Feyzi Açıkalın

O zaman biz de bayrakları asmayalım

24 Ağustos 2020 Pazartesi

Ülkeyi yöneten Siyasal İslam’ın kendi içindeki savaşımı gün geçtikçe açığa çıkıyor. İktidar içindeki bir kanat enerji yatırımları üstünden güç devşirmeye çalışırken, diğeri Cumhuriyet kazanımlarını yok etme yolunda baş vurduğu yasaklamalar ile öne çıkmaya çalışıyor.

Ülkenin gündemini, tarafların kendi içlerindeki bu satranç hamleleri belirliyor. Örneğin, doğal gaz keşfinin yarattığı “gazlı ortam”, İçişleri Bakanı’nın bir hafta öncesinden açıkladığı 30 Ağustos kutlamaları yasaklama genelgesi ile değersizleştirilmek isteniyor.

Aralarındaki varoluş ve iktidar mirasını sahiplenme kavgasında, ülkenin milliyetçi damarını tutabilen taraf hep bir adım önde duruyor. Çünkü kaşınması ve üstünden prim yapılması en kolay bayrak, vatan gibi öğeler onların tekelinde sayılıyor.

İktidar bileşenleri ne şekilde kavga ederlerse etsinler, başında Atatürk’ün adının geçtiği havalimanı, cadde, meydan, spor salonu, stadyum, kütüphane, park gibi akla gelebilecek her alanı neredeyse Recep Tayyip Erdoğan’a çevirmenin, kendilerince haklı gururunu yaşıyor.

Cumhuriyete ilişkin bütün simgelerin ustalıkla silindiği günümüzde, ulus birliği adı altında toplanılacak tek alan olarak geriye yalnızca Türk bayrağı kaldı. İktidardaki muhafazakar milliyetçi damar, yasakladığı ulusal kurtuluş günlerinde halkı bayrak asmakla yetindirmek istiyor.

Bayrak, iktidarın rıza üretiminde kullandığı en güçlü ve son araç haline geldi. İktidarın yaptırımları karşısında çaresizlik içinde kalan halk, kaderine bayrak astırılarak razı ediliyor. Bayrak asarak en azından tepkisini dile getirdiğini, daha da kötüsü bunun işe yarayacağını zannediyor.

Halk aslında bayrak altında toplanmanın, böyle tepki veriyor olmanın bir iktidar  oyunu olduğunu fark etmiyor. Anadoluyu yaygın şekilde kaplayan o görünmez medya iletişim ağı ile yurttaşlara bunun salık verildiğini anlamıyor.

Yerelde örgütlenmiş iktidar medyası halkı böyle bir yasaklama karşısında bayrak asarak görevini yerine getirmeye davet ediyor. Balkon iplerine bir kilot, bir fanila, bir pembeleşmiş bayrak şeklinde yerleştirmenin yeterli olabileceğini fısıldıyor.

İşin kötüsü bu kutsal simgenin, bayrağın gölgesine sığınmış, zamanı geldiğinde kendilerini dışarı atacak iktidar takiyyecileriyle de ister istemez bir birliktelik yaşanıyor.

Madem modern Türkiye Cumhuriyetinin bütün resmî bayramları yok sayılıyor, o zaman o son kalan birleştiricinin yani Türk bayrağının, onların istediği şekilde kullanımından vaz geçmek gerekiyor.

Her türlü milliyetçi coşku sonrası adeta slogan haline gelen, “As bayrakları, as, as, as!” benzeri yükselmeler balkonlarla sınırlı tutulmamalı. Binalardan özenle sarkıtılmış bayrak ile böbürlenip, bu yolla görevini yapmış olmanın rahatlaması yerine meydanlara akılabilmelidir.

Ülkeyi kuşatmış sağcı yerel iktidarlara yancılık yapan sözde cumhuriyetçi örgütlenmelerin liderliğindeki fener alayları benzeri nümayişler yerine, kendiliğinden oluşmuş halk hareketleri içinde bayrak sallanabilmelidir. Balkona en büyük bayrağı asmak yerine, en küçüğü ile coşkulu kalabalıklarda yer alabilmek gerekiyor.

Başka türlü olmayacak…


Yazarın Son Yazıları

Harç mı haraç mı? 24 Eylül 2020
Hilafette turizm 21 Temmuz 2020