Meriç Velidedeoğlu

‘Ele Geçirilecek Kale!’

02 Mayıs 2014 Cuma

Bilindiği gibi, günümüz “Anayasa”sının “ikinci” maddesinde de “Türkiye Cumhuriyeti”nin bir “Hukuk Devleti” olduğu yazılıdır, öteki -demokratik laik ve sosyal- nitelikleriyle birlikte.
“Cumhuriyet”imizin, başta “Hukuk Devleti” olmak üzere bu nitelikleri ve “erkler ayrımı” ilk kez -bir önceki “Anayasa”mız olan- “1961 Anayasası”nda yer aldı. Dolaysiyle yarım yüzyıl önce, ülkemizin kamuoyu gündemine oturan, kuşkusuz biz gençleri de içine alan tartışmaların odak noktasıydı “Hukuk Devleti” konusu. Ne demekti bu?
Üniversite gençleri aralarında sorgulayıp anlamaya çalışırken, “Anayasa”yı hazırlayan bilim adamlarından “bir-bir” yanıtlar gelmeye başladı.
“Hukuk Devleti” denilen “devlet kavramı”nı en kısa yoldan, bizlerin de anlayacağı bir dille: “Bir devlette ‘yasama’, ‘yürütme’ -dahası- ‘yargı’ organlarının bütün tasarrufları, kural olarak, ‘YARGI DENETİMİ’ne bağlıysa o devlete ‘Hukuk Devleti” denir” diyerek ortaya koyuyorlardı.
Ardından da bir “Hukuk Devleti”nde yönetimin “keyfi” eylemlerinin, işlemlerinin davranışlarının ve “Anayasa”ya, “hukuk ilkeleri”ne aykırı “yasa” çıkarılmasının önlenmesinin ancak bu “Yargı Denetimi”yle sağlanacağı vurgulanıyordu.
“1961 Anayasası” dolaysiyle “Yargı Denetimi” uygulamaya konulduktan sonra, zaman zaman yakışıksız eleştirilere uğrar oldu; gazeteci “Nazlı Ilıcak”ın: “Taşları bağlamışlar köpekleri serbest bırakmışlar!” taşlaması bunlardan biriydi...
“Yasama-yürütme-yargı”, bu “üç erk”e uygulanan “Yargı Denetimi”nden en çok “şikâyet” edileni “yasama organı”nın, “TBMM”nin çalışmalarının “Anayasa”ya uygun olup olmadıklarını denetleyen “Anayasa Mahkemesi” (AYM) oldu; bugün de öyle.
Nitekim bunun son örneğini, “25 Nisan”da “AYM”nin kuruluşunun “52. yıl”ının kutlanmasında, “Başkan H. Kılıç”ın uyarılarına; “Başbakan Erdoğan”ın verdiği -mahalle kavgalarını anımsatan- yanıtlarında bol bol gördük.
Zaten “Erdoğan”, “12 yıllık” iktidarı sürecinde her fırsata “1961 Anayasası”nın, “Asker Efendileri”nin “kul”larınca yapıldığını dile getirip yerden yere vurmasının temelinde kuşkusuz bu “Yargı Denetimi”, dolaysiyle de “AYM” vardı.
Çünkü “Erdoğan”, iktidarı boyunca yaklaşık “yüzyıl” öncesi “Osmanlı Devleti”nin “Harbiye Nazırı Enver Paşa” gibi davranmıştı.
“Enver Paşa”, bir buyruğunun yerine getirilmesini istediğinde; “Paşam bu hususta bir kanun yok, bu emrin yerine getirilmesi kanuna aykırı olur!” yanıtına öfkeyle: “Yok kanun yap kanun!” diye gürleyerek -bir bakıma- “Benim isteğimi formalitesine uydur ‘yasa’ haline getir!” demişti.
“Erdoğan” da “12 yıllık” iktidarı süresince benzer bir tutum içinde olmadı mı?
“Yok kanun yap kanun” anlayışıyla yaptırdığı yasalar; çoğunluğu elinde olan “TBMM”ce kabul ediliyor, Çankaya’daki “Noter” tarafından da onaylanıveriyordu.
“Hukuk Devleti”nin yapısını çiğneyen bu yasaların kimileri “AYM”nin önüne gelmiş -az da olsa- bir bölümünün yürürlüğü durdurulmuştu; ama bu kararlar “Erdoğan” için bir “uyarı” olmuyordu; o yine “Hukuk Devleti”ni “hiç”e sayan yasaları -hiçbir çekince duymadan- ürettirmeyi sürdürdü durdu.
Dolaysiyle son dönemlerde “AYM”nin aldığı “durdurma” kararlarının çoğalıp “Erdoğan”ı iyice rahatsız etmesi, bu “anayasal” organa yönelik eleştirilerinin artmasına neden oluyordu.
“AYM” Başkanı “25 Nisan” konuşmasıyla, “yürütme”nin başı “Erdoğan”ın bu tutumunu ağırca eleştirip yerinde uyarılarda bulundu görevinin kendisine verdiği yetkiyle.
Öte yanda “Başkan Kılıç”ın konuşmasındaki “gömlek değiştirme” söyleminin “siyasi bir polemik” olduğu açıkça ortadadır, her ne denli “Erdoğan” hak etse de...
Ayrıca, devletin bütün organlarındaki “F-Tipi” kadrolaşmayı yadsıyan bir yaklaşım içinde olarak, “paralel devlet”in ispatlanmasını istemesi de çok dikkat çekecek bir boyutta kuşkusuz...
Sanırım, gerek “hukuk”un üstünlüğü, gerek “erkler ayrımı”, kısaca “Hukuk Devleti” adına -yerli yerinde- ortaya koyduğu uyarılarını- halkımızın diliyle- “atı alanın Üsküdar’ı çoktan geçmesi”nden sonra yapması, belki de, en çok eleştirilecek bir tutum olarak görülebilir.
Dahası insan; “yürütme”nin başı “Erdoğan”ın, “Hukuk Devleti”nin niteliğini bozacak söylemlerinin de, örneğin, “Ben bu davanın savcısıyım!” ya da “AYM kararlarına saygı duymuyorum!” gibi konuşmalarının da -başvuru yapılmadan- “AYM”nin “inceleyebilir” olmasını da istiyor...
Ne var ki, “hukuk” dendiğinde “şeriat”ı anlayan; “T.C. Devleti”ni adım adım sindire sindire “Ilımlı İslam Devleti”ne dönüştürmeye kendini adamış, üstelik “ABD”, “AB” tarafından da buna “kod”lanmış bir “adam”dan, çağdaş, demokratik, laik “Hukuk Devleti”ni kabullenmesi beklenebilir mi?
Ne dersiniz?  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021

Günün Köşe Yazıları