Olaylar Ve Görüşler

Seçim ve güvenoyu - Prof. Dr. Osman İnci

29 Mart 2024 Cuma

Demokrasinin vazgeçilmezi siyasi partiler, iktidar olmak amacıyla parti programları ile halktan oy isterler. Programları ülkede yürürlükte olan yasalarla çelişemez. Ancak yazılı programları dışında hedefleri olanlar da vardır. Bir ülkede seçimle göreve gelen yöneticiler demokrasinin temel ilkelerine de uymak durumundadır. “Demokrasi bir tramvaydır, gideceğiniz yere kadar gider ve orada inersiniz” şeklinde tanımlayanlar, demokrasiyi kendi amaçlarına erişmek için araç olarak görenlerdir. Ülkemizde son yıllardaki eylemler “tramvaydan” inilmeye başlandığını göstermekte. 

Kamu yönetimi, hukuk ve adalet, eğitim başta olmak üzere kamuda yapılan ve yaşananlar; devletin değişim ve dönüşüm sürecinin somut verileridir. 16 Nisan 2017 referandumunda, yasalara aykırı olarak mühürsüz oyların Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından geçerli sayılmasıyla devlet yönetim sistemi değişti, bu yeni sistemin yapılanması son hızla devam etmekte. 

Her yerel seçimin kendi içinde önemli olduğu kesin. Yerel yöneticilerin belirlenmesi amacıyla verilen oy salt il veya ilçe belediye başkanı adayına değil aynı zamanda temsil ettiği partiyedir. Bu bakımdan yalnızca ilin ve ilçenin sorunlarına çözüm amaçlı programlar göz önüne alınmamalı. Adayın üyesi olduğu partinin de yaptıkları veya yapmayı hedefledikleri de esas alınmalı. Ülkemizde hiçbir yerel seçim 31 Mart’ta yapılacak seçim kadar önemli olmasa gerek. Bu bir güven oylaması niteliğinde. Hukukçular, 2017 referandumu sonrası dünyada örneği olmayan bir sistem kurulduğunu ifade ediyorlar. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kendi yapısını kalıcı kılmak için bu seçimlerden başarılı çıkmayı hedefler şüphesiz. YSK’nin referandumda yasadışı kararı ve uygulaması sonrası “sandık demokrasisi” de yok artık. Yurttaşların oylarına sahip çıkmaları yetmiyor. Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor ise adaletten söz edilemez. 

GÜÇ ZEHİRLENMESİ

Anayasal hükümlere ve yasalara aykırı olarak Milli Eğitim Bakanlığı, dini vakıf ve derneklerle protokoller imzalamakta. ÇEDES diye adlandırılan bir proje ile okullara giren mollalar, hafızlar, imamlar, müftüler çocuklara sözüm ona eğitim vermekteler. Pedagojik formasyonu olmayan bu kişiler ilk ve ortaöğretimde görev aldılar. Dershanelere mezar maketleri konularak ağıt yakma gösterisi yapılmakta, Kâbe maketi etrafında tavaf ettirilmekte, şeytan taşlama provası yaptırılmakta, cami ve mezarlık temizletilmekte, gerçek bıçak ile koyun maketi üzerinde kurban kesme provaları yaptırılmaktadır. Böylece laik eğitim çökertilmek istenmektedir. 

ÇEDES, Cumhuriyet değerleri ile bir hesaplaşma projesidir. Cumhuriyet Devrimleri ve Anadolu Aydınlanmasına karşı yeni nesil yetiştirme projesidir. Güç zehirlenmesi (Hubris sendromu) yaşayanlar adliye koridorlarında “şeriat” yanlısı slogan atacak düzeye gelmişlerdir. Anayasasında “laik ve sosyal hukuk devleti” olarak tanımlanan ülkemizde, hâkim ve cumhuriyet savcılarının makam odalarının olduğu adliye binasında olmaktadır “Şeriat isteriz!” gösterisi. Bu konuda adli işlem yapılmış mıdır? 

Bilim insanları ve yetişmiş insanlarımız Türkiye’yi terk ediyor. Milyonlarca eğitimsiz, mesleksiz, aidiyet duygusu olmayan göçmen; ülkemize girmekte ve belirli kentlere yerleşmekteler. Demografik yapımız değişmektedir. Derin ve ciddi bir sosyolojik tehdit altındayız. Türkiye Avrupa’nın sınır bekçiliğini yapıyor. Ayrıca parası olan yabancılar ücretle Türk vatandaşlığı almaktalar. Aralarında kırmızı bülten ile aranan suç örgütü liderleri de var. 

Topraklarının üçte biri tarıma uygun olan yurdumuzda tarımsal üretim yok denecek düzeyde, gıdada dışa bağımlıyız. Bazı varsıl şirketlere yüzde 100 oranda vergi affı uygulanırken emekliler, asgari ücretliler, dul ve yetimler güneş doğmadan ucuz gıda kuyruğundalar; çocuklar ise yeterli beslenemiyor. 

Ülkenin fabrikaları, limanları ve arazileri satıldı. Yolcu güvenceli hava alanları, araba geçiş güvenceli köprüler ve otoyollar yapıldı ama bunların garanti farkları yurttaşın vergileriyle ödenmekte. Hasta güvenceli şehir hastaneleri yapıldı, uyuşmazlık halinde Londra mahkemeleri yetkili. Bu bir kapitülasyon değilse nedir? 

Tüm bunlar ve diğer yaşamsal sorunlar için bir güvenoyu olacaktır bu seçim. Bu sistem gelişerek devam mı etsin yoksa çağdaş demokrasiye mi dönelim? Ülkenin özellikle hukuk, eğitim ve sosyal yaşam alanındaki gerilemesi bu seçimde ana gündem olmalı. Cumhuriyet ve demokrasinin ayakta kalma seçimidir bu. Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerini, Cumhuriyetimizin niteliklerini benimseyen kurumlar ve kişiler birlikte olmak zorundadır.

Eski Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman İnci



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları