Kadın cinayetleri: Bu bir iç savaş!

31 Aralık 2020 Perşembe

2020’nin son köşe yazısı için hafta başından birkaç seçenek oluşturmuştum. İçinde umut olsun demiştim. Umudu büyütürken gerçeklerden kaçmamak gerekir diye düşünmüştüm. Aslolan insanın içindeki mücadele duygusudur diye başlamalıydı...

Ne yazık ki art arda gelen kadın cinayetleri gündemin birinci sırasına oturdu. Bir günde dört kadın cinayeti!

Bu, kadın kırımıdır!

Bu, iç savaştır!

Bu, toplumsal cinnettir!

Bu, terördür!

İnsan tanım bulmakta zorlanıyor.

Eskiden yılda birkaç kez meydana gelen benzer olaylar “namus cinayeti” adı altında konu edilirdi. Ancak gelinen noktada bunun namusla açıklanabilecek bir boyutu yok. Eğer bu cinayetler namusla bağlantılı yorumlanacaksa, katillerin namussuzluk saplantıları denebilir!

***

Son 10 yılın en düzenli artışı kadın cinayetleri! Her yıl sistemli şekilde bir önceki yıldan fazla oldu. 2011’de 121, 2012’de 210, 2013’te 237, 2014’te 294, 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409, 2018’de 440, 2019’da 474 kadın katledildi.

Bu tablo her gün en az bir kadının öldürüldüğünü ortaya koyuyor. Bu cinayetlerin yüzde 90’ında katil; eş, sevgili, eski eş, akraba, baba, evlat, tecavüzcü!

Cinayetler ülkenin dört bir tarafına yayılmış durumda. Coğrafyası yok. Önceki günkü cinayetler İstanbul, İzmir, Malatya ve Gaziantep’te işlendi.

Cinayetlerin mevcut düzen içinde verilen eğitimin seviyesiyle ilgisi yok. İzmir’de annesini öldüren katil, sosyoloji bölümü mezunu.

Cinayetlerin toplumsal kesimle ilgisi yok. Son cinayetlerde katledilen kadınların fotoğraflarına bakınca bu da çok net anlaşılıyor.

Cinayetlerin yaşla ilgisi yok. 12 Kasım’da yine bir günde dört cinayet işlenmişti. Birinde katledilen kadın 73 yaşındaydı.

Cinayeti işleyecek olana mekân çok! Kadınlar evde, sokakta, kafede, hastanede, bakkalda, manavda, akla gelen gelmeyen her yerde katlediliyor. Çocuklarının gözü önünden katledilen kadınlar var. O çocukların kim bilir kaçının ruh ölümü gerçekleşti!

Son bir günün kurbanları Dr. Aylin Sözer, Selda Taş, Vesile Dönmez, Betül Tuğluk dün Türkiye’nin dört bir yanında anıldı, cinayetler kınandı.

Ancak görülüyor ki kınamak yetmiyor.

***

Bir ülkenin kalkınmışlık düzeyini ölçmek için insanlarının nasıl öldüğüne bakmak gerekir.

Türkiye, yaşam kalitesinden insani değerleri özümsemeye kadar pek çok alanda giderek erozyona uğruyor.

Ülkeyi yönetenlerin, sorumlu noktalarda olanların, kanaat önderlerinin, kadın cinayetleri konusunda yaptığından daha öte bir sorumluluk alması gerekiyor.

En somut adım İstanbul Sözleşmesi. Türkiye’nin kendi ayıbı olan kadın cinayetlerini önlemek için attığı ve uluslararası kamuoyunu da ortak ettiği bu adım, gelinen noktada tartışmalı hale geldiyse başka neden söz edebiliriz ki!

Dün bir haber de Fransa’dan geldi. Yasemin Çetindağ adlı 25 yaşında 4 çocuklu bir kadın, eşi ile tartıştıktan sonra öldürülüyor.

25 yaşındaki kadın ne zaman evlenip 4 çocuk sahibi oldu, bu apayrı bir soru. Görülüyor ki bu da sınır aşan bir sorun.

Sorun hepimizin...

Böyle bakabilirsek çözüm başlamış olacak.


Yazarın Son Yazıları

Hatalar zinciri... 3 Mart 2021
Gara-bet durum! 23 Şubat 2021
Vurun gençliğe... 9 Şubat 2021