Barış Doster

Ekonomik tablo ve küreselleşme

30 Kasım 2022 Çarşamba

Ne iktidarın dış politikadaki U dönüşleri ne muhalefetin 6’lı masa toplantısı var halkın gündeminde. Öncelikli gündem işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı, enflasyon. Nasıl olmasın ki? Zamlar yağmur gibi. TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranı, yüzde 85. Dünya yoksulluk liginde Afrika ülkeleriyle yakın sıralardayız. Asgari ücret, yaygın ücrete dönüşmüş. Türk Lirası, ABD Doları ve Avro karşısında sürekli değer kaybediyor. Sayıştay raporlarındaki yolsuzluk ve usulsüzlükler korkunç boyutta. Gençler, geleceği ülkemizde değil, yurtdışında arıyor. Bir yıl içinde 3 bin doktoru, 30 bin yazılımcısı yurtdışına giden Türkiye’de, icra dairelerine bu yıl 7.6 milyon dosya gelmiş.

Bu ekonomik tablo; sadece mevcut iktidarın son 20 yıllık ekonomik programının çöküşünü değil, AKP öncesindeki hükümetlerin, 24 Ocak 1980’den itibaren uyguladıkları liberal programın da çöküşünü yansıtıyor aslında. Dahası, çok daha geniş ölçekte, IMF reçetelerinin, Dünya Bankası programlarının çözümsüzlüğünü ve küreselleşmenin iflasını da ortaya koyuyor.

NE DEDİLER? NE OLDU?

Anımsayalım, küreselleşme savunucuları, 1990’lı yılların ortalarına dek gidişattan memnunlardı. 90’ların başıyla ortası arasında, işler her açıdan iyi gidiyordu. ABD’nin siyasi, iktisadi, askeri hamleleri; uluslararası ölçekte artan ticaret anlaşmaları; küresel piyasaların önündeki engellerin kaldırılması yönünde atılan adımlar; uluslararası tahkim uygulamalarının yaygınlaşması, 1995’te Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulması; serbest piyasanın, vahşi kapitalizmin, azgın liberalizmin etki alanını genişletiyordu.

Özelleştirme rüzgârı etrafı kasıp kavuruyordu. Zenginlerin ödediği vergilerin oranları düşürülüyordu. ABD’de Başkan Ronald Reagan, İngiltere’de Başbakan Margaret Thatcher, Türkiye’de önce başbakan, ardından cumhurbaşkanı olan Turgut Özal etkisi sürüyordu, hem de sadece sağda değil, solda da güçlü biçimde. “Devlet ekonomiden elini çeksin” diyenler, özelleştirmeyi demokrasiyle eşit görenler, ekonomik hayatta devletin denetimine itiraz edenler, gümrük duvarlarına karşı çıkanlar, sendikaların gücünün kırılmasını savunanlar, siyasette, bürokraside, akademide, medyada etkilerini artırıyorlardı.

Türkiye’ye özelleştirmeleri dayatan, devletin ekonomideki payını yüksek bulan, tarımın, hayvancılığın zayıflamasını isteyen Batılı güçlü devletler ise kendi köylüsünü, çiftçisini, sanayicisini, emekçisini, pazarını korumak için çeşitli önlemler alıyorlardı. Türkiye’de Türk malı kullanımının özendirilmesini, yerli malı ve tutum haftalarının kutlanmasını küçümserken kendileri, kendi ürünlerini kullanmak için kampanyalar düzenliyorlardı, ABD’deki “use American”, “buy American” gibi. Fakat süreç, ilerleyen aşamalarda, tam istedikleri gibi gitmedi. Gelişmiş ülkelerin sanayicisini, emekçisini, finans sistemini de vurmaya başladı. İşsizlik arttı, büyük finans şirketlerinden bazıları battı, sanayiciler ucuz emek ve düşük vergi nedeniyle üretimlerini Asya’nın doğusuna kaydırmaya başladı. Sonuçta, küreselleşmenin çöktüğünü, savunucuları söylüyorlar.

Gelinen noktada şunu görmeliyiz: Ulus devlet için ulusal ekonomi, ulusal ekonomi için de ulusal planlama zorunludur. Planlama olmadan, ulusal ve bütüncül kalkınma olmaz. Türkiye, planlamadan vazgeçip, her şeyi özelleştirerek büyük hata yapmıştır.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları