diyor. Aşı bulunana ve herkes bu aşıya ulaşabilene kadar yani. Bir başkası, Edinbourgh Üniversitesi’nden halk sağlığı uzmanı Devi Sridhar ise “herkes bunun ne zaman biteceğini öğrenmek istiyor. Doğru soru bu değil. Doğru soru: Biz hayatımıza nasıl devam edeceğiz?”

Anlamı şu: Virüs hemen ortadan kalkmayacak; dolayısıyla hayatımızı bu “yeni normal”e göre ayarlamak, ekonomileri ve sosyal yaşamımızı buna göre düzenlemek en mantıklısı. Politikanın ve siyaset üretenlerin, iktidarıyla muhafeletiyle bu yeni gerçeğe göre hareket etmesi, strateji üretmesi gerekiyor.

Peki, bizde iktidar ne yapıyor? Üç düzeyde hatalı bir strateji izliyor. Birincisi, yaygın test ve uzun süreli sokağa çıkma sınırlaması konusunda isteksiz davranıyor. Tatil günlerine özel karantina ilan ediyor. Virüs diğer günler bulaşmıyor mu? Bulaşıyor, ama önce ekonomi! İkincisi, sürekli olarak hayatın yakında normalleşeceğini ifade ediyor kamu otoriteleri. Elbette umutlu olalım ama gereksiz bir iyimserliği yaygınlaştırarak fiziksel mesafenin hiçe sayılmasıyla sonuçlanacak kalabalıklara yol açmamak gerekiyor. Ve üçüncü hata: Sorun uzun vadeli; eski ezberlerle, “sen-ben” kavgalarıyla çözülmez. Dar siyasal hesap ve çıkar kaygıları ile hareket etme mantığından vazgeçmesi gerekiyor iktidarın.

Bakın, 2 binden fazla yurttaşımızı virüse kurban verdik. Hepsi birer rakama indirildi, adlarını bilmiyoruz ama çok evde acı var. Bu acıyı paylaşmalıyız. Böyle bir ortamda hâlâ “CHP”yle, muhalefetle uğraşmak; muhalefeti de yüzlerce insanın hayatına son veren virüsle eşitlemek, belediyelerle ve onların dayanışma kampanyalarıyla hesaplaşmak, muhalefet bu süreçte krizleri yönetebildiğini, halkın sorunlarını çözebildiğini kanıtlamasın, iktidarımızdan oluruz kaygısıyla hareket etmekten başka bir anlam taşımıyor. Şu dünyevi makamlar, iktidar koltukları ne vazgeçilmezmiş gerçekten!


Yazarın Son Yazıları

Yeni sistemle iki sene 11 Temmuz 2020
Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020
İktidarcılık 20 Haziran 2020
Tek sorumlu yurttaş mı? 17 Haziran 2020
Mecbur insanlar 13 Haziran 2020
İmza 10 Haziran 2020
Ada 30 Mayıs 2020
Sosyal üzerine 27 Mayıs 2020