Çağımıza uyamayan beyin, kılıç kuşandırır

27 Temmuz 2020 Pazartesi

Zor durum. DİB koltuğuna oturduğundan beri, anayasal olarak hâlâ laik Cumhuriyetin bürokratı olmadığını kanıtlamak için her fırsatı kullanmaktadır. Kendisinden hemen önce o koltukta oturanları çok çok aşan bir cesaret sergiliyor ve bu tutumuyla da Cumhuriyet ile sürekli hesaplaşma içinde olan, padişahçı, hilafetçi ne kadar köktenci İslamist, tarikatçı cemaatçi kafa varsa hepsinin derin sevgi ve saygısını kazanmaktadır.

Çağımızın insanı değildir.

Kesinlikle de Türkiye’nin bugünkü zor koşullarda toplumun ihtiyaç duyduğu, Cumhuriyet ve geçmişle kavga etmeyen, siyasal ve dinsel olarak bölücü değil, birleştirici; aklıselim, ülkenin fetvalarla idare edilemeyeceğini idrak edecek, alçakgönüllü, tevazuyu içten sergileyen ve herkesin takdirini kazanacak bir akil insan olamayacağını sergilemekten kaçınmamaktadır.

Fazla şey mi istedik ve yazdık?..

Bu yazıyı okuyanlarınızdan pek çoğu, o hasletlere sahip değil ki, ne yapsın, haddini, potansiyelini çok aşan şeyler istemişsiniz, diyecektir.

Biliyorum, ben o koltukta oturanda olması gerekenleri yazıyorum ve talep ediyorum.

Cihatçılık gösterisi

Kılıç ile Ayasofya’da boy göstermek neyin nesi diye sormuştum dün.

Ayasofya “kılıç hakkı”dır safsatasının ispatı mı?

Ayasofya işgal altında mıydı, yabancı hükümranlık mı sürüyordu orada, dış ülkelerin büyükelçilik binası mıydı?

Kılıç kuşanarak, bu basit ve sıradan histeriye yanıt verme yolunu seçti.

Kılıç, günümüz dünyasında, devletler arası ilişkilerde yeri olmayan bir savaş aracıdır.

Cihatçılık gösterisidir.

Fetihçilik alametifarikasıdır.

Kara mizah örneği olarak, fethede ede, 700 yıla yakın -padişahlara rağmen- Türklerin olan, ama Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmasıyla ve ülkeyi padişahın, İngiltere’nin, Fransa’nın, İtalya’nın, Yunanistan’ın işgalinden kesin kurtaran Atatürk ve arkadaşlarının Ayasofya’sını yeniden fethediyor!

Ucuz kahramanlık!

Ama kahramanlığın ötesinde Atatürk’e, Cumhuriyete bir meydan okuma.

Neyin simgesi olabilir ki?

Cihatçılık, fetihçilik dönemini hem dünya hem de Atatürk kapatalı çok oldu.

Atatürk, aklı ve bilimi kılıcın yerine koydu.

Ama IŞİD’cilerin, Talibanların, köktenci cihat örgütlerinin kara bayraklarının simgesi olarak yaşatılmaya çalışılıyor, kafa kesen, insan öldüren ve kadını yeniden köle yapan...

Ülkemizde de varlar: Türkiye’yi bir küfür ülkesi olarak görenler ve yeniden fethedilmesi gerektiğini düşünenler.

Kılıç kuşanmak, bu azınlık çağdışılığın parçası olma anlamına gelir.

Kılıca tüm bunları yükleyerek haddini aşmıyor musun, diye sorabilirsiniz.

Peki, kılıç kuşanmak çağımızda neyin simgesi olabilir?

Çağa aklını, bilimini, katkısını koyamayanlar, aklı ve bilimiyle var olamayanlar, ancak müzeden kaldırdığı kılıcıyla gösteri yapar...

OKUR NOTU:

BA: DİB, gelen tepkiler üzerine şu açıklamayı yapmış: “Atatürk 82 sene önce vefat etti. Vefat eden insanlara dua edilir, beddua değil. Geçen geçmiştir, Allah Teala da ‘tilke ümmetün kad halet, lehâ mâ kesebet ve leküm mâ kesebtüm’ (Onlar gelip geçen bir ümmettiler. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz) (Bakara 141) ayetiyle bizi uyarmaktadır. Biz geçmişe takılmadan geleceğe bakmalıyız.”

Açıklamasından anlaşılıyor ki, dilinin altında bir bakla var... Atatürk için “Geçen geçmiştir” diyor... Lafa bakın... Kitabımızın ayetinde yer alan bir cümleyi (“Siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz”) alıntılayarak, tabii ki kendince Atatürk’e negatif bakışını yansıtıyor... Binlerce yıllık kültürümüzü içeren son devletimize böyle intikamcı bir adamı tayin ederseniz olacağı budur; toplumu birleştirmesi gerekirken böler... Açıklaması ile kabahatini daha da büyütmüş...

OKUR NOTU 1:

BY: Dünkü yazınızda geçen “aralarında bir tane kadın hoca veya efendi yok..” saptamanıza ek: Tüm inançlar dünyasında bir KADIN PEYGAMBER olabilseydi keşke!.. DÜNYAMIZDAKİ YAŞAM  çok daha -olumlu yönde- farklı olurdu.


Yazarın Son Yazıları