‘Yanlış’ değil doğasında var

03 Ağustos 2020 Pazartesi

Uluslararası mali piyasaları yakından izleyen, onlara yön verebilen Wall Street Journal ve Financial Times gibi yayınların yazarları, Türkiye’nin değerli, deneyimli ekonomistleri, AKP rejiminin, TL’yi korumak için Merkez Bankası rezervlerini eritmesinin, düşük faiz ve kredi balonuyla ekonomik büyümeyi amaçlayan politikalarının “yanlış” olduğunu düşünüyor, hatta bu yanlışta ısrar edilmesine şaşırıyorlar. Benim aklıma Lenin’in “Neden böyle de başka türlü değil” ve “Kimin için” soruları geliyor.

‘Obruğun’ içine kimler düşecek?

FT’ye göre “Erdoğan’ın Türk Lirası’yla oynadığı kumar başarılı olmadı”; lira değer kaybetmeye devam ediyor. Erdoğan, ekonominin hem sabit kur sistemi hem yabancı sermaye girişi hem de bağımsız para politikası üçlüsünü aynı anda korumanın imkânsızlığına ilişkin temel yasalarının etkisinden kurtulabileceğine, “ekonominin yerçekimine direnebileceğine inanıyor”; yüksek enflasyon, zayıflayan TL kuru ikilisi karşısında, yüksek faiz enflasyona yol açar inancıyla faizleri daha da düşürmeye çalışıyor; “ekonominin temel mantığına karşı açılan bu savaş ilginç”.

WSJ, düşük faiz, bol krediyle elde edilen, Atila Yeşilada’nın deyişiyle “hormonlu büyümenin” sürdürülemeyeceğine inanıyor. Bu sürdürülemezliğin en çarpıcı göstergesi 2017’den bu yana giderek hızlanan net yabancı sermaye çıkışıdır. WSJ’nin aktardığına göre, bu yılın ilk altı ayında, TL bonolarından 7.3 milyar dolar, borsadan da 4.2 milyar dolar, toplam, 11.6 milyar dolar yabancı sermaye çıkmış. Bu sırada Merkez Bankası’nın rezervleri erimeye devam etmiş, hatta kimi hesaplara göre tükenmiş.

Geçen hafta Merkez Bankası Başkanı’nın “Yeterli rezerv stokumuz var” açıklamasını okuyunca, Tayland Merkez Bankası Başkanı’nın 1997 Temmuzu’ndaki sözlerini anımsadım. Bir hafta sonra Tayland MB havlu atmış, Asya krizi başlamıştı.

Türkiye kapitalizminin birikim süreci, ekonomik büyümenin sürdürülebilirliği yabancı sermaye girişine endekslidir. Yabancı sermaye özellikle finansal sermaye, ülkeyi kalkındırmaya değil, artık-değerden pay almaya gelir. Bu “geliş” üzerinde, tüketimi, rantiye (özellikle inşaat sektöründe) ekonomisini besleyen bir kredi balonu da oluşur. Geçen hafta, ekonomist Uğur Gürses’in verdiği örnek bu süreci güzel betimliyordu: “Düz bir arazide yeraltı suları elektrik motorları ile yüzeye çıkarılarak tarımsal sulamada kullanılırken her şey yolunda gider gibi görünür; bir gün yüzey çöküntüsü ile devasa bir obrukla karşılaşırsınız”.

Gerçekten de yabancı sermaye birikirken, ülkenin artık-değer “havuzundaki su” giderek azalır. Bir noktada yabancı sermaye ekonomiden çıkmaya başlar, çıkarken de arkasında bir “obruk” oluşur. Peki, bu sular hangi tarlaları sulamıştı? Obruğun içine şimdi kimler düşecek?

Reçete belli ama…

Gerek FT gerekse WSJ yazarlarına ve ülkemizin saygın ekonomistlerine göre, bu “yanlışlardan” dönmek için yapılması gerekenler açık: TL’nin döviz kurunu savunmayı bırakın, faizleri artırın, ekonomik büyümeyi azaltın (krediyle şişirilmiş fazlasını alın), devlet harcamalarını kısın. Piyasalara güven verin.

Gerçekten de bu önlemler, TL’yi stabilize eder, enflasyonu düşürür, yabancı sermaye gelişini yeniden başlatabilir. Peki ya, bu önlemlerin, hem de Covid-19 salgını içinde toplumsal maliyeti? Obruğun içine düşecek olanların acıları?

Diğer taraftan, bu önlemlerin, AKP rejimi açsından maliyeti çok yüksek, hatta yaşamsaldır. Ucuz kredi, düşük faiz, genişlemeci para politikası ve devlet harcamaları üstünde yalnızca inşaat sektörü ve tüketici talebi/perakende sektörü yaşamıyor. AKP rejiminin toplumsal tabanı, tarikatlar ve cemaatler de kaselerini bu tulumbanın suyuyla dolduruyorlar. Suyun çok önemli bir kısmı siyasal İslamın tarlalarını suluyor.

Böyle bakınca da karşımıza birtakım “hatalar” değil, AKP liderliğinde, bir sınıf olarak şekillenmiş dinci entelijansiyanın, Türkiye kapitalizmi üzerindeki asalak iktidarının, bu sınıfın kendi tabanıyla ve toplumun geri kalanıyla ilişkisinin ekonomi-politiği, bu ekonomi-politiğin beslediği toplumsal mühendislik projesi çıkıyor. Projenin aniden hızlanması da bu suyun tükenmeye başlamasıyla, iktidar sınıfının, “mülksüzleştirerek birikim” aşamasına geçme çabalarının sıkıntılarıyla ilişkilidir.


Yazarın Son Yazıları

Fanteziler ve iki tarih 3 Eylül 2020
Adamlar seçimle gitmiyor! 17 Ağustos 2020
Rejim yine duvara çarptı 10 Ağustos 2020
Geri dönüş yok! 6 Ağustos 2020