Feyzi Açıkalın

Kurban Bayramı’nda sahillere kim indi?

04 Ağustos 2020 Salı

İslamcı AKP iktidarının kültür ve sanat inşasındaki yetersizliğini, attığı ilginç tweetler ile Sağlık Bakanı Koca gidermeye çalışıyor. Günlük COVID-19 verilerini vodvil tadındaki mesajlar ile açıklamayı kendine görev edinen bakan, bu yolla etkili olmayı deniyor.

Bakan, Pazar günkü olağan mesajında “salgının sahile indiğini” söylemişti. Haklıydı tabii ki ama bu yolculuğun biletini kendi iktidarları kesmişti. Dolayısıyla olacakları herkesten iyi o bilmekteydi.

Bakan, sahil kelimesi ile, 3 bin 300 kilometre uzunluğundaki bir alana yerleşmiş Ege ve Akdeniz’in farklı turizm destinasyonlarını kastediyor. Adı geçen turizm noktaları, yıllar içinde belirlenmiş özelliklerine göre konuk alıyor.

Misal, büyük şehirlerdeki eğlence hayatını en orijinal şekli ile kıyılara taşıyanlar başka; sundukları daha sıradan hizmet ile Anadolu’nun kavruk, bekar delikanlılarına göz kırpan yerleşimler ise daha başka turist kabulu yapıyor. Üstüne üstlük bu belde yönetimleri, gerekli denetimi yapmayarak konuklarıyla tam bir doku uyuşması sağlıyor.

Turist dedim de; bildiğiniz gibi bu yıl biz bizeyiz, en azından Ağustos ortalarında Ruslar gelene kadar… Hal böyle olunca Kurban Bayramı’nda sahilleri dolduranlar, kendi şehirlerine en yakın turizm yerleşimini tercih eden genç erkeklerden oluştu.

Gençlerin dışında, üstlerinden, geçtiğimiz son 18 yılın siyasi politikalarının oluşturulduğu, razı edilmiş muhafazakar çekirdek aileler de sahillere indi. Ama onların sayısı yine de gençlere göre düşüktü. Çünkü paraları yoktu. Çok çabuk mobilize olabilen, kazançlarını böylesi kısa bir tatil için harcayabilecek bağımsızlıktaki gençlerin maddi gücünde değildiler. Zaten tatillerini de kısa kestiler.

Korkunç müzikler çalınan bir arabada en az dört kişi olmak kaydıyla yola çıkan, zayıf, zımba gibi, modern alabros(!) traşlı Anadolu gençliği, açıkça söylemek gerekirse “zamparalığa” gelmişti. Yaşadıkları muhafazakar ortamlarda cinselliklerini yeterince yaşayamayan gençler, umduklarını bulamadılar. İçlerinde, kendilerine bir efsane olarak anlatılan yabancı karşı cins(!) de olmak üzere, şehirde kimsecikler yoktu.

Benzer araçları dolduran erkek gurupları, sanki kendilerine vaat edilen toprakları işgale gelmiş gibiydiler. Ziyaret ettikleri yerleşimin halkına en ufacık bir saygıları olmaksızın, kendi tüketim ve eğlence anlayışlarını hoyratça, kabaca baskın kılmaya çalıştılar.

Araçlarında ya da plajda, banklarda yattılar. Lokanta yerine büfelerden aldıklarıyla yetindiler. Çevreyi kirlettiler. Eğlence merkezlerinin ise içinde değil, dışında avlanmayı tercih ettiler. Böylece o kutsal turizm kazançlarına beklenen katkıları olmadı.

İşin COVID-19 kısmına gelirsek; ne yazık ki açıklanan günlük verilerdeki en çok virüse rastlanan şehirlerin insanıydı bu sahile inenler. Büyük bir vurdumduymazlıkla, kadercilikle, belki de virüs denen bir olguya inanmayarak görevlerini yerine getirdiler.

Büyük olasılıkla kullanıldıklarının da farkında değildiler. Birincisi, oluşturdukları sözde turizm hareketi ile dosta düşmana işlerin iyi gittiğinin mesajı verilecekti. Ekonomi işliyordu işte. İkincisi daha fenaydı; “siyasi iktidar her türlü önlemi almaktaydı ama halk yani onlar kötüydü, elden ne gelirdi ki!” yaygın söyleminin kurbanıydılar.

Araçlarından yankılanan arabesk müzik ile Bakan’ın vodvilinin bir parçası olmuşlardı. Günah keçisi olarak şehirlerine dönerken bundan haberleri yoktu.


Yazarın Son Yazıları

Harç mı haraç mı? 24 Eylül 2020
Hilafette turizm 21 Temmuz 2020